Yapay zekâda balon riski 10 üzerinden 8’e dayandı

· Dünya Gazetesi

Yapay zekâda balon riski 10 üzerinden 8’e dayandı

Rockefeller International Başkanı Ruchir Sharma, yapay zekâ sektöründeki balon riskini 10 üzerinden 7–8 aralığında gördüğünü söyledi. Açıkçası, yıllık harcamanın 1 trilyon doları aşmasına karşın gelirin yaklaşık 200 milyar dolarda kalması, sektördeki kırılganlığı ve finansman baskısını büyütüyor.

Rockefeller International Başkanı Ruchir Sharma da tam bu noktaya dikkat çekiyor. Sharma'ya göre yapay zekâ alanında fiyatlamalar, yatırım iştahı. Sharma'ya göre yapay zekâ alanında fiyatlamalar, yatırım iştahı ve beklentiler öyle bir seviyeye geldi ki balon riski artık görmezden gelinemeyecek ölçüde büyümüş durumda.

Sharma, yapay zekâ sektöründeki balon riskini 10 üzerinden 7–8 olarak tanımlıyor. Bu değerlendirme, sektörün henüz tamamen kopmuş bir çılgınlık evresinde olmadığına, ancak ciddi bir köpük oluştuğuna işaret ediyor.

Bu görüşün arkasında birkaç temel neden var. Öncelikle piyasalarda yapay zekâ bağlantılı şirketlere yönelik değerlemeler son derece hızlı yükseldi. İkinci olarak yatırımcı ilgisi çok dar bir alana yoğunlaştı. Üçüncü olarak da harcama yarışı gelir üretme hızının önüne geçti.

Sharma'ya göre klasik balon dönemlerinde görülen dört temel işaretten üçü şimdiden sahnede. Aşırı değerleme, aşırı yatırım ve yatırımcıların aynı hikâyeye yığılması zaten belirginleşmiş durumda. Henüz geçmiş büyük balonlardaki kadar aşırı borçlanma görülmese de finansman baskısı giderek artıyor.

Yapay zekâ yarışında en çarpıcı tablo, yatırımlarla gelir arasındaki makasta ortaya çıkıyor. Sektörde veri merkezi kurulumu, yüksek kapasiteli çip alımı, soğutma ve enerji yatırımları için yıllık harcamanın 1 trilyon doların üzerine çıktığı değerlendiriliyor.

Buna karşılık yapay zekâ tarafında üretilen gelirin yaklaşık 200 milyar dolar düzeyinde kaldığı hesaplanıyor. Bu tablo, yaklaşık 800 milyar dolarlık bir finansman boşluğuna işaret ediyor.

Başka bir ifadeyle şirketler bugün gelecekte elde etmeyi umdukları gelirler için şimdiden devasa bir altyapı faturası ödüyor. Eğer gelir büyümesi bu yatırımları yakalayamazsa piyasa, çok pahalı kurulmuş bir kapasite fazlasıyla karşı karşıya kalabilir.

Bu hikâyede yalnızca teknoloji şirketlerinin performansı değil, küresel faiz ortamı da belirleyici olacak. Sharma'nın dikkat çektiği temel eşik, ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5 seviyesi.

Uzun vadeli faizlerin bu seviyenin üzerine yerleşmesi, büyük teknoloji şirketlerinin ve yapay zekâ altyapısına yatırım yapan oyuncuların finansman maliyetini artırabilir. Ucuz para döneminde sorun yaratmayan dev yatırım planları, daha pahalı borçlanma ortamında çok daha sert şekilde sorgulanabilir.

Bu nedenle yapay zekâ sektöründeki köpüğün ne zaman ve nasıl test edileceği sorusunun yanıtı biraz da tahvil piyasasında yatıyor. Faizler yüksek kaldıkça, yatırımcıların sınırsız büyüme hikâyelerine ayırdığı sabır azalabilir.

Balon riskine rağmen yatırımcıların yapay zekâ temasına güçlü biçimde bağlı kalmasının nedeni, bu teknolojinin verimlilik artışı. Yeni gelir alanları yaratma potansiyeline duyulan inanç. Şirketler, bugünkü yüksek maliyetlerin yarının büyük kazançlarının bedeli olduğunu savunuyor.

Gerçekten de yapay zekâ kurumsal yazılımdan reklama, üretimden müşteri hizmetlerine kadar birçok alanda yeni iş modelleri üretiyor. Ancak piyasanın tartıştığı nokta, potansiyelin var olup olmadığı değil, bugünkü fiyatların bu potansiyeli fazlasıyla satın alıp almadığı.

Yani sorun teknolojinin geleceği değil, yatırımcıların o geleceği ne kadar pahalıya satın aldığı. Tarihte birçok balon da tam bu noktada büyüdü. Güçlü bir hikâye vardı, ancak fiyatlar o hikâyeyi gerçeklerden koparacak kadar yukarı taşındı.

Bir başka önemli risk de ABD'de kamu borcunun ve bütçe açığının yarattığı sermaye ihtiyacı. Devlet daha fazla borçlanırken özel sektör de yapay zekâ yatırımları için daha fazla kaynak arıyor. Böylece aynı para havuzu üzerinde büyüyen bir rekabet oluşuyor.

Devlet tahvillerinin daha yüksek getiri sunmaya başlaması, yatırımcıların riskli teknoloji hisseleri yerine daha güvenli varlıklara yönelmesine yol açabilir. Bu da yapay zekâ şirketlerinin değerlemeleri üzerinde baskı kurabilir.

Sharma'nın uyarısı tam da burada önem kazanıyor. Yapay zekâdaki bugünkü coşku yalnızca teknolojiye değil, finansman koşullarının uygun kalmasına da bağlı. Eğer sermayenin fiyatı yükselirse, en iddialı büyüme hikâyeleri bile zor sınavdan geçebilir.

Bu tartışma yalnızca Wall Street'i ilgilendirmiyor. Çünkü yapay zekâ temalı hisseler, teknoloji fonları ve küresel borsalar üzerinden Türkiye'deki yatırımcıların portföylerini de etkiliyor.

ABD tahvil faizindeki yükseliş, teknoloji hisselerinde dalgalanma yaratırsa bunun etkisi gelişen ülke piyasalarına da yayılabilir. Ayrıca küresel risk iştahındaki bozulma, doların yönünden altın fiyatlarına kadar birçok varlık sınıfında yeni fiyatlamaları tetikleyebilir.

Bu nedenle yapay zekâ hikâyesi artık sadece teknoloji haberi değil. Aynı zamanda küresel sermaye akımlarını, borsa çarpanlarını ve yatırımcı davranışını etkileyen büyük bir finans başlığı haline gelmiş durumda.