· Sabah
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında temelleri atılan Mekke Savunma İttifakı, bölgesel güvenlik mimarisinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Üç ülkenin savunma iş birliğini güçlendirmeyi ve. Sanırım.
Haberler Gündem Haberleri Mekke İttifakı'nda Türkiye’nin tarihi rolü: Sadece katılımcı değil oyunun kurallarını şekillendiren aktör! Mekke İttifakı'nda Türkiye’nin tarihi rolü: Sadece katılımcı değil oyunun kurallarını şekillendiren aktör! Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında temelleri atılan Mekke Savunma İttifakı, bölgesel güvenlik mimarisinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Üç ülkenin savunma iş birliğini güçlendirmeyi ve kolektif caydırıcılığı artırmayı hedefleyen ittifakın, bölgedeki askerî dengelere nasıl etki edeceği merak konusu. ORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu, ittifakın üç ülkenin askerî kapasitesini bir araya getirmesinin yanı sıra bölgesel caydırıcılık dengelerine olası etkilerini sabah. com. tr’ye değerlendirdi. Giriş Tarihi: 08 Eylül 2026 09:56 Son Güncelleme: 08 Eylül 2026 10:02 Ümmügülsüm YİĞİT 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile temelleri atılan Mekke Savunma İttifakı, 31 Ağustos'ta İstanbul'da gerçekleştirilen ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısıyla yeni bir aşamaya geçti. Giriş Tarihi: 08 Eylül 2026 09:56 Son Güncelleme: 08 Eylül 2026 10:02 Ümmügülsüm YİĞİT 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile temelleri atılan Mekke Savunma İttifakı, 31 Ağustos'ta İstanbul'da gerçekleştirilen ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısıyla yeni bir aşamaya geçti. Üç ülkenin savunma ve güvenlik alanındaki iş birliğini kurumsallaştırmayı hedefleyen ittifak kapsamında kolektif caydırıcılık, savunma iş birliği. Üç ülkenin savunma ve güvenlik alanındaki iş birliğini kurumsallaştırmayı hedefleyen ittifak kapsamında kolektif caydırıcılık, savunma iş birliği ve askerî birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesi öne çıkarken, anlaşmanın mevcut ittifak ve güvenlik ilişkilerini tamamlayıcı nitelikte olduğu vurgulanıyor. Mekke Savunma İttifakı'nı değerlendiren Dr. Kaan Devecioğlu, SABAH'a ittifakın kuruluşundan bölgesel güvenlik mimarisine. Üç ülkenin askerî kapasitesinden olası genişleme senaryolarına kadar merak edilen başlıkları ele aldı.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın yalnızca üç ülke arasında imzalanmış klasik bir askeri iş birliği anlaşması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Kaan Devecioğlu. Bölgedeki güvenlik mimarisinde yaşanan değişime dikkat çekti.
"Öncelikle Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı yalnızca üç ülke arasında imzalanmış klasik bir askeri iş birliği anlaşması olarak değerlendirmemek gerekiyor. Buradaki temel gelişme, Orta Doğu ve çevresindeki güvenlik mimarisinde bölgesel aktörlerin kendi güvenliklerinin üretiminde daha fazla sorumluluk üstlenmeye başlamalarıdır.
Soğuk Savaş sonrasında ve özellikle 1990'lardan itibaren Körfez ve Orta Doğu güvenlik mimarisi büyük ölçüde Amerikan güvenlik garantileri üzerine kurulmuştu. Ancak son yıllarda Gazze savaşı, İran-İsrail gerilimi, Kızıldeniz'deki saldırılar, Hürmüz. Ancak son yıllarda Gazze savaşı, İran-İsrail gerilimi, Kızıldeniz'deki saldırılar, Hürmüz ve enerji güvenliği krizleri bölge ülkelerinde tek bir dış güvenlik sağlayıcısına bağımlılığın yeterli olmayabileceği yönündeki algıyı güçlendirdi. Mekke Anlaşması tam da böyle bir ortamda ortaya çıktı. "
Anlaşmanın öne çıkan yönünün bölgesel aktörlerin güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi olduğunu vurgulayan Devecioğlu. "Bu nedenle benim açımdan anlaşmanın en önemli kavramı "bölgesel sahiplenmedir. " Nitekim 31 Ağustos İstanbul toplantısının ortak açıklamasında da bu kavram özellikle vurgulandı. Ayrıca Suudi Arabistan 'da bir sekretarya kurulması, savunma sanayii iş birliği, ortak teknoloji geliştirme. Ortak üretimin gündeme alınması, bunun yalnızca siyasi bir deklarasyon olarak kalmasının istenmediğini gösteriyor. " dedi.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın farklı stratejik yönelimlere sahip olduğunu belirten Dr. Devecioğlu, üç ülkeyi bir araya getiren zeminin ideolojik olmaktan çok stratejik. Devecioğlu, üç ülkeyi bir araya getiren zeminin ideolojik olmaktan çok stratejik ve fonksiyonel olduğunu söyledi.
"Üç ülkenin birbirinin aynısı dış politika öncelikleri olduğunu söylemek doğru olmaz. Tam tersine Mekke Anlaşması'nın dikkat çekici tarafı, farklı stratejik yönelimlere sahip üç ülkenin ortak çıkar alanlarında buluşabilmesidir. Türkiye açısından güçlü bir askeri kapasite, gelişmiş ve giderek dışa açılan bir savunma sanayii ve NATO tecrübesi var. Pakistan nükleer caydırıcılığa sahip, Suudi Arabistan ise Körfez'in ekonomik ağırlık merkezlerinden biri ve son yıllarda savunma sanayisini millileştirmeye çalışan bir aktör. Dolayısıyla üç ülkeyi birleştiren ortak zemin ideolojik olmaktan çok stratejik ve fonksiyoneldir. "
Üç ülkenin askerî kapasitesinin birleşmesinde asıl önemli unsurun tamamlayıcı kapasitelere sahip olunması olduğunu belirten Kaan Devecioğlu. "Burada basitçe üç ülkenin asker sayısını veya savunma bütçelerini toplamak yanıltıcı olur. Asıl önemli olan tamamlayıcı kapasitelerdir. Türkiye'nin avantajı operasyonel tecrübesi, savunma sanayii ve insansız hava (İHA-SİHA) sistemlerindeki kapasitesidir. Pakistan'ın katkısı büyük kara kuvvetleri, balistik füze kapasitesi ve Güney Asya'daki askeri tecrübesidir. Suudi Arabistan ise gelişmiş hava gücü, yüksek savunma harcamaları ve finansman kapasitesiyle öne çıkıyor. " dedi.
Bu üç unsur bir araya geldiğinde ortaya potansiyel olarak oldukça dikkat çekici bir kombinasyon çıkıyor:
Türkiye'nin teknoloji ve operasyonel kapasitesi + Pakistan'ın stratejik askeri derinliği + Suudi Arabistan'ın ekonomik ve jeoekonomik gücü. " ifadelerini kullandı.
İttifakın gerçek gücünün sahip olunan platformlardan ziyade birlikte çalışabilirlik kapasitesiyle ölçüleceğini belirten Devecioğlu, "Ortak tatbikatlar, komuta-kontrol mekanizmaları, istihbarat paylaşımı, hava savunması, elektronik harp. İttifakın gerçek gücünün sahip olunan platformlardan ziyade birlikte çalışabilirlik kapasitesiyle ölçüleceğini belirten Devecioğlu, "Ortak tatbikatlar, komuta-kontrol mekanizmaları, istihbarat paylaşımı, hava savunması, elektronik harp ve müşterek üretim mekanizmaları gelişirse Mekke Anlaşması'nın caydırıcılığı ciddi biçimde artabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde bakılması gereken şey anlaşmanın imza törenleri değil, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin ne kadar gelişeceğidir. " dedi.
Mekke Anlaşması'nın doğrudan İsrail karşıtı bir blok olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Devecioğlu sözlerine şöyle devam etti: "Burada terminolojiyi dikkatli kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Mekke Anlaşması'nı doğrudan 'İsrail karşıtı askeri ittifak' olarak nitelendirmek doğru olmaz. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan resmi olarak anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını özellikle vurguluyor. Ama bu, anlaşmanın İsrail'in bölgesel askeri üstünlüğü bakımından hiçbir anlam taşımadığı anlamına da gelmez. "
İsrail'in bölgedeki stratejik avantajlarından birinin diğer ülkelerin askerî kapasitelerinin parçalı olması olduğunu belirten Kaan Devecioğlu. Ama bu, anlaşmanın İsrail'in bölgesel askeri üstünlüğü bakımından hiçbir anlam taşımadığı anlamına da gelmez." İsrail'in bölgedeki stratejik avantajlarından birinin diğer ülkelerin askerî kapasitelerinin parçalı olması olduğunu belirten Kaan Devecioğlu, olası koordinasyonun güç hesaplarını değiştirebileceğini ifade etti.
"Eğer Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi üç önemli askeri aktör arasında istihbarat, hava savunması, füze savunması, elektronik harp. "Eğer Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi üç önemli askeri aktör arasında istihbarat, hava savunması, füze savunması, elektronik harp ve müşterek operasyon kapasitesi geliştirilebilirse, bu durum bölgedeki güç hesaplarını doğal olarak etkiler. Buradaki dengeleme illa savaş kapasitesi üzerinden de okunmamalı. Caydırıcılık zaten karşı tarafın kuvvet kullanmanın maliyetini yeniden hesaplamasını sağlamaktır.
Dolayısıyla, Mekke Anlaşması İsrail'e karşı saldırgan bir blok oluşturmak yerine. Dolayısıyla, Mekke Anlaşması İsrail'e karşı saldırgan bir blok oluşturmak yerine, zaman içinde bölgedeki tek taraflı askeri güç kullanımının maliyetini artırabilecek daha geniş bir kolektif caydırıcılık zemini oluşturabilir." dedi. " dedi.
İttifaka bölge ülkelerinin yaklaşımının tek tip olmadığını belirten Dr. Devecioğlu, İran ve İsrail'in tutumlarının yanı sıra Mısır'ın olası konumuna dikkat çekti. "Bölgedeki tepkiler tek tip değil. İran'ın ilk yaklaşımı oldukça dikkat çekiciydi. Tahran anlaşmadan korkmak için bir neden bulunmadığını ve bölgesel ülkelerin kendi güvenliklerini daha fazla sahiplenmesini prensip olarak olumlu gördüğünü açıkladı.
İsrail tarafında ise başlangıçta resmi tepki sınırlı kaldı; ancak İsrail güvenlik çevrelerinde anlaşmanın özellikle Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ekseninde yeni bir stratejik koordinasyon yaratıp yaratmayacağı doğal olarak yakından izleniyor. "
Mısır'ın ittifakın olası genişlemesinde önemli bir ülke olduğunu belirten Devecioğlu, "Bence en önemli ülke ise Mısır. Çünkü Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan hattına Mısır'ın eklenmesi halinde anlaşmanın coğrafi ve stratejik niteliği değişir. Doğu Akdeniz, Süveyş, Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Körfez güvenlik alanları birbirine bağlanmaya başlar. " dedi.
Mısır'ın katılımının Türkiye açısından da önemli olabileceğini vurgulayan Devecioğlu, "Çünkü Ankara-Kahire normalleşmesinin savunma. Mısır'ın katılımının Türkiye açısından da önemli olabileceğini vurgulayan Devecioğlu, "Çünkü Ankara-Kahire normalleşmesinin savunma ve güvenlik boyutuyla kurumsallaşması, Libya, Doğu Akdeniz, Sudan ve Afrika Boynuzu'nda rekabetten kontrollü koordinasyona geçişi hızlandırabilir." ifadelerini kullandı. " ifadelerini kullandı.
Mekke Savunma İttifakı'nın geleceğine ilişkin üç farklı senaryo bulunduğunu belirten Devecioğlu, ilk senaryoda anlaşmanın sembolik kalabileceğini söyledi.
Birinci senaryoda anlaşma sembolik kalır; birkaç tatbikat ve savunma sanayii projesinin ötesine geçmez. Böyle olursa bölgesel güvenlik mimarisine etkisi sınırlı olur.
İkinci senaryo, daha olası ve aynı zamanda Türkiye açısından daha faydalı olan senaryo. Mekke Anlaşması esnek fakat kurumsallaşmış bir bölgesel güvenlik platformuna dönüşür. Ortak tatbikatlar, savunma sanayii, hava ve füze savunması, deniz güvenliği, terörizmle mücadele ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda kademeli entegrasyon sağlanır. "
Üçüncü senaryonun ise daha iddialı bir güvenlik mimarisine işaret ettiğini aktaran Dr. Devecioğlu, "Üçüncü ve daha iddialı senaryo. Devecioğlu, "Üçüncü ve daha iddialı senaryo ise anlaşmanın Mısır gibi aktörlerle genişleyerek Doğu Akdeniz-Kızıldeniz-Körfez-Güney Asya hattını birbirine bağlayan yeni bir güvenlik mimarisinin çekirdeğine dönüşmesidir." dedi. " dedi.
TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK HEDEF: ÇOK KATMANLI GÜVENLİK MİMARİSİ
Türkiye açısından stratejik hedefin ikinci ve üçüncü senaryo arasında bir yerde olması gerektiğini değerlendiren Dr. Devecioğlu, "Bence Türkiye açısından stratejik hedef ikinci. Üçüncü senaryo arasında bir yerde olmalıdır. Çünkü Türkiye'nin çıkarı yalnızca yeni bir askerî blok oluşturmak değildir. Asıl çıkarı, savunma sanayii kapasitesini ekonomik ve siyasi nüfuza dönüştüren, Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan güvenlik denkleminde merkezi pozisyon kazanan. Bunu yaparken NATO üyeliği dahil mevcut ilişkilerini koruyan çok katmanlı bir güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri olmaktır. " ifadelerini kullandı.
Mekke Anlaşması'nın gerçek stratejik önemini ise şu sözlerle özetleyen Dr. Kaan Devecioğlu, "Mesele üç ülkenin yeni bir askeri blok kurması değil; bölgenin güvenliğinin kim tarafından. Kaan Devecioğlu, "Mesele üç ülkenin yeni bir askeri blok kurması değil; bölgenin güvenliğinin kim tarafından ve hangi mekanizmalarla üretileceğine dair denklemin değişmeye başlamasıdır." dedi. " dedi. Türkiye'nin bu denklemdeki konumuna ilişkin değerlendirmesini ise "Bence bu denklemde Türkiye, askeri kapasitesi, diplomatik ağı. Savunma sanayii nedeniyle sadece katılımcı değil, oyunun kurallarını şekillendirebilecek aktörlerden biri haline geliyor. " sözleriyle tamamladı.