Nepal-Tibet felaketi sonrası uzmanlar Türkiye'deki buzul risklerini değerlendirdi

· Cumhuriyet

Nepal-Tibet felaketi sonrası uzmanlar Türkiye'deki buzul risklerini değerlendirdi

Nepal-Tibet felaketi sonrası uzmanlar Türkiye'deki buzul risklerini değerlendirdi Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda!

Dağ zirvelerinde oluşması bazen binlerce yılı bulan buzullar yüzlerce metre kalınlığa ulaşabiliyor. Normal koşullarda bu tip arazilerde ilkbaharla birlikte buzullardan yavaş yavaş eriyen sular geçtiği vadide yaşam için önemli bir kaynak işlevi görüyor. Nepal-Tibet felaketi sonrası uzmanlar Türkiye'deki buzul risklerini değerlendirdi Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, Türkiye'de bu boyutta bir riskin bulunmadığını ifade etti.

Aynı kurumda öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Mehmet Akif Sarıkaya ise Türkiye'deki buzul varlığının Himalayalar'daki devasa sistemlerden farklı bir yapıda olduğunu belirtti. Ülkede buzul gölü patlamasına bağlı büyük ölçekli bir sel (GLOF) beklenmediğini vurgulayan Sarıkaya, Türkiye'deki buzullarda bu denli büyük bir göl oluşumu gözlenmediğini ekliyor. Buna karşın buzul kopması ihtimalinin sürdüğüne değinen Sarıkaya, bu tehlikenin özellikle ağustos sonu ile eylül başı arasındaki yaz sonu döneminde belirginleştiğini, bölgedeki yerleşimler ve hayvancılık yapanlar için risk oluşturabileceğini kaydetti.

Bilimsel kayıtlara göre, buzul kopmasına bağlı sellerin, Türkiye tarihinde en bilinen örneği 1840 yılında Ağrı Dağı'nın kuzeydoğu eteklerindeki Ahura Vadisi'nde (Cehennem Deresi) meydana geldi. İtalya'dan ve ABD'den araştırmacıların 2019'da Geomorphology dergisinde yayımlanan çalışması, deprem ve olası volkanik faaliyet sonrasında meydana gelen hızlı kar ve buz erimesinin büyük bir çamur-buz-kaya akışına dönüştüğünü savunuyor. Olayda devasa bir kaya ve buz kütlesinin vadiden aşağı indiğini ve tarihi kayıtlara göre yaklaşık 1.300 kişinin öldüğünü söylüyor. Buna göre, yedi gün sonra bu setin yıkılmasıyla biriken suyun serbest kalması ikinci bir sele neden oldu.

Uzmanların hemfikir olduğu konu ise, Ağrı Dağı'nın bugün de buz kopması olasılığı açısından izlenmesi gereken alanlardan biri olduğu. Prof. Dr. Sarıkaya'nın uydu görüntülerine dayanan araştırması, Ağrı Dağı'ndaki buz varlığının 1976 ile 2011 yılları arasında %29 oranında küçüldüğünü ve buzul alanının sekiz kilometrekareden altı kilometrekareye düştüğünü gösteriyor. Bununla birlikte, suları tutan doğal setlerin kararlılığı, kaya düşmeleri ve buzul-kaya kopmaları gibi süreçlerin yerel ölçekte risk yaratabileceğini belirtiyor.

Prof. Dr. Görüm ise küresel ısınmaya bağlı buzul erimelerinin kayalar üzerindeki yükü azaltarak kaya çığları riskini tırmandırdığını vurguladı. Buzulların çekilmesiyle açığa çıkan kayalar daha fazla ısıya maruz kalıyor. Hızı saatte 150 ila 300 km'yi bulan kütle daha fazla kaya ve toprakla birlikte önüne çıkan hemen her şeyi sürüklüyor.

Türkiye'de geçmişte yaşanan bir diğer örnek olarak 1890 yılında Erzurum yakınlarındaki Devre Dağı'nda Erzincan depremiyle tetiklendiği düşünülen ve 145 kişinin yaşamını yitirdiği çığ felaketi gösteriliyor. Bir diğer riskli bölge olan Kars'ın Kağızman ilçesindeki Deniz Gölü'nü tutan setteki hareketi de uydu verileriyle takip ettiklerini belirtiyor. Ayrıca ülkede buzulların en yoğun bulunduğu Hakkari bölgesindeki küçük yerleşim alanlarının da bu tür kırılganlıklar taşıdığı ifade edildi.

Kaynak: Cumhuriyet · Derleyen: Elif Aktürk