· Cumhuriyet
Müzisyen, akademisyen ve kültür yöneticisi Volkan Aslan, Anadolu’nun geleneksel enstrümanlarını çağdaş ve minimal düzenlemelerle buluşturduğu ilk stüdyo albümü “Seyir”i müzikseverlerle buluşturdu. Sony Music etiketiyle yayımlanan, tamamı Aslan’ın bestelerinden oluşan yedi parçalık albümde farklı…
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Müzisyen, akademisyen ve kültür yöneticisi T. Volkan Aslan, "Seyir" adlı ilk stüdyo albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu.
Sony Music etiketiyle yayınlanan enstrümantal albüm, geleneksel Anadolu enstrümanlarını çağdaş ve minimal düzenlemelerle bir araya getiriyor. Tamamı Aslan'ın bestelerinden oluşan "Seyir" albümünde yedi şarkı yer alıyor.
Albümde ayrıca BaBa ZuLa ve Deniz Mahir Kartal remiksleri bulunuyor. Albümde; yaylı tamburda Cahit Berkay, trompette Şenova Ülker, meyde T. Volkan Aslan, kemanede Ozan Bircan, neyde Burak Malçok, trombonda Mathew Benjamin Solomon, kemanda Gabriel Jean Jose Meidinger, perküsyonda Kerem Can Aslan ve Alşan Ozan Aslan, kavalda Serkan Yıldırım, gitarda Çağrı Gözeten ve Utku Çakmak, piyanoda Mert Ağırlar, basta Onur Kamer, kamançada Arslan Hazreti, dudukta Gürkan Akyol, saksafonda Deniz Pektaş, tulumda Selim Bölükbaşı, 6 telli oğur sazında Burak Aykaç ve klavyede Mert Ağırlar yer alıyor. Volkan Aslan, kemanede Ozan Bircan, neyde Burak Malçok, trombonda Mathew Benjamin Solomon, kemanda Gabriel Jean Jose Meidinger, perküsyonda Kerem Can Aslan ve Alşan Ozan Aslan, kavalda Serkan Yıldırım, gitarda Çağrı Gözeten ve Utku Çakmak, piyanoda Mert Ağırlar, basta Onur Kamer, kamançada Arslan Hazreti, dudukta Gürkan Akyol, saksafonda Deniz Pektaş, tulumda Selim Bölükbaşı, 6 telli oğur sazında Burak Aykaç ve klavyede Mert Ağırlar yer alıyor.
- Usta müzisyenlerin yer aldığı "Seyir" albümünün uzun yıllardır aklınızda olan bir albüm olduğunu öğrendik. Bu bekleyişin nedeni neydi?
Uzun yıllardır enstrümantal müzik ve besteler yapıyorum. Dönem dönem bunları hazır hale getirmek için çalıştım. Çoğu düzenlemeyi yıllar içinde toparlamıştım ama her şey için fırsat ve imkân olmuyor. Bir müzisyen olarak benim kendi yolculuğum içerisindeki müzisyenliğime geri dönüş hikâyem aslında biraz da bu. O yüzden bu dönem biraz daha motive edici oldu. Bir de şartlar ve koşullar günden güne değişiyor. Bir albüm çıkarma meselesi, benim ilk başladığım yıllarda bu kadar platformun olduğu bir ortam bulunmadığı için bu kadar kolay değildi açıkçası. Şimdi dijital platformlarda yayınlamak gibi rahatlatıcı bir durum var.
Bu da işin önemli bir tarafı. Bir tarafıyla da tabii yaklaşık 16 yıldır kültür yöneticisi olarak çalışıyorum. Buradaki çalışma disiplini, yoğunluğu ve temposu içerisinde bir şeyleri hızlıca kurtarmak hakikaten daha zor oluyor. Olgunlaşmasını, zamanını bekledim. Aslında adı bu yüzden "Seyir" oldu. Çünkü tamamıyla bu yolculuğumun, bu seyrin bir parçası olarak çıkardım.
- Beste üretiminiz daha çok hangi zamanlarda ortaya çıkıyor? Disiplinli bir biçimde her gün üzerine eğildiğiniz bir çalışma yöntemiyle mi yoksa bir anda gelen bir ilhamla mı?
Beste üretimi ve disiplinli çalışma meselesi şöyle bir durum: Hayatın hiçbir alanında birikim üzerine çalışmazsanız, birikiminizi geliştirmezseniz tükenirsiniz. İnsan da böyledir. İnsan böyle üretir. Yani insan üretmezse de tükenir. Üretmesi için biriktirmesi gerekir. Bu okumak, yazmak, çizmek, dinlemek, anlamaya çalışmak, hayatın içinde olmak, o duyguyu yaşamaya çalışmak. . Her meselenin içerisinde, en çok da insanın olduğu yerde üretim vardır.
Üretimin içerisine kendini dahil etmenin bence dönemselliği veya belirli bir süreci olmuyor. Bir şeyler yaşanıyor, bir şeyler oluyor. Mutlu oluyorsunuz, üzülüyorsunuz, düşüyorsunuz, kalkıyorsunuz ve gözünüzde, kulağınızda bir şeyler canlanıyor. Mırıldanıyorsunuz, bazen çalıyorsunuz. Böyle belirli bir zamanı yok belki ama hayatın akışı içerisinde, dolan bir suyun taşması gibi bir birikimle bir şeyler çıkıyor. Sonra onu bazen kayıtların arasında bırakıyorum, bazen çok beğenip üzerine çalışıyorum. Bazen de aradan çok zaman geçtikten sonra dinleyip "Bunu geriye atmışım" diye düşünüyorum. Üretimler böyle böyle gerçekleşiyor.
- Albümdeki geleneksel enstrüman zenginliği de dikkat çekici. Bir noktada sanki sözün yerini beklenmedik bir anda karşımıza çıkan farklı enstrümanlar alıyor gibi. . Bu çeşitlilik bestelerinizde genel olarak var mı? Bu albüm sürecinde nasıl bir seçim yapmayı tercih ettiniz?
Çok güzel bir soru çünkü tam olarak ne yapmak istediğimi tarif etmişsiniz. Gerçekten de enstrümanları konuşturmak üzerine kurulu. Melodilerin nasıl olduğu, bestelerin müzikalitesi vs. üzerine bir sürü şey konuşulabilir. Her şeye bir çerçeve çizilebilir, sınır da belirlenebilir ya da belirlenmeyebilir; fakat müzik öyle bir şey değil. Müziğin sınırı ve normları esasında biraz yapana, en çok da dinleyene göre değişiyor. Benim ifade biçimim bu.
Ben geleneksel müzikle büyümüş ve onun eğitimini almış biriyim. Yaptığım müzik türü ve bugüne kadar tercih ettiğim birçok çalışmanın içerisinde bu normu, bu şekilde çalmayı benimsedim. Enstrüman tercihlerimi melodinin hissettirdiği ve gerçekten "konuşabilen" dediğim nağmelerle anlatmayı tercih ediyorum.
Burada da devreye müzisyen giriyor. Çünkü müzisyen, müzikteki dengeleri değiştiren kişidir. Onun çalması, yorumu ve duygusu orayı başka bir noktaya getiriyor. Bu durum, bir melodiyi alıp bambaşka yerlere taşımak gibi. İşte Seyir'deki Arslan Hazreti'nin, Müslüm'ün, sonra Serkan'ın enstrümanlarıyla, bestelerin sözlerini yazar gibi dokudukları alan bende inanılmaz bir etki yarattı. Bütün bestelerin içinde müzisyenlere biraz özgür bir ortam bıraktık ve hep söylediğim gibi bir "müzisyen albümü" ortaya çıktı. Bu çeşitlilik ve özgürlük alanı tamamen bir tercihti.
- Siz kendinizi en çok hangi enstrümanı çalarken iyi hissediyorsunuz?
Ana enstrümanım mey fakat birçoğu gibi ben de müzik yolculuğuma bağlamayla başladım. Vurmalı çalgılarda özellikle askı davulunu çok çaldım; halk oyunlarında ekiplere çaldım. Keza zurna da çaldım. Uzun süre ekiplere çaldım, düğünlere gittim. Bunların her birini çalarken melodinin kendisine göre ayrı bir haz alıyorum.
Ama tabii meyin yeri başka; çünkü onunla ayrı bir hukukumuz var. Meyi konuşan bir enstrüman olarak görüyorum. İnsan sesine yakınlığı ve etkileyiciliği çok başka. Enstrümanı elime aldığımdan beri bir iletişim halindeyiz. O yüzden gerçekten mey çalarken kendimi çok iyi hissediyorum.
- Cahit Berkay ve Şenova Ülker gibi usta isimlerin yanı sıra genç/çağdaş müzisyenler de albümde yer alıyor. Farklı kuşaklardan gelen bu isimler, kafanızdaki ilk bestelerin dönüşmesine veya yeni bir boyut kazanmasına nasıl katkı sağladı?
Bu bir enstrüman albümü ve aslında kuşaklar arası bir geçiş albümü. 80'li, 90'lı yılların çağdaş halk müziği normlarını bulabildiğiniz bir yerden, bugün remikslerle günümüz dünyasına atıflarda bulunan bir çalışma yapmaya çalıştık. Adını "Seyir" koymamızın sebebi de buydu. Albümdeki bütün müzisyenler alanlarının en iyileriydi ve imece usulüyle, kolektif bir çalışmayla bu albüm yapıldı. O yüzden kişisel olarak buna "benim albümüm" demekten imtina ediyorum, derken kendim bile rahatsız oluyorum. Çünkü hiç kimsenin bir beklenti içinde olmadığı, beni inanılmaz motive eden bir şevk ve güzellikle gelip eşlik ettiler. Hepsine tek tek teşekkür ediyorum.
Cahit Hoca'ya ayrı bir teşekkür tabii ki. . Hastalandı, trafik kazası geçirdi ama bir gün bile "Ben hiç uğraşmayayım" demedi. Geldi ve onun için de oldukça yorucu oldu ama bir an bile geri durmadı. Hâlâ da albümü ve beni desteklemeye devam ediyor. Şenova Ülker, "Bahar" şarkısındaki o güzel etkiyi yaratan isim. Kendisi belki bilmez ama geçmişte öyle bir yan yana çalmışlığımız vardı. O günden beri kafama koyduğum bir birliktelikti, bu albümde nasip oldu ve çok da güzel oldu.
Bunların yanına geleneksel sazlarımızın ustaları eklendi; Burak, Gürkan, Serkan. . Hepsi geldiler, çaldılar. En nihayetinde remiks bölümünde BaBa ZuLa ile bir birlikteliğimiz oldu. Murat Ertel albümün başından beri hep itici güçtü, sağ olsun her zaman inanılmaz destekledi ve hâlâ destekliyor. Mahir sağ olsun Almanya'dan remiksleri yaptı. Bu alanda çalışan arkadaşlarımla hazırlıklarımız devam ediyor; kalan üç şarkı için de bir şeyleri toparlamaya çalışıyoruz. Bütün bu bestelerin bende yarattığı etkiyi on katına çıkaran şey bu müzisyenlerin varlığı oldu.
- Yıllardır kültür yönetimi ve akademi tarafında müziğin "mutfağında" ve organizasyon boyutunda yer alıyorsunuz. Sahne arkasında veya masada olmakla, kendi müziğinizi dinleyiciye teslim ettiğiniz o ilk anda nasıl bir his farkı oluyor?
Çok heyecanlandım, çok mutlu oldum, çok tedirgin oldum. . Her duyguyu aynı anda yaşadım. Çünkü ben çok dinleyen biriyim. Bazen kendime bile kızıyorum, "Her şeyi bu kadar ciddiye mi almalıyım? " diyorum. İnsanın kendinden bahsetmesi zordur ama bu yüzden biraz zor biriyimdir; kolay kolay böyle işlere kalkışmam. Çok önde olma hissiyatım hiç olmadı, hep kolektif üretime inandım. Bu durum hep temkinli hareket etme sebep oldu. Belki de albümün gecikmesinin sebeplerinden biri budur.
Bir organizasyonu yapmak ve bitirmek çok önemli bir iştir. O kolektif anda arkadaşlarınızın gözlerinin içine bakıp "Bu işi de hallettik" deme duygusu inanılmazdır. Bunu kültür alanında çalışan herkes bilir. Bir konseri, bir festivali bitirmek veya bir projeyi tamamlayıp hizmete açmak. . Bunlar kültür alanında çalışmanın çok özel anlarıdır.
İşler olumsuz gittiğinde birlikte üzülmek de bu ekip çalışmasının bir parçası. Bunların çok özel duyguları var ama ben aslında hayatını sahne üstünde olmak üzere kurgulamış bir insandım. Yine de şunu çok net gördüm: Kültür ve sanat meselesi açısından yerel yönetimler çok önemli. Başlangıçta kaygım geçinemeyen bir müzisyen olarak sigortamın olması gibi daha ekonomik bir kaygıydı. Kültür yöneticiliğine uzanan süreçte buradaki zenginliği ve yapılabilecekleri tanıya tanıya bir profesyonelleşme süreci yaşadım. Bence hâlâ tam anlamıyla profesyonel olmak için zamana ihtiyacım var. İkisi de birbirinden keyifli işler ama sahnede olmak, çalıyor olmak duygusunu sanırım hiçbir şeye değişemem.
- "Seyir", dinleyiciyi içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Bu albümü sahnede, canlı bir performans düzeninde, belki görsellerle desteklenen bir konseptle izleyecek miyiz?
Albümün sahnede olmasını tabii ki çok arzu ederim ama bu durum ayrı bir disiplin gerektiriyor. Müzik ciddi bir iştir; canlı performans tarafına geçmek için zaman ayırmak, o disiplinle çalışmak. Müzik ciddi bir iştir; canlı performans tarafına geçmek için zaman ayırmak, o disiplinle çalışmak ve seyirciye bunu nitelikli bir şekilde sunmak gerekir. Ben bunu çok ciddiye alıyorum. Şu anki mesleki durumum ve yaptığım işten dolayı böyle bir disiplin sürecine girmem zor görünüyor. O süreci yaşamadan da şimdilik sahnede olmam zor. Ancak bu bir heves meselesi. Zaman ayırarak, çalışarak, provalarla bunu biriktirmeye devam edeceğim ve bir gün muhakkak canlı performansını izleyiciyle buluşturacağım.