Ressamların köyü: Saint-Paul de Vence

· Dünya Gazetesi

Ressamların köyü: Saint-Paul de Vence

Akdeniz’e yalnızca yedi kilometre uzaklıkta, Fransız Rivierası’nın tepelerinde yükselen Saint-Paul de Vence, bin yıllık tarihi kadar sanatla kurduğu ilişkiyle de ünlü. Picasso, Matisse, Miró ve Braque’ın yollarının geçtiği, Marc Chagall’ın son 19 yılını geçirdiği bu küçücük yerleşim her yıl iki…

Saint-Paul de Vence'ın bugünkü yerleşimi, 11. yüzyılın başlarında bugün mezarlığın bulunduğu Plateau du Puy çevresinde şekillenmeye başladı. 1388'de Nice ve çevresinin Savoy yönetimine geçmesiyle köy, Fransa Krallığı sınırında önemli bir savunma noktası haline geldi. Bu yeni konumu nedeniyle surları ve savunma yapıları zaman içinde güçlendirildi.

Köyün savunma yapıları farklı dönemlerin izlerini taşıyor. Vence Kapısı (Porte de Vence) ve Esperon Kulesi (Tour de l'Esperon), 14. yüzyıldan günümüze ulaşan en eski bölümler arasında. Saint-Paul de Vence'ı bugün neredeyse tamamen çevreleyen surlar ise 16. yüzyılda, Kral I. François döneminde inşa edildi. Artık savunma amacı taşımayan bu surların üzerinde yürüyebilir, bir tarafta Provence tepelerini, diğer tarafta Akdeniz'e kadar uzanan manzarayı seyredebilirsiniz.

Saint-Paul de Vence küçük ama kaybolmak pek mümkün değil. Ana kapıdan girip Rue Grande boyunca yürüdüğünüzde köyün diğer ucundaki mezarlığa ulaşıyorsunuz. Burada acele etmek pek işe yaramıyor. Asıl keyif taş döşeli ara sokaklara, merdivenli geçitlere ve küçük meydanlara sapmakta.

Saint-Paul de Vence'ın sanatla ilişkisi 1920'lerde başka bir boyuta geçti. Paul Signac, Raoul Dufy ve Chaïm Soutine, Güney Fransa'nın renkleri ve ışığının peşinden buraya gelen ilk sanatçılar arasındaydı.

Onları başkaları izledi. Matisse ve Picasso yakın çevreden Saint-Paul'e geliyor, Braque burada zaman geçiriyor, Miró da köyün sanat çevresiyle yakın ilişki kuruyordu. 1950'ler ve 60'lara gelindiğinde ressamlara sinemacılar, oyuncular ve yazarlar da katıldı. Saint-Paul de Vence artık küçük bir provence yerleşiminden çok, sanat dünyasının buluşma noktalarından biriydi.

Marc Chagall'ın ilişkisi ise hepsinden farklıydı. Chagall 1966'da Saint-Paul de Vence'a yerleşti ve 1985'teki ölümüne kadar, 19 yıl burada yaşadı.

Bugün bu geçmiş yalnızca kitaplarda değil. Rue Grande boyunca ilerlerken galeriler ve sanat mekânları peş peşe karşınıza çıkıyor. Bazen bir sokağı bitirmeden üç galeri gezmiş olabiliyorsunuz. Fiyatlara gelince… Paris'le yarıştığını söylemek yeterli.

Köyün girişindeki La Colombe d'Or, Saint-Paul de Vence'ın sanat hikâyesinin belki de en güzel özeti.

Paul Roux, 1920'lerin başında burada Robinson adında bir kafe-restoran açtı. Mekân 1932'de dört odalı küçük bir hana dönüştürüldü ve La Colombe d'Or adını aldı. Tam da o yıllarda Saint-Paul'e gelen ressamlarla Roux ailesi arasında yakın dostluklar kurulmaya başladı.

Matisse, Léger, Picasso, Calder, Braque ve Chagall zamanla mekânın müdavimleri arasına girdi. Sanatçıların bıraktığı eserler yemek salonunu ve bahçeyi doldurdukça La Colombe d'Or da bir anlamda otel-müzeye dönüştü.

Burası yalnızca ressamların değil, sinema dünyasının da adresiydi. Simone Signoret ile Yves Montand Ağustos 1949'da La Colombe d'Or'da tanıştı. Çift 22 Aralık 1951'de Saint-Paul de Vence'da evlendi. Bugün burada yemek yemek hâlâ biraz restoranda, biraz özel bir sanat koleksiyonunun ortasında oturmak gibi. Duvardaki eserin masadaki hesaptan çok daha fazla sıfırı olabileceğini bilmek de işin eğlenceli tarafı.

Köyün hemen dışında bulunan Fondation Maeght, Saint-Paul de Vence'a gelmek için tek başına yeterli bir neden. Aimé ve Marguerite Maeght'ın 11 yaşındaki oğulları Bernard'ı 1953'te lösemiden kaybetmeleri, vakfın hikâyesindeki dönüm noktası oldu. Çiftin yakın dostu Georges Braque, onları modern sanata adanmış yeni bir yer kurmaya teşvik etti. Joan Miró ise onları Katalan mimar Josep Lluís Sert ile tanıştırdı.

Ortaya klasik anlamda bir müzeden oldukça farklı bir yapı çıktı. Sanatçılar daha proje aşamasında mimariye dahil oldu: Giacometti'nin heykelleri bir avluya, Miró'nun eserleri bir labirente dönüştü; Chagall. Sanatçılar daha proje aşamasında mimariye dahil oldu: Giacometti'nin heykelleri bir avluya, Miró'nun eserleri bir labirente dönüştü; Chagall ve Tal Coat duvar mozaikleri yaptı, Braque ise havuz ve vitray tasarladı.

Fondation Maeght 1964'te dönemin Kültür Bakanı André Malraux tarafından açıldı. Bugün 13 binden fazla eserden oluşan koleksiyonuyla Avrupa'nın önemli modern sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Köy merkezindeki Collégiale de la Conversion-de-Saint-Paul, Saint-Paul de Vence'ın uzun tarihinin izlerini taşıyor. Yapının inşası ve genişletilmesi 14. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar sürdüğü için farklı dönemlerin mimari özellikleri bir arada görülüyor. Kilisenin 17. yüzyılda yapılan Saint-Clément Şapeli, Barok süslemeleriyle öne çıkıyor. İskenderiyeli Azize Katerina'ya adanan altarın tablosu ise İspanyol ressam Claudio Coello'ya atfediliyor.

Birkaç sokak ötede bambaşka bir sanat dünyası var. 17. yüzyıldan kalma Chapelle des Pénitents Blancs, bugün daha çok Folon Şapeli olarak biliniyor. Belçikalı sanatçı Jean-Michel Folon, vitraylardan mozaiklere, heykellerden resimlere kadar şapelin içini kendi dünyasıyla yeniden yorumladı. Folon 2005'te hayatını kaybetti; proje onun son çalışmalarından biri olarak tamamlandı ve şapel 2008'de açıldı.

Rue Grande boyunca yürümeye devam ettiğinizde köyün diğer ucundaki mezarlığa ulaşıyorsunuz. Marc Chagall burada yatıyor. Sanatçı 1966'da eşi Vava ile Saint-Paul de Vence'a taşındı. Köyün dışında yaptırdıkları La Colline adlı evde yaşamaya ve çalışmaya devam etti. Chagall 1985'te hayatını kaybetti ve Saint-Paul de Vence mezarlığına defnedildi. Mezarı köyün en sakin ve en dokunaklı noktalarından biri.

Saint-Paul de Vence'dan ayrıldıktan sonra sanat gezisine devam etmek isteyenlerin seçenekleri bitmiyor. Yakındaki Cagnes-sur- Mer'de Pierre-Auguste Renoir'ın yaşamının son yıllarını geçirdiği ev bugün Renoir Müzesi.

Vence'da ise Henri Matisse'in tasarladığı ünlü Chapelle du Rosaire bulunuyor. Matisse yalnızca vitrayları değil, mimariden seramiklere ve dini objelere kadar şapelin neredeyse bütün ayrıntılarıyla ilgilendi.

Doğaya çıkmak isteyenler için Saint-Jeannet ve çevresindeki yürüyüş yolları da Saint-Paul de Vence'a yakın seçeneklerden.