Shards of Order - İnceleme

· Oyungezer - İnceleme

Shards of Order - İnceleme

Temmuz ayının ortalarında eve bir paket geldi. Ama o ara da hiç yeni bir paket de beklemiyorum, bir de böyle imzalı mimzalı teslimat falan gelince bir şaşırdım. Paketi bir açtım, içinden “Hey, sürpriz! ” diye başlayan…

Temmuz ayının ortalarında eve bir paket geldi. Ama o ara da hiç yeni bir paket de beklemiyorum, bir de böyle imzalı mimzalı teslimat falan gelince bir şaşırdım. Paketi bir açtım, içinden “Hey, sürpriz! ” diye başlayan bir not çıktı. Devamındaki notta Shards of Order’ın Polonyalı ufak bir indie takımı olan Fardust’ın yeni oyunu olduğundan. Devamındaki notta Shards of Order’ın Polonyalı ufak bir indie takımı olan Fardust’ın yeni oyunu olduğundan ve ekibin bu paketi oyunu geliştirirken verdikleri bir mola sırasında bizzat paketlediği yazıyordu. Notun devamındaysa şöyle yazıyordu: “Bu paketi size yolladığımız için bir beklentimiz, herhangi bir ambargomuz ya da koşulumuz falan yok. Hoşunuza giderse ve bahsetmek isterseniz müteşekkir oluruz ama kendinizi baskı altında hissetmeyin. Umarım bizim yaparken aldığımız kadar keyif alırsınız oyundan. ”Bu kutu elime geçene kadar Shards of Order’ın adını bile duymamıştım açıkçası. Ama yapımcıların bu samimiyeti hoşuma gittiğinden neymiş diye açıp hemen baktım. “…kasvetli bir RYO”. Tam benlik duruyor, süper. “…kart bazlı dövüşler” Bu biraz tadımı kaçırdı, zira sıkıcı olabiliyor ama doğru yapılırsa güzel de olabilir. Midnight Suns’ı falan ayıla bayıla oynadık ne de olsa. “Yasalar tarafından parçalanmış bir dünyada hayatta kalan bir gruba liderlik edin” Konu ilginç duruyor hiç olmazsa diye kolları sıvayıp giriştim böylece Shards of Order’a. Ve size bir şey diyeyim mi, iyi ki de girişmişim…Öncelikle şunu söyleyeyim, gerçekten de baştaki tanım Shards of Order’ı güzel tanımlıyor. Oyunda bundan fazlası da var. Kimliğimizin bizden sökülüp alındığını gördüğümüz ve bir kuyuya atıldığımız açılış sinematiğinden sonra direkt buram buram Disco Elysium kokusu yayılıyor mesela. Aslında onun kadar diyalog ağırlıklı değil. Öte yandan Slay the Spire, Darkest Dungeon gibi diğer esin kaynakları da rahatlıkla farkediliyor. Yazımı gayet hoş, gizemleri ilgi çekici ama asıl odaklandığı nokta oynanış. Ana karakterimiz kimliğini kaybettiği için kendisinden şimdilik “Soldier” yani “asker” olarak bahsediyor. Çok geçmeden de ilk harita içerisinde ekibimize katılacak iki diğer karakteri buluyoruz zaten: “Exile” (Sürgün) ve “Scholar” (Bilgin). Üçüyle birlikte öncelikle kimliklerimizi geri kazanmaya ve düştüğümüz bu çukurdan çıkmaya çalışıyoruz. Ama sıkıntı şu ki, içinde bulunduğumuz ortamda kimse tam anlamıyla ölü kalmıyor. Yani bir savaşı kazanmak istiyorsanız düşmanları tek tek indirmek çok bir işe yaramıyor, çünkü indirdiğiniz düşman birkaç tur içerisinde biraz iyileşip geri kalkıyor; eğer kazanmak istiyorsanız bütün düşmanların aynı tur içerisinde yerde olmasını garantilemeniz lazım -ki bu da farklı bir taktiksel derinlik katıyor savaşlara. Tabii ilerleyip daha farklı bölümlere geçtikçe daha farklı yaratıklarla karşılaşıyorsunuz, onlarda da farklı dertler oluyor. Geri dirilmeseler bile başka başka mekaniklerle başınızı ağrıtmaya çalışıyorlar. Ama bu noktada kart bazlı dövüş sistemini biraz açmak gerekiyor daha iyi anlatabilmek için. Başta da çıtlattığım üzere. Aslında oyunun bir sürü ilham kaynağı olsa da kendine has bir sürü şey de içeriyor. Kart bazlı sistemlerden çok kolay sıkılabilen bir insan olarak Shards of Order’ın ortaya koyduğu içi bayağı beğendiğimi söyleyebilirim. Hatta bu açıdan bundan sonra bu türün başarılı örnekleri arasında sayacağım muhtemelen kendisini. Şimdi durum şu: Her karakterin kendine has mekanikleri var. Mesela Soldier, kullandığı kartlara göre “rage” yani öfke kazanıyor. Elinizdeki silaha göre de belli bir öfke limitine ulaştığınızda değişik bazı yetenekler açabiliyorsunuz. Exile, elindeki yaya göre değişen miktarda oklarını toplayıp bununla değişen ilginç saldırılar yapıyor. Sadağında o an ok yoksa çoğu saldırısı geçersiz oluyor mesela. Scholar ise oldukça ilginç bir mana mekaniğine sahip ve hangi renk (kırmızı, yeşil ya da mavi -ki bu da sırasıyla mevcut sınıfları temsil ediyor) kart kullanırsanız ona göre mana kazanıyor. Bu manaları daha güçlü büyüler yapmakta ya da düşmanları zayıflatmakta falan kullanıyor. Bir de tabii her kartın sol üst köşesinde saldırının kaç tur yiyeceği yazıyor. Siz saldırıları yaptıkça düşmanların üzerinde kaç tur sonra saldıracağının miktarı da azalıyor. Elinizdeki kartların tamamı bittiğindeyse Redraw diyerek yeni bir el oluşturabiliyorsunuz ama Redraw demenin de bir bedeli var. Siz kart oynadıkça Redraw bedeli 0’a kadar düşüyor ama elinizi hiç oynamadan basarsanız da orada yazan kadar tur geçmiş sayılıyor. İleride karakterleriniz savaşta yenildikçe onları kendi renklerindeki kartları kullanarak diriltebiliyorsunuz da. İleride karakterleriniz savaşta yenildikçe onları kendi renklerindeki kartları kullanarak diriltebiliyorsunuz da ama dirilttiğiniz her karakter için her Redraw yaptığınızda tüm karakterlerinize 6’şar hasar da vermiş oluyorsunuz. Hatta birden fazla kere diriltme yaptıysanız 12 – 18 diye yükselmeye devam ediyor bu oran. Çok geçmeden içinden çıkılamaz bir duruma giriyorsunuz. Bu arada bu mekanikleri en temel haliyle anlatıyorum. Bu arada bu mekanikleri en temel haliyle anlatıyorum ama neredeyse her alanında hem düşmanların hem de sizin manipüle edebileceğiniz tonla şey var. Soldier’ın kalkan biriktirip kendini ve dostlarını savunması, Exile’ın düşmanların hasarını düşürmesi ya da Scholar’ın düşmanların tur sırasını arttırmasını örnekleyebilirim mesela. İlerledikçe daha da karmaşıklaşan bu mekanikleri oyun aslında iyi bir şekilde yedirmiş. Ha, çok kolay bir oyun değil gerçi. Hatta açıkçası ben ilk çıkış öncesi halini oynarken çok daha zordu ama sonradan denge yamalarıyla biraz daha kolay. Hatta açıkçası ben ilk çıkış öncesi halini oynarken çok daha zordu ama sonradan denge yamalarıyla biraz daha kolay ve ulaşılabilir hale de getirdiler. Ama aynı zamanda çok acımasız olduğunu da söyleyemeyeceğim. Genel mantığını kaptıktan sonra rahatlıkla ilerlemeye başlıyorsunuz. Olur da bir dövüşü başaramazsanız da oyun sizi bir önceki kayıt noktasına atıyor ve son birkaç dövüşü tekrar yapmak durumunda kalıyorsunuz. Yine de eğer çok açmaza girerseniz sömürebileceğiniz minik bir ipucum var, onun için de buralarda bir yerde bulabileceğiniz kutuya bir bakabilirsiniz. Oyunda biraz ilerledikten sonra sol üst köşede bir göz çıktığını fark edeceksiniz. Her savaş sırasında bir kez kullanabildiğiniz bu göz işinizi müthiş kolaylaştıran bazı özelliklere sahip. Bütün karakterleri diriltip tam iyileştirme yapıyor mesela. Aynı zamanda da elinize Death, Judgement, Wheel of Fortune gibi çeşitli etkilere sahip bir kart ekliyor. Dahası, oyunun sonlarına doğru bulacağınız Unyielding Relic zırhı siz bu Ethereal Power’ı kullandıkça daha da güçleniyor. Soldier’la çok çılgın hasarlar vurmaya, oyunun zorlu boss’larına tek atmaya başlıyorsunuz. (Ben 600 falan vurabiliyordum sonlara doğru)AMA… Ama işte, oyunun kolaylaşmasının de bir bedeli var ki… Bu gücü çok fazla kullanırsanız oyunun “iyi son” olarak kabul edebileceğimiz sonu da kapanıyor. Bu gücü çok fazla kullanırsanız oyunun “iyi son” olarak kabul edebileceğimiz sonu da kapanıyor ve finale geldiğinizde “kötü sonu” seçmek durumunda kalıyorsunuz. O yüzden büyük gücün büyük de bedeli olduğunu bilerek kullanın bunuKarakterleriniz seviye atladıkça da genişçe bir yetenek ağacı üzerinden yeni kartlar açıp eldeki kartlardan bazılarını geliştirebiliyorsunuz. Bu kısmı da genel olarak beğendim açıkçası. Mesela Scholar’ın Rot bazlı kartlarını oyunu ilk oynayışımda çok kullanmamıştım, ikinci turu dönerken tamamen buna odaklanan daha farklı bir yoldan gittim. Mesela Scholar’ın Rot bazlı kartlarını oyunu ilk oynayışımda çok kullanmamıştım, ikinci turu dönerken tamamen buna odaklanan daha farklı bir yoldan gittim ve ikisinin de güzel iş yaptığını söyleyebilirim. Zaten bu yetenek / kartları da istediğiniz noktada sıfırlayabiliyorsunuz. Öyle “Bu yola girdin, dönüşü yok artık” durumu yok yani. Elimize geçen silah ve zırhların da direkt “+20 hasar” değil de stratejinizi değiştirebilecek derinlikte olmasını ayrıca sevdim. Toparlayacak olursam Shards of Order benim için gerçekten de hiç hesapta olmayan bir sürpriz oldu bu yaz kuraklığında. Elimize geçen silah ve zırhların da direkt “+20 hasar” değil de stratejinizi değiştirebilecek derinlikte olmasını ayrıca sevdim.Toparlayacak olursam Shards of Order benim için gerçekten de hiç hesapta olmayan bir sürpriz oldu bu yaz kuraklığında ve yapımcı Fardust’ın da umduğu üzere çoğu anından gayet keyif aldım. Ya zaten oyununa güvenen ve işini severek yapan insanların ortaya çıkarttığı şey kendini belli ediyor her zaman. İlginç ve kasvetli dünyası, hoş sanat tasarımı, güzel kotarılmış gizemleri. İlginç ve kasvetli dünyası, hoş sanat tasarımı, güzel kotarılmış gizemleri ve yaratıcı, iyi düşünülmüş kart mekanikleriyle sizi rahat bir 10 - 15 saat oyalayabilecek bir tecrübe olmuş Shards of Order. Hele de inanılmaz makul fiyatını düşününce türe ilginiz varsa bakmaya değecek bir oyun. Benim kart bazlı dövüşler konusundaki ön yargımı kırdığını bile söyleyebilirim hatta şu noktada…