· Anadolu Ajansı
Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde öğrenci performansı gerilerken Türkiye’nin yükselişini sürdürmesi, eğitimde uzun vadeli ve kararlı bir dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor.
CANLI İstanbul Maltepe'de ev sahibi ile kiracı arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle silahlı kavga çıktı. Olay yerinden yayındayız
EDITION Analiz Türkiye’nin eğitimde sessiz devrimi: PISA 2025 ne söylüyor? Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde öğrenci performansı gerilerken Türkiye’nin yükselişini sürdürmesi, eğitimde uzun vadeli ve kararlı bir dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor. Faik Tanrıkulu 10 Eylül 2026 • Güncelleme : 10 Eylül 2026 İSTANBUL İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi'nde Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi alanında öğretim üyesi Doç. Faik Tanrıkulu 10 Eylül 2026 • Güncelleme : 10 Eylül 2026 İSTANBUL İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi'nde Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi alanında öğretim üyesi Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, Türkiye’nin PISA 2025 sonuçlarındaki yükselişini ve eğitimdeki uzun vadeli dönüşümü AA Analiz için kaleme aldı.
Türkiye’de eğitim tartışmaları çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyor. Bir tarafta sistemdeki eksikliklerden hareketle bütün ilerlemeyi reddeden bir yaklaşım. Diğer tarafta olumlu sonuçları bütün sorunların çözüldüğü şeklinde yorumlayan bir anlayış bulunuyor. Oysa eğitim politikalarının sağlıklı değerlendirilmesi, başarıyı teslim ederken yeni hedefleri de açıkça ortaya koymayı gerektirir. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025’in asıl önemi, bize bu imkânı sunmasıdır.
Türkiye’de eğitim, uzun yıllardır kamuoyunun en yoğun tartıştığı alanlardan biri. Sınav sistemi, müfredat, öğretmen politikaları ve okulların niteliği üzerine yapılan eleştiriler, eğitim sisteminin geliştirilmesi açısından kuşkusuz önem taşıyor. Ancak tartışmaların yalnızca gündelik deneyimler ve siyasi değerlendirmeler üzerinden yürütülmesi, uzun vadede gerçekleşen dönüşümün gözden kaçmasına yol açabiliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) PISA 2025 sonuçları, Türkiye’nin eğitim performansını algılardan bağımsız. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) PISA 2025 sonuçları, Türkiye’nin eğitim performansını algılardan bağımsız, karşılaştırılabilir verilerle yeniden değerlendirmek için önemli bir fırsat sunuyor.
Eğitim yatırımlarının sonuçları, diğer kamu politikalarına kıyasla çok daha uzun sürede ortaya çıkar. Bugün 15 yaşında olan bir öğrencinin başarısı, yalnızca son birkaç yılın değil; okul öncesinden başlayarak öğretmen niteliği, aile imkânları, eğitim altyapısı. Bugün 15 yaşında olan bir öğrencinin başarısı, yalnızca son birkaç yılın değil; okul öncesinden başlayarak öğretmen niteliği, aile imkânları, eğitim altyapısı ve öğretim süreçlerinin birikimli etkisini yansıtır. Bu nedenle PISA sonuçlarını tek bir dönemin siyasi bilançosu olarak değil. Türkiye’nin insan sermayesine yaptığı uzun vadeli yatırımın göstergelerinden biri olarak okumak gerekir.
Bratislava’da PISA 2025 sonuçlarını takip ederken, Türkiye açısından en dikkat çekici gelişmenin yalnızca sıralamalardaki yükseliş olmadığını düşündüm. Asıl önemli olan, uzun yıllar eğitim performansı üzerinden eleştirilen bir ülkenin. Bugün uluslararası eğitim çevrelerinde incelenmeye değer bir ilerleme örneği olarak görülmesidir. OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher’in Türkiye’nin başarısını başka ülkelerin de dikkatle değerlendirmesi gereken bir gelişme olarak nitelendirmesi. Bu değişimin uluslararası düzeydeki karşılığını göstermektedir.
Bir ülkenin eğitimdeki gerçek gücü, yalnızca en başarılı öğrencilerinin kaç puan aldığıyla değil. Bir ülkenin eğitimdeki gerçek gücü, yalnızca en başarılı öğrencilerinin kaç puan aldığıyla değil, herhangi bir öğrencinin daha önce karşılaşmadığı bir problem karşısında ne yapabildiğiyle ölçülür. Bilgiyi ezberlemek başka, onu kullanarak yeni bir çözüm üretebilmek başkadır. OECD’nin PISA 2025 sonuçları, Türkiye’nin bu ikinci alanda ilerleme kaydettiğini gösteriyor.
Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde öğrenci performansı gerilerken Türkiye’nin yükselişini sürdürmesi, eğitimde uzun vadeli ve kararlı bir dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor. Türkiye artık yalnızca gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerini takip eden bir ülke değil; kendi tecrübesiyle uluslararası eğitim politikaları tartışmasına katkı sunabilecek bir konuma doğru ilerliyor. Bu durum, Türkiye’nin eğitimde kazandığı özgüveni güçlendirmesi gereken önemli bir başarıdır. Türkiye’nin eğitim tecrübesi, bugün gelişmiş ülkelerle arasındaki mesafeyi kapatırken kendi birikiminden de faydalanabileceği yeni bir döneme giriyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son yirmi yılı aşkın dönemde eğitime ayrılan kaynaklar, öğretmen istihdamı, derslik altyapısı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son yirmi yılı aşkın dönemde eğitime ayrılan kaynaklar, öğretmen istihdamı, derslik altyapısı ve okullaşma konusunda gerçekleştirilen yatırımlar, Türkiye’nin eğitim kapasitesinin genişlemesinde belirleyici bir kamu politikası önceliği oluşturdu.
Nitekim PISA 2025 Türkiye Raporu’nda da dikkat çekildiği üzere, OECD ülkelerinde kamu kaynaklarından eğitime ayrılan pay ortalama yüzde 10,1 iken Türkiye’de bu oran yüzde 10,6’ya ulaşmıştır. Türkiye’nin OECD ortalamasının üzerinde kaynak ayırması, eğitimin uzun yıllardır stratejik bir kamu politikası alanı olarak ele alındığını göstermektedir. Bugünkü başarının değerlendirilmesinde bu uzun vadeli yatırım iradesinin hakkını teslim etmek gerekir.
PISA 2025’i değerlendirirken Türkiye’nin son yıllarda karşılaştığı olağanüstü şartları da unutmamak gerekir. Pandemi, dünya genelinde öğrenme süreçlerini kesintiye uğratırken Türkiye, 6 Şubat depremleri gibi çok ağır bir afetin ardından eğitim hizmetlerini sürdürme. Pandemi, dünya genelinde öğrenme süreçlerini kesintiye uğratırken Türkiye, 6 Şubat depremleri gibi çok ağır bir afetin ardından eğitim hizmetlerini sürdürme ve yeniden düzenleme sorumluluğuyla karşı karşıya kaldı.
Bu şartlarda öğrenme süreçlerinin devam ettirilmesi, okulların yeniden faaliyete geçirilmesi, öğrencilerin desteklenmesi ve öğretmenlerin görevlerini sürdürebilmesi önemli bir kurumsal kapasite gerektirdi. PISA sonuçları, afet sonrası uygulamaların etkisini tek başına ölçmez. PISA sonuçları, afet sonrası uygulamaların etkisini tek başına ölçmez fakat zorlu bir dönemin ardından elde edilen performans, eğitim sisteminin dayanıklılığını ayrıca araştırmayı gerekli kılar. Türkiye’nin kriz yönetimi tecrübesi, diğer ülkelerle paylaşılabilecek önemli bir politika alanına dönüşebilir.
PISA 2025 sonuçlarını yalnızca son birkaç yılda alınmış kararların sonucu olarak okumak eksik kalır. Eğitim politikalarında sonuçlar uzun vadede ortaya çıkar ve başarı, kurumsal süreklilik kadar uygulama kapasitesine de bağlıdır. Bu açıdan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Bakanlığın farklı dönemlerine hakim olması önemli bir avantajdır. Tekin’in 2013 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı görevini üstlenmiş olması, bugünkü eğitim politikalarını yalnızca siyasi karar verici perspektifinden değil, bürokrasinin işleyişini. Tekin’in 2013 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı görevini üstlenmiş olması, bugünkü eğitim politikalarını yalnızca siyasi karar verici perspektifinden değil, bürokrasinin işleyişini ve sahadaki uygulamayı bilen bir yönetici perspektifinden değerlendirmesine imkân veriyor. Çünkü Türkiye gibi yaklaşık 20 milyon öğrenci ve öğretmeni kapsayan devasa bir eğitim sisteminde reform yapmak kadar, reformun sınıfa, öğretmene. Çünkü Türkiye gibi yaklaşık 20 milyon öğrenci ve öğretmeni kapsayan devasa bir eğitim sisteminde reform yapmak kadar, reformun sınıfa, öğretmene ve öğrenciye ulaşmasını sağlamak da belirleyicidir. Bu tespit esasen eğitim politikalarının önemli fakat çoğu zaman gözden kaçırılan bir boyutuna işaret ediyor: İyi bir reform tasarlamak tek başına yeterli değildir; siyasi irade ile bürokratik uygulama kapasitesi arasında uyum sağlanmadığı sürece reformların sınıfa kadar ulaşması oldukça güçtür.
Tekin dönemini geleceğe dönük olarak daha önemli kılan başlıklardan biri ise Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile eğitimde bilgi aktarımından beceri geliştirmeye doğru daha belirgin bir yönelişin hedeflenmesidir. Model; problem çözme, eleştirel düşünme, sorgulama, yorumlama, çıkarım yapma, matematiksel muhakeme. Model; problem çözme, eleştirel düşünme, sorgulama, yorumlama, çıkarım yapma, matematiksel muhakeme ve veriye dayalı karar verme gibi yetkinlikleri doğrudan eğitim programlarının merkezine yerleştiriyor.
Bu dönüşüm PISA bakımından özellikle anlamlıdır. Çünkü PISA öğrencinin yalnızca ne kadar bilgi ezberlediğini değil, sahip olduğu bilgiyi yeni bir problem karşısında nasıl kullandığını, yorumladığını. Analiz ettiğini ölçmektedir. Türkiye’nin eğitim sisteminde uzun yıllar tartışılan ezber ve bilgi aktarımı ağırlıklı yapıdan; muhakeme, problem çözme. Bilgiyi hayata aktarma becerilerini önceleyen bir modele yönelmesi bu nedenle stratejik önem taşımaktadır.
Türkiye’nin bundan sonraki görevi, yükselen başarıyı daha geniş bir toplumsal ve ekonomik kapasiteye dönüştürmektir. PISA 2025’te fen bilimlerinde üst performans gösteren öğrenci oranının yüzde 7,4’e yükselmesi, ileri düzey becerilere sahip insan kaynağının genişlediğine işaret ediyor. Çevre biliminde 494 puanla OECD ortalamasının aşılması da enerji, mühendislik, tarım ve sürdürülebilir teknoloji alanları açısından dikkate değer bir potansiyel sunuyor.
Ancak eğitimde asıl hedef yalnızca başarılı öğrencileri belirlemek değil, onların önündeki imkânları genişletmektir. Dezavantajlı öğrencilerin desteklenmesi, öğretmenlerin mesleki gelişimi, üniversite-sanayi işbirliği ve araştırma altyapısı bu nedenle birbirinden ayrı düşünülemez. Türkiye, yetenekli gençlerinin bilimsel ve teknolojik üretime katılabileceği ortamları güçlendirdiği ölçüde eğitim yatırımının getirisini büyütecektir.
PISA 2025, Türkiye’ye önemli bir başarı ve özgüven zemini sunuyor. Bu başarıda emeği bulunan öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin, ailelerimizin ve uzun yıllardır eğitim politikalarına öncelik veren siyasi iradenin katkısını takdir etmek gerekir. Şimdi bu kazanımı daha ileri taşıma zamanıdır. Türkiye’nin eğitimde yeni hedefi, yalnızca uluslararası sıralamalarda yükselmek değil; kendi başarılı uygulamalarını dünyayla paylaşan, her çocuğun potansiyelini geliştiren. Türkiye’nin eğitimde yeni hedefi, yalnızca uluslararası sıralamalarda yükselmek değil; kendi başarılı uygulamalarını dünyayla paylaşan, her çocuğun potansiyelini geliştiren ve yetiştirdiği insanla geleceğin bilgi ekonomisinde daha güçlü bir yer edinen bir ülke olmaktır.
[Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi'nde Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi alanında öğretim üyesidir. ]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Haberi Paylaş Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.