Tahran’ın hesabı Yemen’den döner

· Sabah

Tahran’ın hesabı Yemen’den döner

Yemen'de gerilim yeniden yükselirken, asıl hikâye yalnızca Husiler ile Suudi Arabistan arasında yaşanmıyor. Görünen o ki, reuters'ın "özel haber" olarak yayımladığı son gelişmeler, çatışmanın perde arkasında çok daha.

Yemen'de gerilim yeniden yükselirken, asıl hikâye yalnızca Husiler ile Suudi Arabistan arasında yaşanmıyor. Reuters'ın "özel haber" olarak yayımladığı son gelişmeler, çatışmanın perde arkasında çok daha önemli bir denklem kurulduğunu gösteriyor: Suudi Arabistan, Pakistan. Türkiye arasında giderek somutlaşan yeni güvenlik stratejisi. Reuters'a göre Pakistan, Riyad'ın mesajını Tahran'a iletti ve İran 'dan Husileri Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları durdurması istendi. İran ise "Husileri kontrol etmiyoruz" cevabını verdi. Ancak Reuters'ın görüştüğü iki İranlı kaynak, geçtiğimiz hafta Tahran'ın Husilerden Suudi Arabistan'a saldırmalarını istediğini, karşılığında ilave finansman. Ancak Reuters'ın görüştüğü iki İranlı kaynak, geçtiğimiz hafta Tahran'ın Husilerden Suudi Arabistan'a saldırmalarını istediğini, karşılığında ilave finansman ve silah desteği vadettiğini, hatta Devrim Muhafızları 'ndan bazı komutanların saldırıların koordinasyonuna yardımcı olmak üzere Yemen'e gittiğini öne sürüyor. Bu iddialar doğruysa İran'ın stratejisi oldukça açık: Husiler üzerinden Riyad üzerindeki baskıyı artırmak. Suudi Arabistan'ı Washington karşısında daha zor bir pozisyona itmek. Fakat bu manevra ters tepebilir. Çünkü Riyad'a yönelik saldırılar, Suudi Arabistan'ı yalnızlaştırmak yerine Pakistan ve Türkiye ile savunma koordinasyonunu konsolide ediyor. Reuters'ın aktardığına göre Suudi Arabistan'da Pakistan ve Türkiye'den üst düzey askerî temsilcilerle olası karşılığın nasıl verileceği görüşüldü. Daha dikkat çekici olan ise üç ülkenin askerî güçlerini Yemen topraklarına sokmama konusunda mutabık kaldığı iddiası. Yani şimdilik hedef Yemen'e ortak bir kara harekâtı değil; Suudi Arabistan'ın kendi topraklarının ortak savunulması. Bu ayrım kritik. Çünkü 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalanan Türkiye-Suudi Arabistan- Pakistan Ortak Savunma Anlaşması artık yalnızca bir diplomatik metin olmaktan çıkıp gerçek bir kriz karşısında sınanmaya başlıyor. Anlaşmanın temel mantığı, üç ülkeden birine yönelik saldırının diğerlerini de ilgilendirmesi üzerine kurulmuştu. Yemen'deki gelişmeler ise bu ilkenin ilk ciddi testlerinden biri. Ankara, Mekke Anlaşması'nı herhangi bir ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak tanımlamıyor. Türkiye'nin yaklaşımı, bölgesel caydırıcılığı güçlendirmek fakat yeni bir bölgesel savaşa sürüklenmemek. Dolayısıyla Türkiye'nin Riyad'daki askerî koordinasyonda yer alması, Yemen'e asker göndermeye hazırlandığı anlamına gelmez. Tam tersine, Suudi Arabistan'ın savunulması üzerinden saldırganlığı caydıran ama çatışmayı genişletmeyen bir güvenlik hattı oluşturulmaya çalışılıyor. İran açısından ortaya çıkan paradoks tam da burada. Tahran, Husiler üzerinden Riyad'a baskı uyguladıkça, Suudi Arabistan'ın Türkiye ve Pakistan'la güvenlik bağlarını güçlendirmesine yol açıyor. Yani vekil güç üzerinden kurulan baskı, hedeflediğinin aksine yeni bir bölgesel dayanışmayı pekiştiriyor. Belki henüz ortada NATO benzeri kurumsallaşmış bir ittifak yok. Fakat kolektif savunma anlayışının gerçek bir kriz karşısında işletilmeye başlaması, bu yapının bölgesel ağırlığını hızla artırabilir. Bu nedenle Yemen'de bugün yaşananları yalnızca "Husiler saldırdı, Riyad karşılık verdi" diye okumak eksik kalır. Asıl mesele, İran'ın Yemen üzerinden uyguladığı baskının Suudi Arabistan'ı ne kadar yalnızlaştıracağı değil; tam tersine, Riyad'ı Türkiye. Pakistan'a ne kadar yaklaştıracağıdır. İran'ın yanlış hesabı Husiler üzerinden geri tepebilir.