Sanki buna mecbur bırakılmışlar

· Sabah

Sanki buna mecbur bırakılmışlar

Bir kafede oturuyorum. Detaylar ise asıl hikâyeyi anlatıyor. Birkaç genç adam giriyor içeri, bir masa seçip yerleşiyorlar. Hatta, aralarından biri kalkıp çok saygılı bir tavırla yanıma yaklaşıyor. Üstelik, "Selamün aleyküm., haşmet Abi, değil mi? ".

Bir kafede oturuyorum. . Birkaç genç adam giriyor içeri, bir masa seçip yerleşiyorlar. Aralarından biri kalkıp çok saygılı bir tavırla yanıma yaklaşıyor. . "Selamün aleyküm. . Haşmet Abi, değil mi? " Gözüm bir yerden, galiba bir TV dizisinden, medyadan falan ısırıyor ama nereden? Buyur ediyorum; anlatıyor, gördüğüm dizide ilk kez rol alıyormuş. . "Başladık işte! " diye mırıldanıyor; "İnşallah, hayırlı bir kariyerin olur" diye cevaplıyorum; " İnşallah " diyor gönülden. . Sonra konuşuyoruz; hayattan, insanlardan, gelecekten. . Duruşundaki mütevazılık, halk çocuğu tavırları ve sözlerindeki edep dikkat çekici. . Ona bakıp dinlerken içimden şöyle geçiriyorum; "Umarım böyle kalır. " ***

Diyeceksiniz ki. . İsteyen istediğini söyler. . Tamam, pekala! Benim esas üzerinde durmak istediğim şu. . Yazıma girişte anlattığım halde mesleğe başlayan dizi oyuncuları ve sahne sanatçıları sonra nasıl oluyor da "Allah" adını anmaktan korkar hale geliyorlar? Nasıl oluyor da bu halk çocukları sanki gizli bir tarikatın müritleriymiş gibi sürekli "ışık"tan söz eder oluyorlar? Bazılarının istemeden bunu yaptığını fark ediyorum. . Gel de sorma şimdi? Yoksa bir "düzen" mi var? Kendilerini mecbur mu hissediyorlar? Eğer öyleyse, niçin?

NOT DEFTERİ Ben belki iyi anlatamıyorum. Düşman şehre girmiş ne çıkar? Davranır, kovarız; fakat bir de fenalığın bin çeşidi ruhlarımızı işgal etmiş. Faziletimiz işgal altında. . (PEYAMİ SAFA / Biz İnsanlar)