Yeni ‘kutsal ittifak’ın adını koyalım

· Cumhuriyet

Yeni ‘kutsal ittifak’ın adını koyalım

Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi.

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Yeni ‘kutsal ittifak’ın adını koyalım Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Feridun Andaç Son Köşe Yazıları Yeni ‘kutsal ittifak’ın adını koyalım 11.09.2026 04:00 Güncellenme: 11.09.2026 04:00 Takip Et: Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD'nin Ortadoğu'daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi. Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi.

Elbette tarih tekerrürden ibaret değildir ama hatırlatmakta yarar var:

Coğrafya aynı, çıkarların gölgesi aynı; yalnızca masaya oturanların adı değişiyor.

Şöyle ki İran'da 19 Ağustos 1953'te gerçekleştirilen, "Ajax Operasyonu" adı verilen. ABD ile İngiltere'nin ortaklaşa yürüttüğü Musaddık karşıtı darbenin bugüne bakan anlamlı yanları vardır.

23 Temmuz 1952'de Mısır'da Cemal Abdünnasır ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği "Hür Subaylar Hareketi" ülkede. Musaddık'ın İran'daki millileştirme hamlesiyle aynı antiemperyalist iklimin içinde, benzer bir devrim başlatmıştı.

Her iki durumda da İngiltere'nin çıkarlarına gölge düşüren bu iki "hareket". ABD ile İngiltere'yi birbirine daha da yaklaştırmış; Ortadoğu'da yeni bir hegemonya kurmak üzere ittifaka yöneltmiştir.

ABD'nin Mısır'daki Nasır yönetimine yönelik baskıları sonuç vermeyince bir tür "arabuluculuk" görevi Türkiye'ye, dönemin Demokrat Parti iktidarına verilir. Adnan Menderes 'in bu yöndeki başarısızlığı, bir başka "ittifak projesi" ni gündeme getirir. Zira Mısır, "Bağlantısızlar Hareketi" ne yeşil ışık yakmış, Sovyetler Birliği'ne de yaklaşmıştır.

Bunun üzerine, gene ABD'nin desteğiyle 1955'te "Bağdat Paktı" kurulur. Türkiye ile Irak'ın başlattığı pakta daha sonra İngiltere, Pakistan. İran katılır; Irak'ın 1959'da çekilmesinin ardından örgüt CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı) adını alır. Amaç, Sovyetler Birliği'nin Ortadoğu'daki nüfuzunu sınırlamaktır, daha basit bir söylemle o bölgeye el atmasını engellemektir!

ABD'nin bölgedeki ilk darbesiyle yeniden iktidara taşınan Muhammet Rıza Pehlevi, ABD ile İngiltere'nin bölgedeki jandarmalığını üstlenmiştir. İşte bu "kutsal ittifak"ın baş ortaklarından Türkiye de Demokrat Parti iktidarıyla bölgede benzer bir rol üstlenmeye soyunur.

O günlerde Mısır'la baş edemeyen İngiltere ve Fransa, İsrail'le birlikte 1956'da Süveyş Krizi'ni (Sina Savaşı) başlatarak Nasır yönetiminin gücünü kırmaya çalışır. Ardından 5-10 Haziran 1967'deki "Altı Gün Savaşı", Mısır'ı ağır bir yenilgiyle yüz yüze bırakır.

Dünün paktları bugün başka adlarla karşımıza çıkıyor; değişmeyense bölgenin kaderi üzerinde söz söyleme hakkını kendinde gören o tahakküm iradesidir.

ABD, bu kez İran'ı dize getiremediği ve NATO içinde de aradığı desteği bulamadığı için "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" adı verilen yeni bir "kutsal ittifak" ı devreye sokmuş görünüyor. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye bunu "bölgesel güvenlik" diye adlandırıp anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını söylese de ortaya çıkan siyasal bağlam. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye bunu "bölgesel güvenlik" diye adlandırıp anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını söylese de ortaya çıkan siyasal bağlam, hedefin öncelikle İran olduğu izlenimini güçlendiriyor. Yani çok açık ki küresel güçler, elbette özellikle Amerika, mayası tutmayan "Arap Baharı" safsatasını şimdi yeni bir hamleyle taçlandırmak derdindedirler.

Kulakları çınlasın; Ahmet Davutoğlu 'nun "stratejik derinlik" tezi yerle bir olurken Fukuyama 'nın Tarihin Sonu ve Son İnsan'dan başlayıp Büyük Çözülme'ye uzanan tezlerinin Ortadoğu uluslarını getirdiği noktanın özeti gibidir aslında "Mekke Anlaşması". Son İnsan'dan başlayıp Büyük Çözülme'ye uzanan tezlerinin Ortadoğu uluslarını getirdiği noktanın özeti gibidir aslında "Mekke Anlaşması".

Yani meselenin özü, özeti şudur: Ortadoğu'da kurulmak istenen "yeni düzen"i n stratejik çerçevesini böylesi bir "ittifak" la oluşturmak. .

Masada güvenlik diye kurulan her cümle, sahada halkların hayatına yeni bir sınır, yeni bir korku ve yeni bir bağımlılık olarak düşüyor.

Osmanlı'nın bu coğrafyadaki izlerini silmek üzere fitili ateşleyen İngiltere'nin kuklası haline gelen kabileler. Osmanlı'nın bu coğrafyadaki izlerini silmek üzere fitili ateşleyen İngiltere'nin kuklası haline gelen kabileler, özellikle de Suudilerin Osmanlı'yı bölgede çökertmek için emperyal güçlerle kurduğu ittifak unutulmamalı.

"Çağ değişti, artık bunları unutalım" demek ne denli pragmatik ve Makyavelist siyasetçilerin işiyse de Türkiye'yi iyice ateş çemberinin içine çeken bu "kutsal ittifak" ın güvenlikten çok yıkım getireceğini söylemek isterim. Üstelik hem hükümet hem de bu "ittifak" ın diğer aktörleri, anlaşmanın operasyonel ayrıntılarını açıklamaktan kaçınmaktadır.

Burada Sedat Ergin 'in şu tespitini bir safdillik olarak gördüğümü belirtmeliyim:

"Bu bölgede icra edeceği rollerin Türkiye'nin Batı karşısında elini güçlendireceğini düşünebiliriz. Türkiye'nin bölgesel rolünün son dönemde Batı çevrelerde artan bir ilgi görmekte oluşu bu beklentiyi destekliyor. " (*)

Noam Chomsky 'nin deyimiyle, "ABD'de içsel olarak yaşanan üçüncü dünyalaşma süreci" nin bir uzantısıdır bütün bu hamleler.

Kendi ülkelerinde toplumsallaşmayı demokrasi yoluyla inşa etmeyi bir yana bırakıp Ortadoğu'nun haritasını yeniden biçimlendirmek isteyen emperyal güçlerin oyun kuruculuğuna bir "anlaşma" yla ortak olmak hiç de inandırıcı gelmiyor.

Ulus, ulusal bağımsızlık ve egemenlik düşüncelerini bir yana bırakan bu "yeni küresel merkez" arayışı. Ulus, ulusal bağımsızlık ve egemenlik düşüncelerini bir yana bırakan bu "yeni küresel merkez" arayışı, özellikle ABD emperyalizminin bölgeyi karantinaya alma amacını taşımaktadır. Bu anlamda "Mekke Anlaşması", geçmişin bir tekrarı değil; tam tersine, bölgeyi ateş çemberine çevirmek için yapılmış yeni bir hamledir.

Benim sıklıkla yinelediğim "Ortadoğu Yemen'den başlar" tezimi doğrulayan örneklerden biridir bu anlaşma. Yani ABD, bölgede egemen güç olma iddiasını, kendisinin katılmadığı bir "müzakere" nin sonucuyla adeta imza altına aldırmıştır. İsrail'le el ele vererek Ortadoğu'nun yeniden biçimlendirilmesinin de adımını atmıştır. Holokost'un kolektif bellekteki izlerini siyasal bir meşruiyet aracına dönüştürerek Gazze'yi yıkıma uğratan İsrail, bu anlaşmanın bence görünmeyen baş aktörüdür. NATO üyesi olmayan bu ülke, böylece taşeron aktörlerle yeni bir savunma hattı kurma çabasındadır.

Bu anlaşma, "Akdeniz Diyaloğu" nu gölgede bırakarak bölgeyi ABD'nin gözetim. Bu anlaşma, "Akdeniz Diyaloğu" nu gölgede bırakarak bölgeyi ABD'nin gözetim ve denetimine daha açık hale getirmiş; gelecekte daha da travmatik bir sürece kapı aralamıştır. Üstelik bu, Ortadoğu'nun geleceğini yeniden kurmak üzere yapılmış bir ittifaktır. Sanırım bunun adını da böyle koymak gerekiyor.

Böylesi durumlarda bu işin aktörü olmaya soyunanlar, bir bakıma, Žižek'in deyimiyle "gizli mekanizmaya itaat eden robotumsu kuklalar gibi olan. Böylesi durumlarda bu işin aktörü olmaya soyunanlar, bir bakıma, Žižek'in deyimiyle "gizli mekanizmaya itaat eden robotumsu kuklalar gibi olan, garip şekilde idraksizleşen ya da ruhsuzlaşan özne" ye dönüşürler. (**) Bu dönüşüm de bölgeye kazançtan çok zarar getirecektir kanımca!

Sonuç olarak haritalar masalarda yeniden çizilirken bedelini gene o haritalarda adı bile anılmayan halklar ödüyor.

(*) "Mekke Anlaşması'nın Ön Muhasebesi. . ", Sedat Ergin, Oksijen Gazetesi, 14-20 Ağustos 2026.

(**) Kırılgan Mutlak, Slavoj Žižek; Çev. : Mehmet Öznur, 2003, Encore Yay. , 199 s.

Ana seçkinin en çarpıcı filmlerinden biri olan “Dau”, Rus asıllı yönetmen İlya Khrzhanovsky’nin (1975) yirmi yıldan bu yana üzerinde çalıştığı devasa bir projenin son noktası.

Yeni “transfer” dedikoduları da gündemdeyken Cumhuriyet’in dünkü haberine göre, Üsküdar Belediyesi’ne yapılan operasyonla birlikte, İstanbul’daki 15 ilçe belediye başkanı görevlerinden uzaklaştırılmış oldu. 2024 yerel seçimlerinde CHP’ye verilen oyların tersine, yönetimleri İktidara devredilen ilçe belediyelerinde gasp edilmiş olan oy sayısı 1 milyon 382 bin 746’ya ulaştı.

“Ortak vatan” deyişini kullananlar suç işlediklerini nedense bilmiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesini okuyalım.

Geçen hafta Beyaz Saray’ın sosyal medya hesaplarında bir video yayınlandı.

TEMA gönüllüleri özgürlüğüne kavuşunca NATO zirvesi öncesi tutuklanan kimse kalmadı sanıyoruz.

Türkiye, kardeş Pakistan ve Suudi Arabistan’la birlikte Mekke Güvenlik Paktı’nı kurdu.

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok.

Soru: 05/07/1982 doğumluyum. 8/9/2001 tarihinde yeraltı maden ocağında çalışmaya başladım.

Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi.

Tarımdaki sıkıntılar giderek daha da artıyor. Çiftçi hangi ürüne el atsa işin içinden çıkamıyor. Buğdaydan mısıra, incirden üzüme hemen her üründe sıkıntı var. Üretici bin bir emek ve zahmetle üretmeye çalıştığı her üründen zarar ediyor.

Ayrılık, çok geçmişten getirdiğimiz ve yaşamımızın farklı dönemlerinde farklı biçimlerde tekrar tekrar karşılaştığımız bir durum.