· NTV - Dünya
ABD-İran savaşı bazı körfez ülkelerinin yaldızlarını döktü.
ABD-İran savaşı bazı körfez ülkelerinin yaldızlarını döktü. Daha bir kaç önce bırakın Körfez'i Ortadoğu'nun tümünü, Kuzey Afrika üzerinden kendi politikalarını dayatma iddiasındakiler bugün tüm cephelerde yerle yeksan. Devlet fonlarının desteği ile savaş koşullarına direniyorlar. Petrolden kazandıklarıyla hayal ettikleri dünyayı şekillendirmeye çalışırken bugün acı gerçekle hayal aleminden uyandılar ama ne fayda. Libya'da kaybettikleri gibi şimdi Basra Körfezi'nde de kayıptalar. Petrol gelirdeki düşüşün yarattığı paniğe, bir de güvendikleri dağlara yağan kar da eklenince adeta bir kapana kısılmış gibiler. Son bir çaba ile açılan alternatif boru hatları da bu hafta itibariyle çare olmaktan uzak. Şubat'ta 70 dolar civarındaki petrolün varili bu hafta sonu 107-108 dolara çıktı. Husilerin Mokha şehri, Kızıldeniz kıyı şeridi ve Meyyun adasını ele geçirmesiyle Bab-ül Mendep'te inisiyatif tamamen bu grubun eline geçti. Bab-ül Mendep'te deniz ticaretinin kontrolü artık onlarda. Irak'taki Şii grupların Doğu-Batı Boru hattına yönelik saldırı da eklenince Suudi Arabistan'ın petrol ihracatı hepten durma noktasına geldi. Husilere yönelik 10 yılı aşkın süren mücadele, onca Amerikan yapımı uçak, mühimmat ve sisteme rağmen Suudlar istedikleri zaferi kazanamadı. Belki de yatırım yapılması gereken yer düzenli ordu ile o orduyu sevk irade edecek insan gücü idi. Onu da parayı silaha dökenler düşünüyordur artık; Bu işler sadece parayla, son teknolojiyle değil akılla yürekle oluyor diye. Koalisyonun (hala varsa) büyük ortağı Suudi Arabistan'ın veliaht Prensi Muhammed Bin Selman'ın Trump'tan Husilere hava saldırısı dahi istediği sızdı Amerikan Basınına. Ancak Trump pek de oralı olmadı. Trump, seçim yaklaşırken yeni cephe açmak istemiyor. Zaten açık cepheyi de kapatamıyor. Seçimden sonra savaş bitecek söylemine de kimseyi hatta yardımcısını bile inandıramıyor. Peki Husiler ne istiyor? Yemen gibi uzun zamandır iç savaş, göç ve açlıkla mücadele eden ülkede iktidarı ele geçirmek ne kadar gerçekçi bir hedef? İran'ın vekil gücü olarak algılanmak, Tahran'da gelecek bir telefonla harekete geçiyorlar imajı vermek bu hareketin sindirebileceği bir durum mu? İşte bu soruların yanıtı doğru verilmezse, savaşın Körfez'in batı kıyısına yayılma ihtimali her geçen gün artacak gibi görünüyor. Yani Yemen'i bölünmeye götüren nedenler iyi irdelenmeden Husilerle yapılacak her ateşkes pamuk ipliğine bağlı olacak. Trump da bu nedenle kadim müttefikinin talebini geri çevirmiş görünüyor. Gazze'deki soykırıma karşı İsrail'e 3 bin kilometreden kafa tutan Husiler ABD bombardımanı altında bile geri adım atmadılar. Sonunda yapılan anlaşmayla karşılıklı saldırılar durdu. İşte Trump bu ateşin yeniden harlanmasını istemiyor. Suudi Arabistan da bir ateşkes yapmıştı 4 yıl önce, ara ara bozma riski taşıyan çatışmalar olsa da Temmuz ayına kadar gelinmişti. ABD'nin daha ilk gün saldırılarında ölen İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine giden Husi liderlerini taşıyan uçağın ineceği pistin bombalanması ateşkesi bozdu. Bu durum Hamaney'in yasını tutan İran'ın işine yaradı. Suudlar uçakta İran'dan yüklenen insansız hava aracı parçaları ve mühimmat olduğu iddiasında ısrar edince silahlar ateşlendi. Hürmüz'de deniz ablukası yüzünden zor günler yaşayan İran da vekil gücü ile yeni bir cephe açmış gibi oldu. Küresel maliyeti katlamak bu savaşta İran'ın en büyük hedeflerinden biri. İçeride sıradan İranlının omuzuna yüklenen hayat pahalılığı, işsizlik ve enflasyon baskını dışarıda da tüm ekonomilere yükleme gayretinde rejim. Suudi Arabistan, savaşın ilk ayında Hürmüz kapanınca Doğu-Batı Boru Hattı'na pompaladığı petrol müktarını artırmış. İran'ın dünya ekonomilerine verdiği zararın sınırlı kalmasını bir nebze de olsa sağlamıştı. Şimdi Bab-ül Mendep'ten çıkamayan petrol, Kızıldeniz'den de yol bulamıyor. Boru hattı ve bazı limanların da saldırı tehdidi altında. Varil başına 5 dolar maliyetli bu yol da kapanmış görünüyor. Kaybedenler Kulübü listesi her geçen gün daha bir uzuyor ve maliyet de mayalı hamur gibi kabarıyor. Bu krizden nasıl çıkılacak sorusuna yanıt belki de sondan başlanarak verilebilir. Yani Husilerle-Suudi Arabistan arasında bir ateşkes ve ardından kalıcı bir barış. Husilerin artık ülkede yani Yemen'de siyasi ve askeri güç olduğunun kabul edilmesi. Bab-ül Mendap üzerinde planı olan herkesin hesabını 'Husi gerçeğini de kabul ederek' yapması gibi. Çok mu şey istiyor Husiler Yıllarca yok sayılmanın bedeli olarak? Cevap vermeden önce kayıplar hanesine bakmak belki de o kadar da çok değil cevabına daha bir sempati ile bakmayı sağlayabilir. Devlet dışı aktörlere alan açma kaygısını elbette anlıyorum ama şu an da mahalle yanıyor ve yangın mahalleden hızla bölgeye yayılıyor.