Prof. Dr. Hasan Sınar, iktidar içi kliklerin rekabetinin tırmandığını belirtti

· Cumhuriyet

Prof. Dr. Hasan Sınar, iktidar içi kliklerin rekabetinin tırmandığını belirtti

Ceza hukukçusu Prof. Dr. Hasan Sınar, AK Parti’ye yönelik son soruşturmaların iktidarın zayıfladığını değil, “post-Erdoğan” dönemi için yarışan kliklerin iç mücadelesini yansıttığını vurgularken; mutlak butlan. Çerçeve Yasa süreçlerinin hukuki değil siyasi olduğunu, muhalefete yönelik yargı…

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Operasyonlardan medet umanlar, "İktidar çatırdıyor, çöküyor" anlamı çıkaranlar, fena halde yanılır. Bu onların içlerindeki kavga. Bu kavga zayıfladıkları, iktidarı bırakacakları anlamına gelmiyor. Devletin bütün imkanlarını halen ellerinde tutuyorlar ve bırakmayı asla istemiyorlar.

Ceza hukukçusu Prof Dr Hasan Sınar Cumhuriyet'in sorularını yanıtladı.

- Adli tatil başlamadan hemen önce Yargıtay'a gönderilen butlan dosyası için karar bekleniyor. Nedir öngörünüz?

Mutlak butlan dosyası tümüyle hukuka aykırı bir süreçtir. Siyasi bir dava olduğu için bundan sonra nasıl nihayete ereceği yine siyasi ajanda ile belirlenecek. Eğer ana muhalefet partisine mutlak butlan yoluyla atananlar, siyaseten faydalı olarak görülürler ise bu süreç devam eder. "faydasız" hale geldikleri kanaati oluşursa da iptal edilebilir. Ne yazık ki ben günümüz Türkiye'sinde yüksek yargı organları da dahil olmak üzere siyasi nitelikli davalarda yalnızca hukuki teamüllere uygun karar verildiğine olan inancımı çoktan yitirdim.

- Butlan kararından kısa süre sonra Yeni Parti kuruldu. Siyasi bir çıkmaz yaşanması için Yargıtay'da kararın bozulabileceği yorumları da yapılıyor, katılır mısınız ki siz de siyaseten hareket edileceğini ifade ettiniz?

Tüm bu şayia ve dedikodular sürecin hukuki yürütülmediğinin kanıtı. Birçok kişi Yeni Parti'nin boşa çıkması için bu seçeneğin kullanılabileceğini düşünüyor ama yargı mercilerinin böyle bir işlevi olamaz. Yargı mercileri, dışarıya gözünü kapatır, önüne gelen hukuki uyuşmazlıkta kanunu, içtihadı göz önüne alarak vicdani kanaatine uygun bir karar tesis eder. Ancak Türkiye'de bu iş tam tersi şekilde oluyor. Dolayısıyla ben burada mevcut siyasi iktidar açısından neyin işlevsel olacağına göre bir karar çıkacağını düşünüyorum. Bu itibarla, Yeni Parti'nin artık bu davada Yargıtay'ın ne yönde karar vereceğini zerre umursamadan. Bu itibarla, Yeni Parti'nin artık bu davada Yargıtay'ın ne yönde karar vereceğini zerre umursamadan, kendi belirlemiş olduğu yol haritasına uygun şekilde, genel seçime kadar özgüvenle ilerlemesi gerekiyor.

- Daha önce yapılan çok fazla sayıdaki suç duyurusuna karşın harekete geçilmeyen eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili oğlu. - Daha önce yapılan çok fazla sayıdaki suç duyurusuna karşın harekete geçilmeyen eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili oğlu ve gelini üzerinden soruşturma başlatıldı ve Gökçek ifade verdi. Yıllar sonra neden bugün?

Gerçekten eski bir belediye başkanı olarak Melih Gökçek, davet üzerine geldi ve ifade verdi. Savcılık makamının özellikle seçilmiş siyasetçilerle ilgili yapılan bir soruşturmada, hukukun gereklerine uygun hareket edilmesi noktasında, böyle bir anda aydınlanma yaşamasına sevindim. Keşke hep böyle olsa. Çünkü biz son bir buçuk yıldır seçilmiş belediye başkanlarının evlerine şafak vakti operasyon yapılmasına alıştık. Çünkü biz son bir buçuk yıldır seçilmiş belediye başkanlarının evlerine şafak vakti operasyon yapılmasına alıştık ama demek ki böyle olmak zorunda değilmiş. Kanunda öngörülen usule uygun olarak belediye başkanları çağrı kağıdıyla da davet edilebiliyormuş.

Gökçek 2017'de görev süresi henüz bitmeden önce cumhurbaşkanı tarafından görevden istifa ettirildi, ama o dönem bu bile sorgulanmadı. Mansur Yavaş belediye başkanı olduktan sonra Gökçek dönemiyle ilgili çok fazla sayıda dosyayı yargıya taşıdı. Mansur Yavaş belediye başkanı olduktan sonra Gökçek dönemiyle ilgili çok fazla sayıda dosyayı yargıya taşıdı ancak bunların çoğuyla ilgili takipsizlik kararı verildi. Ama yıllar sonra ne olduysa, 2026 yılında birden Gökçek için düğmeye basıldı. Diğer örnekler gibi, bu gelişmeyi de hukukla izah edebilmek mümkün değil ne yazık ki.

- Özellikle Gökçek için harekete geçilmesiyle muhalefete yönelik yapılan operasyonlara meşruiyet sağlandığı dillendiriliyor. .

Mesele kişi bazında ele alındığında yanlış bir noktaya gideriz. Şu an Gökçek'le ilgili soruşturma başlatılması büyük coşkuyla karşılanıyor. Böyle olmaz, bu süreçler duygusallıkla yürütülmez. Gökçek'le ilgili "İmamoğlu'nu tutuklayan aynı yargı değil mi, Gökçek de tutuklansın" denirse. Gökçek'le ilgili "İmamoğlu'nu tutuklayan aynı yargı değil mi, Gökçek de tutuklansın" denirse, yakın dönemdeki tüm benzer hukuka aykırı uygulamaların da meşruiyet kazanması riski doğar. Lütfen herkes kendine gelsin. Bizim duruşumuz rövanşist duygusallığa değil, hukukun gereği olan, bilimsel akla ve rasyonaliteye dayanmalıdır. Bu nedenle, kim olduğu farketmeksizin 86 milyon yurttaşımızın tamamı için, anayasal temel hak ve özgürlükleri savunmalıyız. Bu ülkede, tüm soruşturmalar Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) öngörülen ilkelere uygun yürütülmeli ve hukuk herkese eşit şekilde uygulanmalıdır.

Tabii ki, temel olarak toplumsal muhalefeti kastediyorum. Aslında bugün gelinen noktada, iktidar yanlılarında da büyük bir korku var. Çünkü bu yeni başlamadı. Önce Mehmet Akif Ersoy, sonra Rasim Ozan Kütahyalı ve en son Cem Küçük, bunları hepsi iktidara yakın isimlerdi. "tutuklama" pratiğinin hedefi olmaktan kurtulamadılar. Şimdi bu isimlerle aynı frekanstaki bütün iktidar yanlısı olan yorumcularda "sıra bize gelir mi" endişesi var. Hukuka aykırı düzen inşa edildikten sonra, bu hukuka aykırı düzenin bumerang gibi dönüp kimi vuracağı belli olmaz.

- Gökçek soruşturmasıyla ilgili gelecek seçimde Mansur Yavaş'ın adaylığının önüne geçmek için zemin hazırlandığına yönelik yorumlar da var, katılır mısınız?

Bunu gerçekçi bulmuyorum. Çünkü mevcut siyasal iktidarın bugüne kadar yargı yoluyla yürüttüğü iktidarını tahkim etme stratejisinde. Mansur Yavaş veya bir başkası için en ufak bir çekince içerisinde olacaklarını sanmam. İktidarlarının devamı için gerekli olduğunu düşündüklerini hiç çekinmeden yaparlar. Bu nedenle, böyle bir meşruiyet kılıfı hazırlama ihtiyacında da, zorunda da değiller.

- Eski İçişleri Bakanı İdnis Naim Şahin de yargının gündeminde. İfade verdi ve hakkında yurtdışı çıkış yasağı kondu. İlk kez bir AKP'li bakanın yargılandığını görüyoruz. Öte yandan son Başbakan Binali Yıldırım'ın da adı konuşuluyor. AKP'liler de sıranın kendilerine geleceğini düşünüyor mu?

Gökçek ve Şahin için sürecin hukuka uygun yürütülmesinden memnunum. Siyasetçileri konu alan tüm diğer soruşturmalarda da aynı hassasiyetin gösterilmesini temenni ediyorum. Siyasi okumam ise şöyle: Sayın cumhurbaşkanının, tüm siyasi yaşamında. Siyasi okumam ise şöyle: Sayın cumhurbaşkanının, tüm siyasi yaşamında, henüz İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı dahi olmadan önce yaşanan bir olaydan derin şekilde etkilendiğini düşünüyorum. Bu olay, 1993 yılındaki İSKİ skandalı. Hatırlayacaksınız, bu skandal patladığında gazetelerde, televizyonlarda aylarca gündem oldu, hatta bu skandalı konu alan iki ayrı dizi film dahi çekildi. Tam 1994 yerel seçimleri öncesindeki bu olay, o dönem İBB'yi elinde bulunduran SHP'ye büyük zarar verdi ve seçimlerin kaybedilmesine neden oldu. Erdoğan buradan çok temel bir ders çıkardı ve bir prensip ortaya çıktı. Bakın çeyrek yüzyıla yaklaşan AK Parti iktidarında biz hep, tek bir temel prensip gördük, konu ne olursa olsun, AK Parti'yle ilgili hiçbir yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet iddiası asla kabul edilmeyecek. 17/25 Aralık yolsuzluk iddiaları sürecindeki bakanları anımsayın, çok ağır iddialar olmasına rağmen, hiçbiri AK Parti'de, İSKİ skandalının SHP'de yarattığı tahribatı yaratamadı. Çünkü tüm iddialar şiddetle reddedildi, disiplinli olarak sonuna kadar inkar politikası uygulandı.

Bugün yeni bir aşamaya gelindiği görülüyor. Benim okumama göre, AK Parti'li bazı isimlere yönelik son dönemdeki soruşturmalar. 25 yıllık iktidar sürecinde biriken, iktidar içindeki kliklerin mücadelesinin saklanamaz hale gelmesidir. Bunlar Sayın Cumhurbaşkanı'nın yaşının da konumunun da bir noktaya gelmiş olması ve ondan sonraki süreci tasarlamaya yönelik satranç hamleleri. Post Erdoğan dönemine ilişkin olarak iktidar içi klikler tarafından atılan adımlar. Biz bunun örneğini Mehmet Akif Ersoy'da gördük. Ersoy'un yakın olduğu klik, diğer bir klik tarafından operasyona uğradı. Aynısı Gökçek için de geçerli.

- Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'na da 5 yıl önce yaptığı konuşma nedeniyle cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı. Devamı gelecek mi?

Ben devam edeceğini düşünüyorum, çünkü zaman ilerledikçe iktidar içi kliklerin rekabeti de tırmanıyor. Bazı AK Parti'lilere yönelik soruşturmalar da, aslında tümüyle post Erdoğan dönemine hazırlık olarak ortaya çıkan klikler içi mücadelenin yansıması. Şu an birilerini feda etmeye başladılar. Bence bu devam edecek. Biri ötekinin adamını avlayacak, diğeri onun adamını ifşa edecek. AK Parti içinde kaynayan kazanı biz bu operasyonlarla göreceğiz.

Ama buradan "iktidar çatırdıyor, çöküyor" anlamı çıkaranlar, bu operasyonlardan medet umanlar fena halde yanılır. Bu onların içlerindeki kavga. Bu kavga zayıfladıkları, iktidarı bırakacakları anlamına gelmiyor. Devletin bütün imkanlarını halen ellerinde tutuyorlar ve bırakmayı da asla istemiyorlar.

Hiçbir ciddi yansıması olmaz. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde AK Parti diye güçlü bir kurumsal yapı yok. Yasa teklifleri Beştepe'de hazırlanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nın hem kişisel hem mesleki karizması AK Parti'nin kurumsal kimliğinin çok önünde. İnsanlar Erdoğan'a oy veriyor. Yani Erdoğan sonrasına hazırlık yapan kliklerin kendi içlerindeki mücadeleleri, AK Parti'li seçmenin oy verme davranışında en ufak bir etki yaratmaz. Vatandaş bakıyor, "Erdoğan var mı, var". Bitti.

- Terörsüz Türkiye diye bilinen süreç için Meclis'te kurulan komisyondan önce sizinle konuştuğumuzda en büyük sorunlardan birinin yasal çerçeve olacağını belirtmiştiriz. PKK'lılara özel bir düzenlemenin anayasaya aykırlığından söz etmiş, AYM'nin "eşitlik ilkesi"nin ihlali nedeniyle iptal kararı vereceğini söylemiştiniz. Çerçeve yasa çıktı, bugün AYM'ye gidilse ne olur?

Ne dediysek öyle oldu. CHP komisyona girmeden önce çok güçlüydü. Çünkü komisyonun ve bugün Çerçeve Yasa'ya kadar gelen sürecin meşruiyet kazanabilmesinin ön koşulu Türkiye'nin birinci partisi olan Özgür Özel yönetimindeki CHP'nin komisyona girmesiydi. O dönem CHP, "Belediye başkanları tutuksuz yargılanmadan komisyona girmiyoruz" demeliydi ama iktidarın yaklaşımı "Bunlar komisyonda konuşulur" biçimindeydi. Komisyon kuruldu ama CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar hız kesmeden sürdü. Ön koşullar dayatılmadan, AYM ve AİHM kararlarının uygulanacağı ile ilgili iktidardan taahhüt almadan ve net uygulamayı görmeden bu işe girmemek gerekirdi.

- Bugün, büyük bir çoğunlukla Meclis'ten geçen Çerçeve Yasa noktasına gelindi. .

Çerçeve Yasa birçok açıdan sorunlu. Bütün toplumu ilgilendiren, böyle temel bir düzenlemede şeffaf hareket edilmedi. Blok olarak "evet" diyen AK Parti, MHP ve DEM milletvekilleri dahi yasanın içeriğini Meclis'e gelmeden önce bilmiyordu. Metin teknik hukuki açıdan da sıkıntılı. Bu bir "Af değil" deniyor ama nasıl değil, içinde PKK'lılar için hem özel hem genel af var. Sadece PKK'ya özel çıkartılan bu yasaya bakarak müebbet almış bir FETÖ üyesi, bununla ilgili olarak yargılandığı mahkemeden talepte bulunabilir. Bu kapsamda bir mahkeme, "Getirdiğiniz bu hüküm anayasanın eşitlik ilkesine aykırı. Ben AYM'ye somut norm denetimi için gönderiyorum" diyebilir. O zaman ne yapacak AYM, emsal uygulamalar ortada. O zaman Fethullahçılar da başka aklınıza gelen terör örgütü mensupları da bundan istifade edebilir.

Diğer yandan Meclis kanun çıkarmak için kullanıldı. Peki sürecin yürütülmesinde Meclis neden devre dışı? Geçmişte eleştirilerin hedefi olan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) bugün cumhurbaşkanına bağlı. Süreçteki denge denetim mekanizması tek başına MGK'da. "Askeri vesayetle mücadele ediyoruz" denerek inşa edilen bu yapı, geçmişe göre çok daha vesayetçi.

- Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanmasının ardından yerine Sibel Tan Çetinkaya'nın kazandığı seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi, ardından yaşanan gözaltılar. - Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanmasının ardından yerine Sibel Tan Çetinkaya'nın kazandığı seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi, ardından yaşanan gözaltılar ve hukuki sürece ilişkin "AKP'nin Üsküdar ısrarı" yorumları yapılıyor. Sizin değerledirmeniz nedir?

Ben bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı'nın henüz başbakanken yaptığı bir vurguya gönülden katılıyorum, çünkü ısrarla şunu söylerdi. "En büyük hırsızlık, millî irade hırsızlığıdır". Üsküdar'da seçmen Sinem Dedetaş'ı seçti, mührü ona verdi. Ama diğer pek çok belediyede olduğu gibi, Üsküdar'da da belediye başkanı Sinem Dedetaş hapse atıldı, yerine belediye meclisinde yapılan seçimi yine muhalefet kazanınca da. Bu kez seçim yargı kararıyla iptal edildi, bu süreçte yenilenecek seçimde oy kullanacak muhalif meclis üyeleri gözaltına alındı. Yani tüm bunlar hepimizin gözü önünde oluyor. Biraz aklı, izanı olan herkes neyin ne olduğunu görüyor. Bunlar çok yanlış ve demokrasi tarihimiz için de çok talihsiz işler. Demokraside tek aslolan milletin iradesidir. Milletin iradesiyle inatlaşan, kaybeder. Bunun istisnası yoktur. Bu hep böyle olmuştur, yine böyle olacaktır. Zaten ilk seçimde de nasipse hepimiz bizzat yaşayarak göreceğiz.

- Eski Bakan Veysel Eroğlu, çıktığı bir yayında AKP'nin kapatma davasında AYM'nin kapatılması yönündeki kararının nasıl değiştiğini anlattı. Bir AYM üyesinin kayınpederine gittiğini, kayınpederin de damadına neredeyse tehditle (seni evlatlıktan reddederim, kızımı da alırım) partinin kapatılmaması yönünde oy kullandırdığını. Bunun Erdoğan'ın onayıyla yapıldığını, kişilerin isimlerini de vererek açıkladı. Bu ifadelere ilişkin hukuki olarak atılabilecek bir adım var mı?

Her yargı kararına ilişkin olarak benzer birtakım anekdotlar zaman içerisinde ortaya çıkar. Hakim dediğiniz kişi de etten kemikten yapılmış bir insan. Hakim de irade denen kavram şekillenirken birçok etmenin etkisi altında kalıyor. Ne yazık ki gerçeklik bu. Diğer yandan AK Parti'nin kapatılmaması çok doğru bir karardı. 28 Şubat'ın sonucu, çeyrek yüzyıl süren AK Parti iktidarı oldu. İktidar partisinin kapatılması 25 yıl değil belki 40 yıllık bir AK Parti iktidarına yol açardı. Eğer Tayyip Erdoğan 99'da okuduğu şiir nedeniyle zindana atılıp. Siyasi yasak almasaydı, halk AK Parti'nin o dönemki rüzgarına kapılarak 25 yıllık iktidarın yolunu açmayacaktı. O gün yapılanlar buna sebep oldu.

AK Parti yolsuzluğu ortadan kaldıracaktı, kaynağına dönüştü, yoksulluğu bitirecekti, ezici çoğunluk yoksulluk sınırının altında. Yasaklar olmayacaktı, 29 belediye başkanı tutuklu yargılanıyor. AK Parti 25 yıl önce mücadele ettiği şeyin kendisine dönüştü. Bu kadar haksızlığa, zalimliğe, kötülüğe toplum mutlaka reaksiyon veriyor. Bugün AK Parti, belki farkında değil ama muhalefete karşı özellikle son dönemde girişilen yargı ablukası. Bugün AK Parti, belki farkında değil ama muhalefete karşı özellikle son dönemde girişilen yargı ablukası, yaşatılan büyük haksızlıklar, belki de en az 20 yıllık bir seküler iktidarın temellerini attı. Ben ilk genel seçimden itibaren, Türkiye'nin en az 20 yıl seküler muhalefetin iktidar olduğu bir dönem yaşayacağına inanıyorum.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 2006'da ceza hukuku alanında "hukuk doktoru", 2016'da "Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama" başlıklı doçentlik çalışmasıyla "Ceza Hukuku Doçenti" ünvanını aldı. 2019'da Milletlerarası Ceza Hukuku Derneği'nin Paris'te düzenlenen "Büyük Genel Kurulu"nda Türkiye ulusal grubu temsilcisi olarak bulundu. 2023'te profesör oldu. Altınbaş Üniversitesi'nde Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı görevlerini yürüten Sınar, İstanbul Barosu'na kayıtlı olarak ceza davalarında avukatlık yapıyor.