· Cumhuriyet
Her şey birbirine girmiş, kurguyla gerçek arasındaki ayrım giderek silikleşmiş durumda. Eğitim dünyasında da bu bulanıklıktan faydalanma fırsatçılığı gün be gün artıyor.
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Öğretmen olmayan öğretmenler Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Ali Apaydın Son Köşe Yazıları Öğretmen olmayan öğretmenler 10.09.2026 04:00 Güncellenme: 10.09.2026 04:00 Takip Et: Her şey birbirine girmiş, kurguyla gerçek arasındaki ayrım giderek silikleşmiş durumda. Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Öğretmen olmayan öğretmenler Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Ali Apaydın Son Köşe Yazıları Öğretmen olmayan öğretmenler 10.09.2026 04:00 Güncellenme: 10.09.2026 04:00 Takip Et: Her şey birbirine girmiş, kurguyla gerçek arasındaki ayrım giderek silikleşmiş durumda. Eğitim dünyasında da bu bulanıklıktan faydalanma fırsatçılığı gün be gün artıyor.
Öğretmenlik, insanlık için ve daha özelinde bir toplum için en stratejik, en öncelikli meslektir. Ancak bugün bu meslek alanında " öğretmen olmayan öğretmenler " diye ifade edebileceğim ciddi bir kitle oluşuyor. Bu kitle giderek büyüyor.
Sosyal medyada onlara " fenomen öğretmen " deniyor. Son yıllarda iyice çoğaldılar. Öğrenme ve anlama süreçlerinin yerine şifreler, kısaltmalar ve kodlar koyan kişiler bunlar.
Bazıları müthiş bir yöntem bulmuş edasıyla bağıra çağıra " Dede muzu böl ver " diyerek özkütle kavramını; bazıları " Paran Varsa Ne Rahat " deyip ideal gaz denklemini; bazıları " Türkiye Milli Futbol Takımı Sahada Şut Attı " diyerek canlıların sınıflandırılmasını; bazıları da " Anası mezar dikecekmiş " diyerek sıfat fiilleri öğretiyor.
Hemen her ders içeriğine bir kod üretmiş, bir şifre belirlemişler. Adeta ellerine sihirli bir değnek almış, her dersi bu değnekle öğretiveriyorlar. Dahası bu " yöntemlerle " kitaplar yazıyor, bu kitapları satıyor. Dahası bu " yöntemlerle " kitaplar yazıyor, bu kitapları satıyor, dijital platformlar kurup arabesk müzikler eşliğinde " kimsenin bilmediği sırları " peş peşe sıralıyorlar. Elbette kanıtları da var: " Bakın, X öğrencisi bu yöntemle nasıl başarılı oldu " diye reklam yapıyor. Bu reklamlarda ünlü isimleri oynatıp onlar üzerinden pazarlama stratejisi yürütüyorlar.
Öğrencinin anlam dünyasını boşaltıp yerine gösteri dünyasını koyarak öğrettiklerini söyleyen bu insanlar kim? Bu denli yaygınlaşan bu sözde öğretim anlayışı ne?
Biraz düşünün; gerçekten öğrenmenin sırları mı vardır? Bu sırlarla dersleri birkaç şifreyle öğrenivermek varken, binlerce yıldır okullar. Öğretmenler bunu neden yapmıyor, neden bu sihirli değnekleri öğrencilerinin kafasına dokundurup müthiş dâhiler yetiştirmiyor? Okula, sınıfa, öğretmene ne gerek var, bu sırları verelim herkes bir anda öğreniversin işte, niye uğraşıyoruz ki bu kadar? Eğitim, niye var?
Net konuşalım: bunun adına ihanet denir. Öğrenmenin ve onunla neredeyse aynı anlama gelen anlamanın yerine sınavlarda doğru yanıtı işaretlemeyi koyan bu şarlatanlar, öğretmenlik mesleğine ihanet etmektedir! Şu hâlde, ilk notumuzu düşelim.
Öğretmenlik Notu 1: Öğrenmenin ve anlamanın yerine şifreler koymak, kodlar üretmek mesleğe ihanettir.
Aynı ihanet, eğitimle ilgili mücadele alanlarında da kendini gösteriyor. Sözgelimi, her şeyi sihirli değneklerle halleden bu kişiler için sendikalar ne bir hak mücadelesi alanı ne de kolektif bir dayanışma zemini; sadece gösterilerini sürdürebilecekleri başka bir sahne, o kadar…
Sendikalara ya da oluşumlara hak mücadelesi vermek için değil. Sendikalara ya da oluşumlara hak mücadelesi vermek için değil, kendi mikro çevrelerinde " mücadele eden biri " imajı çizip prim kazanmak için katılıyorlar. Çoğu üye bile olmuyor; üye olsalar bile, atanamamaktan şikâyet edip atanır atanmaz görünmez olanlar gibi kendileri için gerekeni aldıktan hemen sonra ortalıktan kayboluyorlar.
Hemen her fırsatta, mücadele edilmesi gerekenle değil, mücadele edenlerle uğraşmanın rahatlığına sığınıyor; çözüm üretmek. Hemen her fırsatta, mücadele edilmesi gerekenle değil, mücadele edenlerle uğraşmanın rahatlığına sığınıyor; çözüm üretmek, çözümün içinde olmak yerine şikâyet ediyor, öğretmenler odasında kahvaltı düzenleyip dedikodu dünyasında birbirlerini onaylıyor, birbirilerini çekiştiriyorlar.
Eğitim mücadelesini kişisel bir hizmet kapısı olarak kullanıyorlar: misafirhanelerde ağırlanmak, ücretsiz destekler almak, bedava çay içmek. " önemli " görünmek için hep alan, hiç vermeyen bir hayatı yıllarca yaşıyorlar! Evet, karikatür gibiler ama gerçekler; çok gerçekler!
Yaşam motivasyonları son derece sığ: sosyalleşme, aidiyet hissi, görülme ve onaylanma arzusu. Başka bir şey yok. Hiçbir gerçek amaçları yok! Her ilişkiye –ister dost ister akraba ister eş olsun– araçsal bakıyorlar. Kişisel tatmin, sosyal onay ve küçük egoları için her şeyi yapmaya hazırlar ve her şeyi yapıyorlar!
Şöyle ki, önce görülmek ve tanınmak için çırpınıyorlar. Bedava haklılıklar, bedava duyarlılıklar kuşanıp henüz ilk kez gördükleriyle bile hep hemfikir, hep haklıymış gibi konuşuyorlar; hep anlaşıyormuş gibi davranıyorlar. Sığlıkları ve sahtelikleri anlaşıldığı anda ise derhal kendilerine bir hedef bulup " düşmanımı buldum, rahat ettim " zihniyetiyle yıllarını tüketiyorlar. Yetmiyor, sosyal medyada sadece kendilerini haklı gösteren, kendilerine tek bir soru yöneltmeyen paylaşımlarla kişisel profillerini süslüyor. Yetmiyor, sosyal medyada sadece kendilerini haklı gösteren, kendilerine tek bir soru yöneltmeyen paylaşımlarla kişisel profillerini süslüyor, daima suçlayacak birilerini bularak sorumluluktan kaçıyorlar.
Artık tüm sahtelikleri deşifre olduğunda bile durmuyorlar. Çıngar çıkarıp yine gösteriye devam ediyorlar. Çünkü onların gözünde öğretmenlik, ancak bir gösteri unsuru olduğu ölçüde değer taşıyor.
Öğretmenlik Notu 2: Öğretmenlik bir araç değil, bir amaçtır. Öğretmen, öğretmek için, eğitim mücadelesi için gösteri yapabilir, ancak asla gösteri yapmak için öğretmez, mücadele etmez! Eğitim mücadelesi bir vitrin değil, bir dayanışma alanıdır.
Tekrar soralım: kim bunlar? Kuşkusuz artık içlerinden en az birini tanımayanınız yoktur. Ancak benim tanışıklığım çok daha öncesine dayanıyor. Neredeyse on yıl oluyor; bana tümüyle tesadüfen yapılan bir tanıtım esnasında tanıtılan platformdan çok daha derin ölçme değerlendirme verilerine hâkim olduğumu anlayan kişi, beni işyerine davet etmiş. Neredeyse on yıl oluyor; bana tümüyle tesadüfen yapılan bir tanıtım esnasında tanıtılan platformdan çok daha derin ölçme değerlendirme verilerine hâkim olduğumu anlayan kişi, beni işyerine davet etmiş ve platformu bana daha yetkili kişilerin anlatmasından memnuniyet duyacağını söylemişti. Amacı, platformu ayrıntılarıyla görerek yapabileceğim eleştiri ve katkıları işitmekti.
İlk aşamada, gündelik yaşamın içinde öylesine yapılan bir teklif gibiydi. Takip eden bir hafta içinde gerçekten de davet edildim ve gittim. Önce bir teknokentin içinde bulunan çalışma alanlarını gezdirdiler. Her seferinde " fenomen " ya da " efsane " olduğu söylenen. " muhtemelen tanıyorsunuzdur " diye takdim edilen alanında " uzman hocalarla " tanıştırıldım. Elbette önceden hiçbirini tanımıyordum.
Sonra bir odaya alındım, çay ikram edildi ve önüme üniversite sınavlarına yönelik dijital platformu özetleyen bir klasör kondu. Tanıtım başladı: önümdeki duvarda bir ekran açılıp öğrencinin konu eksikliğini en mikro düzeyde hemen tespit eden, derhal kişiye özel çalışma metodu geliştiren, yüzlerce grafik. Tanıtım başladı: önümdeki duvarda bir ekran açılıp öğrencinin konu eksikliğini en mikro düzeyde hemen tespit eden, derhal kişiye özel çalışma metodu geliştiren, yüzlerce grafik ve rapor üreten, ülkenin ve dünyanın en önemli eğitim uzmanlarınca yıllarca geliştirilmiş bir dijital eğitim platformu anlatılmaya başlandı. Ve uzun uzun anlatıldıkça anlatıldı.
Sıkıntıdan klasörü açtım. İlk sayfada, üniversite sınavlarına hazırlık için günde 1.300 ila 1.800 arası soru çözülmesi gerektiği yazıyordu. " Günde binden fazla soru çözmek mi? " diye düşündüm. Sunumun arasına girip bu veriyi nasıl hesapladıklarını sordum. Toplu bir veri havuzundan hareketle hesaplandığı söylendi. " Uzmanlarınız, bir günde 1.440 dakika olduğunu niçin hatırlatmadı? " dedim. Sadece bu soruyu sordum, hiçbir açıklama yapmadım, hiçbir ek cümle kullanmadım. Sustum ve bekledim. Ve onlar da sustu ve bekledi…
Evet, o sessizliği hiç unutmuyorum. Vaktinde bakanlıkça bile satın alınan bir dijital eğitim platformu işte bu hesaplamalar üzerine kuruluydu. Günde kaç dakika olduğunu bilmeyen, insanlık tarihinde hiçbir öğrencinin çözmediği, apaçık gerçeklik gereği asla çözemeyeceği soruları çözmesi gerektiğini söyleyen müthiş hesaplarla!
Yıllar içinde bu tip dijital eğitim platformlarının hem sayısı arttı hem de sahneleri büyüdü. Sayıları arttıkça zaten çok az olan eğitsel nitelikleri daha bir azaldı. Sahne büyüdükçe sahnenin içi bir o kadar boşaldı!
Öğretmenlik Notu 3: Öğretmenler ölçerek değerlendirir. Bu yüzden verilerle hareket eder, başka hiçbir şeyle değil!
Bütün bu tablo, bizi şu soruya götürüyor: Öğretmen kimdir? Öğretmen, haritayı değil bölgeyi öğretendir. Temsili değil, gerçeği gösterendir. Öğretmen, denetçinin, programın veya velinin beklentisine göre değil, öğrencinin zihninde anlamlı bir kavram oluşturmayı dert edinendir.
Öğretmen olmayan öğretmenler ise asıl derdi " görünme ", en iyi olasılıkla " önemli görünme " olanlardır. Bu kimselerin önemsedikleri ne öğrencileri ne meslektaşları ne de toplumdur.
Öğretmenler başkalarının gözünde arzu edilen bir imaja bürünmek için çalışmaz; öğrencilerinin gözünde anlam parıltıları görmek için çalışır! Eğitim mücadelesi, birilerinin beğenisini toplamak için değil, hakları kazanmak için yapılır!
Öğretmenlik Notu 4: Öğretmen seyirciye, takipçiye, beğeni sayısına bakmaz; öğrenciye bakar! Çünkü eğitim öğrenci için yapılır!
Ezberci eğitim ve gösterişçi mücadele anlayışı, kolektif bilinci ve direniş potansiyelini yok eder. Ezberle yetişenler ezberle devam eder; gösteri içinde yaşayanlar gösteri bittiğinde biter!
Öğrenmek, dünyayı değiştiren en güçlü eylemdir. Bu eylemin itibarını asla düşürmeyin, düşürtmeyin!
Öğretmen olmayan öğretmenlere uzak, öğretmenlere yakın olun!
Not: Geçen hafta yazmıştım. Okulların açılmasına günler kaldı. MEB halen okulların büyük çoğunluğuna ders kitaplarını dağıtmadı!
Ahlak ve Namus birbirine yakın ama aynı olmayan kavramlardır.
Üsküdar, bir buçuk yıldır muhalif belediyelere karşı tezgâhlanan operasyonların amacının çok net olarak iktidar tarafından ilan edildiği ilçe oldu.
Yarın 11 Eylül’ün 25. yıldönümü (pazartesi günü yazacağım), AfD’nin, Saksonya-Anhalt seçimlerindeki zaferi. 11 Eylül kadar olmasa bile, Almanya’nın iç siyasetinin ötesinde, Avrupa Birliği’nin geleceği açısından tarihte yeni bir sayfa açmış olabilir.
Almanya’da Saksonya-Anhalt’taki eyalet seçimlerini aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin kazanması sadece bu ülkede değil tüm dünyada yankı uyandırdı.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 2 Eylül 2026’da Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es Sisi ile yaptığı görüşmede. Ortadoğu için kapsamlı bir “yeni güvenlik mimarisi” önerdi.
İzmir’deki Nâzım Hikmet sergisinden sonra rüzgâr beni Bodrum-Gümüşlük’e attı.
Butlan tarafından CHP’de yaratılmış o çok özel ekibi, alışık olduğunuz düşünce sistemleriyle anlamaya boş yere çalışmayın.