Kozinoğlu’nun son şiiri

· Cumhuriyet

Kozinoğlu’nun son şiiri

Daha önce hiç şiir yazdı mı, bilmiyorum.

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Kozinoğlu’nun son şiiri Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Barış Terkoğlu Son Köşe Yazıları Kozinoğlu’nun son şiiri 10.09.2026 04:00 Güncellenme: 10.09.2026 04:00 Takip Et: Daha önce hiç şiir yazdı mı, bilmiyorum. Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Kozinoğlu’nun son şiiri Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Barış Terkoğlu Son Köşe Yazıları Kozinoğlu’nun son şiiri 10.09.2026 04:00 Güncellenme: 10.09.2026 04:00 Takip Et: Daha önce hiç şiir yazdı mı, bilmiyorum. Ama okuduğum tek şiiri şöyle başlıyor:

Sanki kendisini öldürenlere seslenmiş gibi. Kâşif Kozinoğlu 'ndan söz ediyorum. Kendisiyle hiç tanışmadım. Hiç elini sıkmadım. Hiç gözüne bakmadım. Ama aynı örgütten olduğum suçlamasıyla adlarımız alt alta yazıldı. Aynı davanın sanığı olduk. Aynı cezaevinde yattık. Gelgelelim. .

22 Kasım 2011 tarihinde ilk duruşmamıza çıkabilseydik tanışabilecektik. O duruşmaya tam 10 gün kala, 12 Kasım'da şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Son anlarının tanığı koğuş arkadaşları Hasan Ataman Yıldırım 'ın ve Hasan Atilla Uğur 'un anlattıklarına bakıyorum. O gün fenalaşana kadar düzenli spor yaptığını, bir şikâyetinin olmadığını söylüyorlar. Öyle ki Kozinoğlu öldüğü günün gecesinde, hasta yatağında yatan ve ölmesi beklenen Hasan Atilla Uğur için sabaha kadar nöbet tutmuş. Uğur'un ölmesi beklenirken Kozinoğlu ölüme gitmiş.

1976 yılında Kara Harp Okulu'ndan mezun olmuştu. Sonrasında özel kuvvetler komutanlığının tim komutanlığında istihbarat subaylığı, istihbarat şube müdürlüğü, eğitim öğretim grup komutanlığında görev yapmıştı. Terörle mücadelede görev aldı. Çatışmalara girdi, işitme kaybı yaşadı, gazi oldu. 1995'te bu görevden emekli olduktan sonra kendi isteğiyle MİT'e girmişti. Sürekli yurtdışında görevlerde bulunmuş, Suriye, Bosna Hersek, Afganistan gibi zor coğrafyalarda MİT adına görev yapmıştı. Eylül 2010'da kendisiyle çalışmaz diye düşündüğü dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın kararıyla Asya Bölgesi'ne başmüşavir olarak atanmıştı. Görev yaptığı 16 yılın sonunda layık görüldüğü nişan, rütbe ve takdirnameler söylediğine göre MİT Müzesi'nde duruyordu.

Afganistan'da Mart 2011'de aldığı telefonla hayatı değişti. "Zekeriya Öz ifadeni alacak, Türkiye'ye dön" diyorlardı. Hazırladığı savunmasında "MİT görev verir, ben de yaparım" diyen Kozinoğlu bu emri de sorgulamadı. Geldi, Zekeriya Öz'e ifade verdi, tutuklamaya sevk edildi, 10 Mart'ta tutuklandı.

Ona yapılan görünür suçlama benim de aralarında bulunduğum gazetecilere belge sızdırmaktı. Buna dayanak olarak Barış Pehlivan 'ın bilgisayarında bulunan "Koz" isimli dijital word sayfası. Buna dayanak olarak Barış Pehlivan 'ın bilgisayarında bulunan "Koz" isimli dijital word sayfası ve not gösteriliyordu: "Rusya ve Özbekistan'daki cemaat operasyonları hakkında Kozinoğlu'ndan gelen belgeleri mutlaka gündeme taşıyalım. Kozinoğlu'ndan gelen diğer belgeleri de değerlendirelim. "

Yılların istihbaratçısını Afganistan dağlarından indirip hapsetmek için sözde bir dijital sayfaya göstere göstere adını yazmak yetmişti! Bilirkişiler bu notların bilgisayarlara virüs yoluyla sokulduğunu raporlarına yazdı. Kozinoğlu da verdiği ifadede davadaki gazetecilerin hiçbirini tanımadığını, kendisine kumpas kurulduğunu anlattı. MİT de dava dosyasına yolladığı yazıyla söz konusu belgelere Kozinoğlu'nun erişemeyeceğini söyledi:

"Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı emrinde görevli olmayan Kâşif Kozinoğlu'nun. Bu başkanlığa ait yetkili olmadığı herhangi bir dokümana müsteşarlık bilgi sistemlerinden erişim imkânı bulunmamaktadır. "

Bütüne bakıldığında bir fotoğraf ortaya çıkıyordu. Belli ki polisin, yargının, ordunun her hücresine giren FETÖ; MİT'in kapılarını zorluyordu. Kozinoğlu'nu karşılarındaki engellerden biri olarak görüyorlardı. Orta Asya'da görev yapan Kozinoğlu, bulunduğu bölgede ABD'nin istasyonu olarak çalışan FETÖ'nün belli ki ana düşmanlarından biriydi. Nitekim bugün tutuklu olan Enver Altaylı 'nın Fethullah Gülen 'e yazdığı ve yıllar sonra ortaya çıkan mektup Kozinoğlu'nun neden hedef alındığını çok net anlatıyor: "Şenkal Atasagun 'un Özbekistan görevlisi olarak çalışan KâşifKozinoğlu, terfi ettirilmiş. Nitekim bugün tutuklu olan Enver Altaylı 'nın Fethullah Gülen 'e yazdığı ve yıllar sonra ortaya çıkan mektup Kozinoğlu'nun neden hedef alındığını çok net anlatıyor: "Şenkal Atasagun 'un Özbekistan görevlisi olarak çalışan KâşifKozinoğlu, terfi ettirilmiş ve merkezi Taşkent'te bulunan Orta Asya istihbaratını koordine etmekle görevli büronun başına getirilmiştir. Okulların kapatılma sürecinde en büyük ihanet payı adı geçen bu şahsa aittir. "

FETÖ'cü savcılar Kâşif Kozinoğlu'nun telefonunu 2009'da yaklaşık bir yıl dinlemişlerdi! Nitekim Kozinoğlu'nun ölümünden sadece 3 ay sonra yaşanan MİT'e yönelik 7 Şubat kumpası da tesadüf olamazdı.

Kozinoğlu hazırladığı ama yapamadığı savunmasında yıllardır hakkında yapılan spekülasyonlardan şikâyet ediyordu: "Cezaevinde yatmak devlet görevi ise kabulümdür. Kozinoğlu hazırladığı ama yapamadığı savunmasında yıllardır hakkında yapılan spekülasyonlardan şikâyet ediyordu: "Cezaevinde yatmak devlet görevi ise kabulümdür ancak komplo sahiplerinin iddiaları ile yargısız infaz edileceksem ve başkasının suçunu üstlenmeye zorlanacaksam bunu kabul etmem mümkün değildir." Kozinoğlu'nun savunmasını incelerken dikkatimi çekmişti. "

Kozinoğlu'nun savunmasını incelerken dikkatimi çekmişti. Savunmasında yer alan "Bugüne kadar gerçekleştirmiş olduğum görevleri devlet kademesinde bilmesi gerekenler bilir. Savunmasında yer alan "Bugüne kadar gerçekleştirmiş olduğum görevleri devlet kademesinde bilmesi gerekenler bilir, onlar haricindekilerin bilmesi gerekmemektedir" cümlesine "şu an itibarıyla" ifadesini eklemişti. Belli ki kendisini hapse atanlara karşı gerekirse daha büyük bir hesaplaşmayı mahkeme salonunda yapmayı kafasına koymuştu. Bu da duruşmaya 10 gün kala yaşanan ölümü daha da şüpheli hale getiriyordu.

Öldü mü öldürüldü mü? Kuşkusuz bunun yanıtı doğrudürüst yapılabilirse yeniden açılan soruşturmanın içinden çıkacak. Fakat. .

Eğer öldürüldüyse MİT'in Asya Bölgesi başmüşavirini Afganistan dağlarından indirip hapiste öldürmek 11 gardiyanın boyunu aşan bir iş. Devamını görür müyüz bilmem. Ama kesin bir şey var. Kozinoğlu'nun ölümüyle ilgili şüpheler ortadayken 2012 yılında Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Adalet Bakanlığı bugün yaptığı açıklamalarla o gün yürütülen soruşturmanın eksik yapıldığını da kabul etmiş oldu. Arşive bakıyorum, devletin Anadolu Ajansı o gün soruşturmayı yürüten iki ayrı savcının adını vermiş. Biri daha sonra eşiyle birlikte FETÖ iltisaklı çıkarken öbürü ise halen görevde. Haliyle öncelikle bu isimlere o günkü soruşturmada dosyayı neden kapattıklarını sormak gerekiyor.

Kozinoğlu'nun şiiri sanki kendisini ölüme sürükleyenlere olan bir gün hesap gününün geleceğini haber vermiş gibi:

Ahlak ve Namus birbirine yakın ama aynı olmayan kavramlardır.

Üsküdar, bir buçuk yıldır muhalif belediyelere karşı tezgâhlanan operasyonların amacının çok net olarak iktidar tarafından ilan edildiği ilçe oldu.

Yarın 11 Eylül’ün 25. yıldönümü (pazartesi günü yazacağım), AfD’nin, Saksonya-Anhalt seçimlerindeki zaferi. 11 Eylül kadar olmasa bile, Almanya’nın iç siyasetinin ötesinde, Avrupa Birliği’nin geleceği açısından tarihte yeni bir sayfa açmış olabilir.

Almanya’da Saksonya-Anhalt’taki eyalet seçimlerini aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin kazanması sadece bu ülkede değil tüm dünyada yankı uyandırdı.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 2 Eylül 2026’da Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es Sisi ile yaptığı görüşmede. Ortadoğu için kapsamlı bir “yeni güvenlik mimarisi” önerdi.

İzmir’deki Nâzım Hikmet sergisinden sonra rüzgâr beni Bodrum-Gümüşlük’e attı.

Butlan tarafından CHP’de yaratılmış o çok özel ekibi, alışık olduğunuz düşünce sistemleriyle anlamaya boş yere çalışmayın.

Ülkemizde “nişasta bazlı şeker (NBŞ)” olarak adlandırılan ürünün birçok firmanın yaptığı usulsüzlükler sonucunda, kotasının çok üzerinde piyasaya sürüldüğü geçen günlerde ortaya çıktı. Bu durum insan sağlığı açısından önemli bir tehdit oluşturuyor.

Murathan Mungan’ın dizeleri, oldum olası ilgimi çeker; ne zaman karmaşık bir durumla karşılaşsam şu dizeleri mırıldanırım. .

Her şey birbirine girmiş, kurguyla gerçek arasındaki ayrım giderek silikleşmiş durumda. Eğitim dünyasında da bu bulanıklıktan faydalanma fırsatçılığı gün be gün artıyor.

Şaşırtan suskunlukların nedeni herkesin bir kaşık aldığı günahlardır.

Herkes kendi eylemlerinin sorumlusu, başkasınınkinin mahkûmudur.

En çok bağıran çoğu zaman ayıplarının üstünü örtmeye çalışandır.

Hayatın gerçeklerini gözümüzün önüne getiren onun çelişkileridir.

Yargı sadece gözaltı, tutuklama yapmıyor. Yargı artık tarihi de yazıyor.

Tarihin yazdığı insanların anlattığından çoğu zaman farklıdır.

Cumhuriyet, devrimlerini ve değerlerini eğitim ile aktardığı için öğretmenleri yükseltme hamlesiyle doğdu.

Sebepsiz başlayan her tartışmanın görünmez ama gerçek bir nedeni vardır.

Anayasa bir insan değil. Ama omzunda insanlık tarihinin yükünü taşıyor.

Geçen hafta sıradışı bir olay yaşandı ve biz hiç konuşmadık.

Tarihteki çatışmaların da uzlaşmaların da ardında birikmiş nedenler vardır.

Kimin neyi nasıl tartışacağını haklı olan değil, güçlü olan belirler.

Çatışmaları görmek için göz, uzlaşmaları anlamak için akıl gerekir.

"Neler yapmadık şu vatan için/Kimimiz öldük/Kimimiz nutuk söyledik" diyor ya şair…