Okula uyum sürecinde ebeveynlere hayati uyarılar: 'Kaygınızı çocuğa yansıtmayın'

· Cumhuriyet

Okula uyum sürecinde ebeveynlere hayati uyarılar: 'Kaygınızı çocuğa yansıtmayın'

Okula uyum sürecinde çocukların gösterdiği ağlama, kaçınma ve kaygı gibi tepkilerin doğal olduğunu belirten uzmanlar, velilerin sergileyeceği sakin. Kararlı tutumun adaptasyon sürecinde belirleyici olduğunu bildirdi.

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Bulut ile psikolog Dr. Müge Kiremitçi okulun ilk haftalarında yaşanan adaptasyon güçlükleri, ebeveyn tutumları. Müge Kiremitçi okulun ilk haftalarında yaşanan adaptasyon güçlükleri, ebeveyn tutumları ve dikkat edilmesi gereken noktaları değerlendirdi.

Milli Eğitim Bakanlığınca uygulanan okula uyum ve oryantasyon haftasının çocukların psikolojik gelişimi açısından kritik bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Sefa Bulut. Sefa Bulut, sürecin sağlıklı yürütülmesinde velilere büyük görev düştüğünü söyledi.

Oryantasyon haftasının pedagojik kazanımlarına değinen Bulut, şu değerlendirmede bulundu:

"Aslında Milli Eğitim Bakanlığının böyle bir uyum ve oryantasyon haftası uygulaması başlatması pedagojik olarak çok yararlı bir şey. Özellikle ilköğretim için önemli bir uygulama. Çocuklar uyum haftasına geldikleri zaman bir kere duygusal ve psikolojik olarak hazırlanıyorlar ve nasıl bir ortamda bulunacaklarını, nerede oturacaklarını, kimlerle iletişim halinde olacaklarını, tuvaletlerin, kafeteryanın, kütüphanenin. "

Velilerin kendi kaygı ve panik duygularını çocuklara yansıtmaması gerektiğini vurgulayan Bulut, ebeveynlerin sergilemesi gereken tavrı şu sözlerle anlattı:

"Çocuklar bizim davranışlarımızı, duygularımızı ve yüzümüzü, sözsüz iletişimimizi de okuyorlar. Bizim de heyecan ve panik yapmamamız gerekir, bunun doğal bir süreç olduğunu çocuğa hissettirmemiz gerekir. Çocuğu okula götüreceksek götürüp bırakıp gelmemiz gerekir, orada çok fazla oyalanmamalıyız, çok fazla aşırı duygusal destek olmayalım. Çocuğa aşırı şekilde bağlanmayalım. Bu aynı zamanda çocuğu da bize bağımlı kılıyor. Biz olayı ne kadar abartır, özen gösterir ve üstüne düşer titizlenirsek çocuk da tabii bunu algılıyor. Bunun zor bir süreç olacağını zannediyor, aslında öyle değil. "

Bunun normal ve doğal bir süreç olduğunu aktaran Bulut, "Herkes bir yere gidiyor uyum sağlıyor, uyum sağlaması gerekir. O yaş grubu için beklenen istenen davranışlar. Bizim kaygımız bir şekilde çocuğa bulaşıyor çocuğa geçiyor biz kendimiz kaygısız olursak normal nötr olursak çok iyi" dedi.

Okul dönüşünde iletişim dilinin olumlu yönde tutulması ve vedalaşmalarda aşırı korumacı tavırlardan kaçınılması gerektiğini belirten Bulut, şunları kaydetti:

"Çocuğa 'günün nasıl geçti, okul nasıl geçti, bugün neler yaptınız, neler öğrendin, kimlerle tanıştın, ne tür aktiviteler yaptın' diye pozitif tonda sorular sormalıyız, sorular hep pozitif. Okul dönüşünde iletişim dilinin olumlu yönde tutulması ve vedalaşmalarda aşırı korumacı tavırlardan kaçınılması gerektiğini belirten Bulut, şunları kaydetti: "Çocuğa 'günün nasıl geçti, okul nasıl geçti, bugün neler yaptınız, neler öğrendin, kimlerle tanıştın, ne tür aktiviteler yaptın' diye pozitif tonda sorular sormalıyız, sorular hep pozitif ve yönlendirici olmalı, biz negatif algı ve düşünce içerisinde olmamamız gerekir" Bulut, çocukların bu süreçte kaygılanıp sıkılabileceğini belirterek "Çocuğun bu şekilde bizleri manipüle edip aşırı merhamet duygumuzu harekete geçirip bizi ikna etmesine izin vermeyelim.

Bulut, çocukların bu süreçte kaygılanıp sıkılabileceğini belirterek "Çocuğun bu şekilde bizleri manipüle edip aşırı merhamet duygumuzu harekete geçirip bizi ikna etmesine izin vermeyelim. Bu aşırı korumacılık çocuğun bağımsızlık gelişimini engelliyor, çocuğa, 'Bak çok güzel şeyler olacak. Bu aşırı korumacılık çocuğun bağımsızlık gelişimini engelliyor, çocuğa, 'Bak çok güzel şeyler olacak, güzel şeyler göreceksin, ben de böyleydim küçükken gibi kendi hatalarımızı paylaştığımız konuşmalar yapabiliriz. Bu çocuk için rahatlatıcı olur" diye konuştu.

Okula başlama sürecinin çocuk için güvenli ortamından ayrılarak akran ve yetişkinlerle yeni bağlar kurduğu zorlu bir dönem olduğunu belirten psikolog Kiremitçi. Okula başlama sürecinin çocuk için güvenli ortamından ayrılarak akran ve yetişkinlerle yeni bağlar kurduğu zorlu bir dönem olduğunu belirten psikolog Kiremitçi, adaptasyon sürecinde ebeveyn tutumlarının kritik önem taşıdığını söyledi.

Uyum sürecindeki ilk tepkilerin gelişimsel olarak doğal karşılanması gerektiğini vurgulayan Kiremitçi, "Özellikle okulun uyum haftasında ve okulda kalış süresinin uzadığı sonraki ilk iki haftada ağlama. Uyum sürecindeki ilk tepkilerin gelişimsel olarak doğal karşılanması gerektiğini vurgulayan Kiremitçi, "Özellikle okulun uyum haftasında ve okulda kalış süresinin uzadığı sonraki ilk iki haftada ağlama, ebeveyne yapışma, sınıfa girmek istememe, 'annem de benimle gelsin' diye ısrar etme ya da karın ağrısı gibi bedensel yakınmalar belirli ölçüler çerçevesinde gelişimsel olarak normal kabul edilebilir." dedi. " dedi.

Kiremitçi, çocukların ebeveynlerinin kaygılarını beden dili üzerinden kolayca hissettiğini dile getirerek, vedalaşma anlarının dramatikleştirilmemesi gerektiğini ifade etti.

"Biz bu noktada ebeveyn olarak verdiğimiz okula başlatma ve okul seçimi ile ilgili kararımıza, öğretmenimize, okulumuza güveneceğiz. En önemlisi çocuğumuza güveneceğiz. Çocuklar aslında sisteme daha kolay adapte olurlar, yeter ki ebeveynlerinin gözündeki kaygıyı, korkuyu görmesinler. "

"Vedalaşma anında ebeveyn olarak kısa, net, sıcak ve kararlı olmamız gerekir. Çocuğunuz vedalaşmada zorlanıyorsa çocuğunuzun duygusunu kabul edip sınırı korumak önemlidir. "

Velilerin gizlice okuldan ayrılmasının ya da rüşvet teklif etmesinin güven zedeleyici olduğunu aktaran Kiremitçi, şu uyarılarda bulundu:

"Çocuğun okula gelmek istememesi durumunda 'okula gidersen çıkışta çikolata alırım, parka götürürüm gibi' rüşvetler de kısa süreli olumlu etki yaratsa da uzun vadede çocuğun okula uyum sürecini uzatır. Çocuğun okula ve ödevlere içsel motivasyon kazanmasını engeller. Bu ödül sistemi bir süre sonra çocuk tarafından 'çikolata almazsan okula gitmem' gibi tehditlere dönüşür. Ebeveyn-çocuk arasında uzun vadede çatışmaların artmasına, öfke ve şiddet davranışlarına yol açabilir. "

Tepkilerin yalnızca ağlama olarak değil, içe kapanma, alt ıslatma veya öfke patlamaları şeklinde de görülebileceğini belirten Kiremitçi. Bu ödül sistemi bir süre sonra çocuk tarafından 'çikolata almazsan okula gitmem' gibi tehditlere dönüşür ve ebeveyn-çocuk arasında uzun vadede çatışmaların artmasına, öfke ve şiddet davranışlarına yol açabilir." Tepkilerin yalnızca ağlama olarak değil, içe kapanma, alt ıslatma veya öfke patlamaları şeklinde de görülebileceğini belirten Kiremitçi, belirtilerin şiddetlenmesi durumunda uzmana başvurulması gerektiğini ifade etti. Kiremitçi şöyle konuştu:

"Her sabah yoğun ağlama krizleri yaşanması, okula gitmeyi sürekli reddetmesi, ebeveynden ayrılacağı zaman panik düzeyinde tepki vermesi, okul saatlerinde uzun süre sakinleşememesi, sınıf etkinliklerine katılamaması, sık tekrarlayan karın ağrısı, mide bulantısı ya da baş ağrısı gibi bedensel yakınmalarda belirgin bir azalma olmuyorsa, aksine giderek şiddetleniyorsa, bu kaygı davranışları ev ortamında da görülüyorsa, çocuğun uykularında bozulma oluyorsa burada daha dikkatli olmak. "

Ebeveyn olarak ev rutinleri oluşturmanın ve istikrarlı olmanın önemine dikkati çeken Kiremitçi, "Ebeveyn olarak sabah kalkıp kendimizi ve çocuğumuzu okula hazırlamamız, okula gidiş, okuldan dönüş, okul dışı spor veya kültürel aktivitelere gidiş-geliş, beslenme, öz bakım, dinlenme, ödev, oyun zamanı. Uyku saatlerine mümkün olduğunca benzer ve istikrarlı bir düzen oluşturmalıyız. " dedi.

Kiremitçi, çocukla kurulan iletişim dilini düzenlemek gerektiğine vurgu yaparak. "Ebeveyn olarak yaptığımız ilk hata peş peşe cevabı 'evet, hayır, iyi, yok…' gibi tek kelimelik cevabı olan sorular sormaktır. Cevap tek kelimede biter ve çocuğunuz sadece "üüüüüfffff" der veya onu bile demez sessizliğe bürünür. Bu yüzden okuldan alır almaz sorgulama yapmayalım, bırakalım biraz rahatlasın. " diye konuştu.

Günün en değerli paylaşım anının yatak sohbeti olduğunun altını çizen Kiremitçi, "Uyku zamanı geldiğinde gün boyunca konuşmak istemeyen çocuğunuz tam yatak saatinde okulda kendisini zorlayan veya mutlu eden o günün en önemli konularını sizinle paylaşmak ister. Siz de haklısınız o anı kısa tutup ev işlerine ve ertesi günün hazırlıklarına dönmek istemeyebiliriz. Size en büyük tavsiyem, uyku saatini biraz öne çekin ve o anda yapılacak işlerinizi biraz öteleyin. Çocuğunuzun uyku saatini de geciktirmeden 'yatak sohbetlerinde' size günü anlatarak rahatlamasına imkan tanıyın" şeklinde konuştu.

Okul dönüşünde çocukların sorgulanmaması ve duygusal paylaşımlar için alan açılması gerektiğini vurgulayan Kiremitçi, ebeveyn-öğretmen ilişkisine dair şu değerlendirmede bulundu:

"Özellikle şu konuya da değinmek isterim: Ödev konusunda öğretmeni bir tehdit ya da ceza aracı haline getirmemek gerekir. 'Ödevini yapmazsan öğretmenin kızar', 'Öğretmenini ararım' gibi ifadeler çocuğun öğretmeniyle kuracağı güven ilişkisine zarar verebilir. Öğretmen, çocuğun gözünde korkulacak ya da cezalandıracak bir figür değil, öğrenme sürecinde ona eşlik eden güvenilir bir birey olmalıdır. "