Cinlerin Düğünü filminin yönetmeni sinema anlayışını ve geçmişin izlerini aktardı

· Cumhuriyet

Cinlerin Düğünü filminin yönetmeni sinema anlayışını ve geçmişin izlerini aktardı

Ailenin içinde, okulda, kadınla erkek arasında, kardeşler arasında, hatta insanın kendisiyle kurduğu ilişkide bile yeniden üretiliyor. Bu yaklaşımı bir kaçış olarak değil, çetin gerçekleri…

Ailenin içinde, okulda, kadınla erkek arasında, kardeşler arasında, hatta insanın kendisiyle kurduğu ilişkide bile yeniden üretiliyor. Bu yaklaşımı bir kaçış olarak değil, çetin gerçekleri katlanılır kılma yöntemi şeklinde tanımlayan sanatçı; düşlerin, efsanelerin ve cinlerin hakikatin alternatif bir katmanı olduğunu düşünüyor. Aslında Cinlerin Düğünü'yle birlikte beni uzun zamandır aradığım bir sinema diline yaklaştıran bir şey bulduğumu hissediyorum.

Filmin çıkış noktasında insanın kendi karanlığıyla yüzleşmeden kaderini değiştirip değiştiremeyeceği sorusunun yer aldığını aktaran yönetmen, senaryoyu bir kardeş grubunun çocukluk, gençlik ve yaşamlarının sonlandığı dönemleri kapsayacak şekilde kaleme aldığını söyledi. Bütün o coğrafyayı insanlardan daha uzun yaşayan bir hafıza gibi görmeye başladım. Okul Tıraşı bitince, bir daha bu kadar zor bir film çekmem diye düşünürken, Cinlerin Düğünü gibi büyük bir projenin içinde kendimi bulmam, bu tür konularda peşin hükümlü olmamayı öğretti bana.

Türkiye'de genellikle korku türüyle özdeşleştirilen cin kavramını sinematik kalıplarından çıkardığını vurgulayan yönetmen, bu ögeyi geçmişin hatalarının kuşaklar boyu süren yansıması şeklinde ele aldığını ifade etti. Bir neslin yüzleşmekten kaçındığı meselelerin sonraki kuşaklara miras kaldığını ve çocukların bilmeden bu yükü taşıdığını dile getirdi. Benim için asıl olarak, kendi kurtuluşunu bir başkasına yardım etmekte arayan bir adamın başarısızlığıyla ilgili. Melankolide neyin kaybedildiğinin bilindiğini ancak o kayıptan neyin eksildiğinin kavranamadığını, bu durumun kişiyi başkalarını kurtarma arayışına yönelttiğini ekledi.

Daha önce Okul Tıraşı yapımıyla Berlinale Panorama Bölümü'nde ödül kazanan yönetmen, Cinlerin Düğünü filminin Toronto Film Festivali'nin Ana Yarışma seçkisine girmesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Buna bağlı olarak, soyağacını yazarken de isimleri bilerek tekrarladım; Deniz, Makbule, Ceren, Yasin, Halit ikinci kuşakta da var. Kendi hayatından unsurların da filme sızdığını ifade eden yönetmen, köyde ve yatılı okulda geçen çocukluğunun izlerini taşıdığını söyledi. Dokuz yaşındayken kanser hastası komşularının ağrılarını dindirmek için sıcak su dolu kazana sokulduğu anın zihninde kaldığını ve yıllar sonra senaryoya yansıdığını aktaran sinemacı, otobiyografinin yalnızca yaşananlardan değil, tanıklık edilen ritüeller ve korkulardan da oluştuğunu dile getirdi.

Bu sebeple sadece Marquez değil, Juan Rulfo, Foulkner, Carpentier, Jorge Luis Borges, Asturias gibi yazarlardan çok etkilendiğimi belirtmeliyim.

Kaynak: Cumhuriyet · Derleyen: Elif Aktürk