· Medya Tilkisi - Gündem
Son günlerde tarih sayfalarındaki gizemli hikayelerin sosyal medyada yeniden gündem olmasıyla birlikte. Mesele tam da bu. Tarih meraklılarının en çok araştırdığı konuların başında Osmanlı'nın efsanevi koşucuları geliyor. Atların bile dayanamayıp çatladığı sarp yolları günlerce koşarak aşan bu…
Tarihsel kaynaklarda ve dijital platformlarda sıkça karşımıza çıkan Osmanlı habercileri, sınırları zorlayan fiziksel dayanıklılıklarıyla bugün bile modern sporcuları şaşırtıyor. Devletin en gizli yazışmalarını taşıyan bu askeri sınıfa "Peyk" adı veriliyordu. İnternet aramalarında peyklerle ilgili en çok merak edilen detay, uzun mesafelerde dalaklarının şişmemesi için cerrahi bir operasyon geçirip geçirmedikleri konusu. O dönemin tıp teknolojisinde böyle bir ameliyatın imkansızlığı göz önüne alındığında, peyklerin asıl başarısının ardında yatan gerçekler çok daha şaşırtıcı.
OSMANLI PEYKLERİ KİMDİR VE TARİHTEKİ GÖREVLERİ NELERDİR?
Osmanlı saray teşkilatında Peykhâne-i Hassa Ocağı bünyesinde hizmet veren peykler, sarayın en güvendiği özel yaya birliğiydi. En temel görevleri, devletin kritik istihbarat raporlarını ve padişahın şahsi fermanlarını hedefine en hızlı şekilde ulaştırmaktı. Atların ilerlemekte zorlandığı engebeli arazilerde onlar hedeflerine durmaksızın koşardı. Avrupa'da benzer görevleri üstlenen haberciler genellikle genç yaşlarda yorgunluktan hayatını kaybederken. Osmanlı'nın bu üstün eğitimli birliği 45 yaşına kadar aktif görevde kalabiliyordu.
PEYKLERİN DALAKLARI ALINIR MIYDI, DALAK EFSANESİ DOĞRU MU?
Halk arasında asırlardır dolaşan ve bugün arama motorlarında en çok sorgulanan "dalakları ameliyatla alınırdı" hikayesi tamamen popüler bir tarih efsanesinden ibaret. Anestezinin ve sterilizasyonun olmadığı bir çağda, küçük bir çocuğun dalağını ameliyatla almak kesin ölüm anlamına geliyordu. Peyklerin koşu sırasında yaşadığı dalak şişmesini önlemek için buldukları çözüm cerrahi bir operasyon değil, tamamen zekice kurgulanmış biyolojik bir taktikti.
KOŞARKEN AĞIZLARINDA NEDEN DELİKLİ GÜMÜŞ TOP TAŞIRLARDI?
Kulaktan kulağa yayılan efsaneyi çürüten asıl bilimsel gerçek burada başlıyor. Bu gizemli haberciler, koşu esnasında ağızlarında ortası delik gümüş ya da metal bir küre taşırlardı. Bu özel aparatın sporcuya sağladığı hayati faydalar şunlardı:
Sporcuyu ağızdan değil, sadece burnundan düzenli nefes alıp vermeye zorlardı. Solunum ritmini kusursuz bir dengeye oturtarak splenik spazmı (dalak şişmesini) tamamen engellerdi. Ağız kuruluğunun önüne geçerek uzun mesafelerde su ihtiyacını en aza indirirdi.
GÜNDE 150 KİLOMETRE KOŞAN PEYKLER NASIL EĞİTİLİRDİ?
Bu acımasız ve zorlu mesleğe çok küçük yaşlarda seçilen çocuklar, İstanbul At Meydanı'nda. Bu acımasız ve zorlu mesleğe çok küçük yaşlarda seçilen çocuklar, İstanbul At Meydanı'nda ve kışlalarda 10 ile 12 yıl süren ağır bir eğitimden geçerdi. Ayak tabanlarının adeta bir at nalı kadar sertleşmesi için kızgın kumlarda yalınayak koşturulur. Ayak bileklerine bağlanan ağırlıklarla insan iradesinin sınırları test edilirdi.
Uzun yollarda enerjilerini yüksek tutmak için bellerindeki özel gümüş kemerlerde akide ve badem şekeri taşırlardı. Diz altlarına bağladıkları küçük çıngıraklar sayesinde hem kendi koşu tempolarını ayarlar hem de sokaktaki halkın onlara yol vermesini sağlarlardı. Tüm bu disiplin ve teknik sayesinde, İstanbul ile Edirne arasındaki 150 kilometreyi aşan mesafeyi sadece bir gün bir gece gibi inanılmaz bir sürede yürüyerek tamamlıyorlardı. İnsanüstü bir çaba gerektiren bu efsanevi ocak, 3 Mayıs 1829 tarihinde resmi olarak kapatıldı.