· Cumhuriyet
Serkan Çayoğlu, “Öngörü”de geçmişiyle hesaplaşan ve ölümle sıra dışı bir ilişki kuran dublör Kemal’e yaşam veriyor. Çayoğlu ile korkuyla kurduğumuz ilişkiyi, kaderi değiştirme arzusunu, geleceği bilmenin bedelini ve oyunculuk yolculuğunda bilinmeyene duyduğu merakı konuştuk.
Film ve dizilerde dublörler oyuncuların yerine geçer. Öngörü’de ise Serkan Çayoğlu bir dublörü canlandırıyor.
Role hazırlanırken dublörlerin dünyası hakkında neler keşfettiğini sorduğumuzda Çayoğlu, setlerden dolayı bu dünyanın kendisine yabancı olmadığını söyledi.
Dışarıdan gözü kara bir meslek gibi göründüğünü ancak arkasında inanılmaz bir hazırlık ve teknik bulunduğunu belirtti.
Dubl r n a ısından bakınca o yalnızca g revini yapıyor ama birka saniyenin verdiği adrenalin ve zevk ok başka.
Y zde 100' nle orada olmak zorundasın ve her defasında kalbinin sesi dışarıdan gelenleri bastırıyor.
Hatta üzerinizdeki mikrofon sayesinde ses masasına kadar gidiyor.
- Dubl rl k biraz da g r nmeden başkasının kahramanlığını m mk n kılan bir meslek.
Oyunculuk ise tam tersine görünürlük üzerine kurulu.
Kemal’i oynarken bu karşıtlık üzerine düşünüp düşünmediğini sorduğumuzda Çayoğlu, aslında görünmemenin ikisinin de ortak yanı olduğunu söyledi.
Oyuncu-kişi olarak sette görünür olabilirsiniz ama kamera kayda girdiğinde artık başkasının yaşamının bir anındasınız.
Bu yüzden iki mesleği birbirinin tam karşıtı gibi görmediğini belirtti.
Dubl rlerle oyuncular arasında ok benzer bir taraf, ikisi de hazırlığını yapıp belli bir noktandan sonra kendini ana bırakması.
- Dubl rl k fiziksel olarak olduk a zel bir alan.
Kemal için ayrıca bir hazırlık yapıp yapmadığını sorduğumuzda Çayoğlu, gül ya da fit olmanın yeterli olmadığını söyledi.
Bedeninizi tanımanız, ona hükmedebilmeniz gerekiyor.
Nasıl düşeceğinizi, bedeninizi nasıl kullanacağınızı, nerede kendinizi bırakacağınızı bilmeniz gerekiyor.
Beyinle kasın ilişkisi ön plana çıkıyor.
Benim amacım Kemal'in yıllardır bu işi yaptığına seyirciyi inandırabilmekti.
Kemal’in korkusuzluğunun kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünmesiyle ilgili olup olmadığını sorduğumuzda Çayoğlu, sevdikleri tarafından terk edilmiş ve hatta babası tarafından öldürülmeye çalışılan biri olduğunu söyledi.
Korkuyla başka bir ilişki kuruyor.
Hatta korkunun kendisinde ne yarattığını keşfetmeye alışıyor gibi.
S rekli l me meydan okuyor, burun buruna geliyor.
Selen’le beraber bu biraz değişiyor çünkü ilk defa risk sadece kendisiyle ilgili değil.
Birine bağlanıyorsunuz ve kaybetme korkusu geliyor.
Kendi adına korkuların üzerine gitmenin onları tamamen ortadan kaldırdığını düşünmediğini belirtti.
Ben kendi adıma korkuların zerine gitmenin onları tamamen ortadan kaldırdığını d ş nm yorum ama korktuğunuz şeyle karşılaştık a onun sizin zerinizdeki hakimiyeti değişiyor.
Bazen yeniyorsunuz, bazen sadece onunla yaşamayı öğreniyorsunuz.
Bence cesaret de zaten hi korkmamak değil.
Zihinden çok kalpte beliren, insana bir şeylerin olacağını hissettiren öngörülere inanıp inanmadığını sorduğumuzda Çayoğlu, sezgilerine inandığını söyledi.
Bazen bir insanla ya da bir durumla ilgili nedenini açıklayamadığınız bir his geliyor.
Farkında olmadan gördüğümüz, duyduğumuz şeyler de bizi etkiliyor ama öngörü demek fazla iddialı.
Kaderi değiştiremeyiz, bizim elimizde değil o.
Değiştirebiliyorsak da ona kader diyemeyiz.
Film de biraz bu sorunun etrafında dolaşıyor zaten.
Bilmemek bazen daha güzel.
Öngörü’yü bir rüya, bir masal yoksa gerçeğin içinde süren bir kâbus olarak mı gördüğünü sorduğumuzda Çayoğlu, rüyaya daha yakın gördüğünü belirtti.
Çünkü rüyada da yaşadığınız şey o an size tamamen gerçek geliyor.
Uyandığınızda parçaları birbirine oturtmaya, anlamaya çalışıyorsunuz.
Mantık kavramını yitiriyor.
Öngörü’de de gerçek bir dünyanın içindeyiz ama bir noktadan sonra bildiğimiz kurallar yetmemeye başlıyor.
Ge miş, gelecek, kader, sezgiler birbirine karışıyor.
G receğiniz şeyi de se emiyorsunuz.
G zel bir şeyi g rmek motive edebilir ama değiştiremeyeceğiniz k t bir şeyi g rmek insanın yaşam sevincini etkiler.
Kendi geleceğinizden tek bir şeyi kesin olarak öğrenme şansınız olsa bunu bilmek ister miydiniz sorusuna Çayoğlu, merak edeceğini ve kesinlikle isterim dedi.
Öğrenme şansım olsa kendimi tutabilir miydim ondan da emin değilim ama öğrendiğiniz anda bugünü de değiştirmiş oluyorsunuz.
İyi bir şeyse onu beklemeye, kötü bir şeyse ondan korkmaya başlıyorsunuz.
İkisinde de anın bir kısmını kaybediyorsunuz.
Sabretmek zor olsa da her şey zamanında güzel sanki.
Almanya’nın düzeni içinde büyüyüp Türkiye’ye geldiğini, ekonomi eğitiminin ardından oyunculuğu seçtiğini hatırlattığımızda Çayoğlu, yaşamındaki bu yön değişikliklerine baktığında kendini hâlâ gezgin bir ruh olarak gördüğünü söyledi.
Topraklandım tabii ama gezgin tarafımı da kaybetmedim.
Hatta bu yaz gezme işini abartmış olabilirim.
Türkiye’ye gelmek bambaşka bir şeyi getirdi.
Belki önceden bilinmeyene gitmek daha kolaydı.
Şimdi kurduğum düzen ve sorumluluklarım başka seviyede ama topraklanmayı aynı yerde kalmak olarak görmüyorum.
İnsan gittiği yerde de düzen kurabiliyor.
Yeni hikayeler ve bilmediğim şeyler beni hep heyecanlandırıyor.
Her zaman geri dönebileceğin bir yerin olmasını bilmek risk iştahını kabartıyor.
- Bug nk Serkan ayoğlu, oyunculuğa başladığınız d nemdeki halinize baksa en ok hangi konuda fikrini değiştirmesi isterdi?
Doğru veya yanlış bildiklerimiz bizim yönümüzü değiştiriyor ama yıllar geçtikçe bazı şeylerin tek bir doğru cevabı olmadığını anlıyorsunuz.
Ama çok fazla da akıl vermek iyi mi olur onu da bilemedim.
Çünkü bugün bildiğim şeylerin çoğunu zaten o yanlışlardan, kararsızlıklardan, denemelerden öğrendim.
Fatih Sultan Mehmet genellikle hükümdarlığı, fetihleri ve dehasıyla anlatılıyor.
Rol alırken bu büyük tarihsel kimliğin arkasındaki insanı anlamak için en çok hangi yönüne odaklandığını sorduğumuzda Çayoğlu, Fatih Sultan Mehmet’in hakkında herkesin zihninde güçlü bir imge bulunan tarihsel bir figür olduğunu söyledi.
B ylesine bilinen bir karakteri canlandırırken tarihsel ger ekliğe sadakatle kendi yorumunuzu katmak arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Ortada tarihsel bir gerçeklik, ciddi kaynaklar ve insanların zihninde yüzyıllardır oluşmuş bir Fatih var.
Öncelikle bunlara karşı sorumluluk hissi baskın geliyor.
Benim için ilk aşama mümkün olduğunca okumak, anlamak ve o dönemin şartlarını kavramak oldu.
Ancak bunları yaptıktan sonra kamera karşısına bir tarih kitabı çıkmıyor, bir insan çıkıyor.
Benim alanım biraz orada başlıyor.
Kaynaklar bize ne yaptığını, hangi kararları verdiğini anlatıyor ama o kararı verirken ne hissettiğini söylemiyor.
Oyuncu olarak o boşlukları doldurmanız gerekiyor.
Kendi yorumumu daha çok orada arıyorum.
Kendi yorumumu daha ok orada arıyorum; tarihsel ger ekliği değiştirmeden o insanı anlamaya alışıyorum.
Kemal bedeniyle risk alan bir karakter.
Oyunculukta sizin risk alma biçiminiz nedir sorusuna ve güvenli olduğunuzu bildiğiniz alanın dışına en son hangi rolde çıktığınızı hissettiğini sorduğumuzda Çayoğlu yanıt vermedi.
Bugün farklı ülkelerde sizi takip eden geniş bir izleyici kitleniz var.
Uluslararası ölçekte tanınmak, yaptığınız işlere bakışınızda veya kendinizden beklentinizde neyi değiştirdi sorusuna Çayoğlu, tabii ki çok güzel bir şey ama kendimden beklentimi bunun üzerinden hiç kurmadım dedi.
Ben işime odaklanıyorum gerisi benim kontrolümde olan bir şey değil zaten.
Sadece iyi bir hikayenin ne kadar sınır tanımadığını daha da iyi görmemi sağladı.
O ülkelerden insanlarla karşılaşıyorsunuz, size bir karakterden, bir sahneden bahsediyorlar ve o zaman gerçekten fark ediyorsunuz.
Kaynak: Cumhuriyet · Derleyen: Elif Aktürk