Mesleki yaşama merkezi denetleme: Önlük, yoksulluğun üzerini örtmüyor

· Cumhuriyet

Mesleki yaşama merkezi denetleme: Önlük, yoksulluğun üzerini örtmüyor

MEB’in yeni eğitim öğretim yılına ilişkin genelgesini değerlendiren Eğitim Sen Ankara 1 No’lu Şube Sekreteri Sibel Gökçe Evci. “Mesleki yaşamının pek çok alanı merkezden belirleniyor ve denetleniyor. Genelgenin satır aralarında ortaya çıkan öğretmen, sınırları Bakanlık tarafından çizilmiş bir…

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Genelgeye ilişkin Cumhuriyet'e değerlendirmelerde bulunan Eğitim Sen Ankara 1 No'lu Şube Sekreteri Sibel Gökçe Evci, düzenlemelerle Bakanlığın, öğretmene gerçekte nasıl baktığını görünür kıldığını söyleyerek, "Bir yandan öğretmenin görüş. Genelgeye ilişkin Cumhuriyet'e değerlendirmelerde bulunan Eğitim Sen Ankara 1 No'lu Şube Sekreteri Sibel Gökçe Evci, düzenlemelerle Bakanlığın, öğretmene gerçekte nasıl baktığını görünür kıldığını söyleyerek, "Bir yandan öğretmenin görüş ve önerilerinin dikkate alınacağı, karar süreçlerine etkin katılımının sağlanacağı ve mesleki itibarının güçlendirileceği söylenirken; diğer yandan görev yerinden mesleki eğitimine, kullanacağı dijital araçlardan kıyafetine kadar mesleki yaşamının pek çok alanı merkezden belirleniyor ve denetleniyor. Genelgenin satır aralarında ortaya çıkan öğretmen, söz ve karar sahibi bir eğitim emekçisi değil; sınırları Bakanlık tarafından çizilmiş bir alanda hareket etmesi beklenen uygulayıcı olarak karşımıza çıkıyor" dedi.

Genelgenin öğretmenlerin çalışma yaşamı açısından en önemli hükümlerinden birinin 43. maddede yer aldığını kaydeden Evci, "Norm kadro fazlası öğretmenlerin 'herhangi bir takvime bağlı olmaksızın' alanlarında ihtiyaç bulunan eğitim kurumlarına atanması, geçici öğretmen ihtiyaçlarının. Eğitim bölgesinden başlayarak norm kadro fazlası öğretmenlerden karşılanması öngörülüyor. Atamaların herhangi bir takvime bağlı olmaksızın yapılacak olması; öğretmenin tercih hakkının, mazeretlerinin, çalışma yerinin öngörülebilirliğinin. Atamaların herhangi bir takvime bağlı olmaksızın yapılacak olması; öğretmenin tercih hakkının, mazeretlerinin, çalışma yerinin öngörülebilirliğinin ve yer değiştirme sürecindeki güvencelerinin nasıl korunacağı sorusunu beraberinde getiriyor.

Daha da tartışmalı olan ise ders görevi verilemeyenler başta olmak üzere ihtiyaç veya norm kadro fazlası kadrolu öğretmenlerin Millî Eğitim Akademisi'nde eğitime alınarak eğitim sonrasında öğretmen ihtiyacı bulunan diğer alanlarda görevlendirilmelerinin öngörülmesidir. Bu düzenleme öğretmenlik mesleğinin niteliği açısından önemli bir soruyu beraberinde getiriyor: Bir öğretmeni kendi alanının öğretmeni yapan yıllarca aldığı alan eğitimi, pedagojik birikimi. Mesleki deneyimiyse, bu birikimin yerini Millî Eğitim Akademisi'nde verilecek bir eğitim alabilir mi? " ifadelerini kullandı.

Genelgenin 26. maddesinde eğitim öğretim yılı içerisinde sınıf mevcutlarının azalması halinde şubelerin birleştirilmesinin de istendiğini anımsatan Evci, "Bir tarafta şube sayısını azaltabilecek bir düzenleme, diğer tarafta norm fazlası haline gelen öğretmenlerin takvime bağlı olmaksızın yer değiştirmesine. maddesinde eğitim öğretim yılı içerisinde sınıf mevcutlarının azalması halinde şubelerin birleştirilmesinin de istendiğini anımsatan Evci, "Bir tarafta şube sayısını azaltabilecek bir düzenleme, diğer tarafta norm fazlası haline gelen öğretmenlerin takvime bağlı olmaksızın yer değiştirmesine ve belirli koşullarda başka alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyan hükümler bulunuyor. Bu nedenle norm kadro meselesi yalnızca personel planlaması olarak değil, öğretmenin çalışma güvencesi ve mesleki kimliği açısından da değerlendirilmelidir. Genelgenin öğretmene yaklaşımındaki aynı gerilim mesleki özerklik konusunda da karşımıza çıkıyor.

Bir taraftan öğretmenin planlama, uygulama, değerlendirme ve karar süreçlerine etkin katılımından söz edilirken. Diğer taraftan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan öğretmen eğitimi paketlerindeki bütün modüllerin tamamlanması isteniyor. Öğretmenlerin sınıfta cep telefonu kullanmaması ve ödev ya da bilgilendirmelerde Bakanlığın belirlediği dijital platformlar dışındaki araçlardan kaçınması düzenleniyor" dedi.

23. ⁠ ⁠maddede ise öğretmen ve eğitim çalışanlarından 'mesleğin vakarına', 'kamu hizmetinin ciddiyetine'. 'toplumsal hassasiyetlere' uygun giyinmelerinin istendiğine anımsatma yapan Evci, "Önlük giymeleri isteniyor; uygulamanın millî eğitim müdürlüklerince takip edilmesi öngörülüyor. Burada tartışılması gereken öğretmenin önlük giyip giymemesi değildir. İsteyen öğretmen elbette önlük giyebilir. Asıl dikkat çekici olan, Bakanlığın neyi takip etmeyi tercih ettiğidir. Öğretmenin önlük giyip giymemesinin millî eğitim müdürlüklerince takip edilmesi açıkça düzenlenirken; öğretmenin çalışma koşullarından okulların temizlik. Öğretmenin önlük giyip giymemesinin millî eğitim müdürlüklerince takip edilmesi açıkça düzenlenirken; öğretmenin çalışma koşullarından okulların temizlik ve güvenlik personeli ihtiyacına, öğrencilerin ücretsiz yemek ve temiz suya erişiminden eğitimin gerçek anlamda parasız olmasına kadar kamusal eğitimin temel sorunlarının nasıl ve hangi kaynaklarla çözüleceğine ilişkin aynı açıklıkta bir takip ve güvence mekanizması ortaya konulmuyor. Önlüğü takip eden Bakanlık eğitimin asli ihtiyaçlarının güvencesini ortaya koyamıyor" diye konuştu.

Genelgenin dikkat çeken bir başka yönünün, 'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin okul yaşamının geniş bir alanına yayılan temel çerçeve haline getirilmesi' olduğunu savunan Evci, "Daha ilk maddede eğitim süreçleri 'Türkiye Yüzyılı' vizyonu, 'devletimizin hedefleri', 'millî duruş', 'devlet iradesi'. 'millî birlik ve beraberlik' gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor. İlerleyen maddelerde 'Köklerden Geleceğe' vizyonu doğrultusunda 'Türk dünyasının ve gönül coğrafyamızın ortak tarih, kültür ve medeniyet değerleri'nin öğrencilere kazandırılması isteniyor. Okul içi ve okul dışı faaliyetlerin de maarif modelinde tanımlanan öğrenci profilini geliştirecek biçimde yürütülmesi öngörülüyor.

Dolayısıyla maarif modeli yalnızca ders programlarını değil, öğretmen eğitiminden sosyal. Dolayısıyla maarif modeli yalnızca ders programlarını değil, öğretmen eğitiminden sosyal ve kültürel etkinliklere kadar okul yaşamının önemli bir bölümünü belirleyen bir çerçeveye dönüşüyor. Bu yaklaşım, kamusal eğitimin hangi değerler üzerinden ve nasıl bir öğrenci profili hedeflenerek şekillendirileceği tartışmasını da beraberinde getiriyor. Oysa bilimsel, laik, demokratik ve çoğulcu eğitim anlayışı açısından kamusal eğitim; belirli bir siyasal ve kültürel kimliğin aktarım alanı değil, farklılıkların bir arada yaşayabildiği, öğrencinin sorgulama. Oysa bilimsel, laik, demokratik ve çoğulcu eğitim anlayışı açısından kamusal eğitim; belirli bir siyasal ve kültürel kimliğin aktarım alanı değil, farklılıkların bir arada yaşayabildiği, öğrencinin sorgulama ve eleştirel düşünme becerilerinin geliştiği bir alan olmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.

Genelgenin en belirgin çelişkilerinden birisinin de kamusal sorumluluklar konusunda ortaya çıktığını ifade eden Evci. "Okul güvenliğine ilişkin kontrollü giriş çıkıştan kör noktaların aydınlatılmasına, acil durum tedbirlerinden risklerin değerlendirilmesine kadar ayrıntılı önlemler sıralanıyor. Ancak bütün okullarda bu tedbirlerin uygulanmasını sağlayacak yeterli ve güvenceli güvenlik personelinin nasıl sağlanacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmuyor. Temizlik ve hijyen konusunda yapılması gerekenler belirtiliyor; ancak okulların ihtiyacı kadar güvenceli temizlik personelinin nasıl sağlanacağı düzenlenmiyor.

Sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda öğrencilerin bilinçlendirilmesi ve okul gıda işletmelerinin denetlenmesi istenirken okula aç gelen. Sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda öğrencilerin bilinçlendirilmesi ve okul gıda işletmelerinin denetlenmesi istenirken okula aç gelen, beslenme çantasını dolduramayan, içme suyunu satın alamadığı için okul tuvaletindeki musluktan su içen öğrencilerin yaşadığı gerçeklik genelgede karşılık bulmuyor. Açlık bir bilinç eksikliği, temiz suya erişememek de yanlış bir tercih değildir; yoksulluğun ve kamusal hizmet eksikliğinin sonucudur. Çocukların sağlıklı beslenme ve temiz içme suyuna erişim hakkı, ailelerin ekonomik olanaklarına bırakılamaz; kamusal olarak güvence altına alınmalıdır" dedi.

Evci konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Genelgede kayıt sırasında zorunlu ücret alınmaması ve velilere ek mali yük getiren uygulamalardan kaçınılması da isteniyor. Ancak okulların temel ihtiyaçları için yeterli ve doğrudan kamu kaynağı sağlanmadığı sürece. Ancak okulların temel ihtiyaçları için yeterli ve doğrudan kamu kaynağı sağlanmadığı sürece, veliden para alınmasını yasaklamak eğitimi gerçek anlamda ücretsiz hale getirmiyor. Öğretmenin itibarı; emeğinin karşılığını alabildiği, kendi alanında ve güvenceli çalışabildiği, mesleki bilgi ve deneyimine değer verildiği bir eğitim sistemiyle güçlenir.

Kamusal eğitimin niteliği ise çocukların temel ihtiyaçlarının ailelerinin gelirine bırakılmadığı bir okul sistemiyle yükselir. Öğretmene önlük, öğrenciye nasihat değil; güvenceli çalışma, ücretsiz yemek, temiz su ve nitelikli kamusal eğitim gerekiyor. Çünkü önlük ne eğitim emekçilerinin giderek ağırlaşan sorunlarının, ne okulların kaynak. Çünkü önlük ne eğitim emekçilerinin giderek ağırlaşan sorunlarının, ne okulların kaynak ve personel yetersizliğinin, ne de çocukları okul sıralarına kadar izleyen yoksulluğun üzerini örtebilir." Eğitimci Maksut Balmuk ise mevzuatın öğretmenin önlük giymesine engel olmadığını ancak Bakanlığın önlüğü zorunlu tutabileceğine ilişkin bir hükmün de bulunmadığını anımsatarak, "Bu dayatma ile Bakan Tekin gündemi meşgul ederek eğitimdeki sorunların tartışılmasının da önüne geçti. "

Eğitimci Maksut Balmuk ise mevzuatın öğretmenin önlük giymesine engel olmadığını ancak Bakanlığın önlüğü zorunlu tutabileceğine ilişkin bir hükmün de bulunmadığını anımsatarak. "Bu dayatma ile Bakan Tekin gündemi meşgul ederek eğitimdeki sorunların tartışılmasının da önüne geçti. Bu girişim öğretmenlerde karşılık bulmayacaktır. Bazı idareler baskı kurmaya çalışacaklar, bazı öğretmenler kendilerini zorunlu hissedebileceklerdir fakat uygulamanın eğitim camiasında karşılığı olmayacaktır. Eğitimin sorunları ile ilgili olmayan bir gündem ile meşgul olunması sorunların üstünün örtülmesi anlamına gelir.

Öğretmenler ne giyeceklerini de nasıl hareket edeceklerini de çok iyi bilirler. Kamuoyu böyle sanal gündem ile meşgul edileceğine eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunlarına eğilinmelidir" dedi.