· BBC Türkçe
Kendini küçümseyen mizahın tarihi çelişkilerle doludur, şimdiyse araştırmacılar, kendimizle alay etmenin gerçek etkilerindeki incelikleri nihayet anlamaya başlıyor.
BBC News, Türkçe İçeriğe götür Kendimize gülmek neden her zaman iyi bir fikir değil? Kaynak, BBC/ Emmanuel Lafont Gündemi BBC Türkçe'den takip etmek artık WhatsApp'ta da mümkün.
Gündemi BBC Türkçe'den takip etmek artık WhatsApp'ta da mümkün. Haberlerimizin doğrudan telefonunuza gelmesi için tıklayın.
1990'larda psikologlar, bazı çocukların neden akranları tarafından dışlandığını araştırmaya koyuldu.
İki temel tip buldular. Dışlanan çocukların bir kısmı zorba ve saldırgandı. Kalan kısmı ise ürkekti ve boyun eğiyordu. Her iki grubun da ortak bir özelliği vardı: şaka kaldıramamak.
İlk grup şakalara öfke veya şiddetle karşılık verirken, ikinci grup incinmiş hissedip içine kapanıyordu. Her iki grup da hedeflenen mizahı bir hakaret, yani asla iyi niyetle yapılmış olamayacak bir şey olarak algılıyordu. Öte yandan, sosyal açıdan daha özgüvenli çocuklar şakaları ya önemsemiyor ya da bunlara gülüp geçiyordu.
Kendimize gülebilmemizin, erken yaşlardan itibaren önemli sonuçları olabiliyor.
Araştırmalar, hayata karşı daha neşeli ve mizah dolu bir bakış açısına sahip olmanın ruh sağlığı, ilişkiler. Araştırmalar, hayata karşı daha neşeli ve mizah dolu bir bakış açısına sahip olmanın ruh sağlığı, ilişkiler ve genel yaşam beklentileri açısından daha yararlı olduğunu gösteriyor.
Yine de, özellikle kişinin kendisine gülmesinin iyi bir fikir olup olmadığı konusundaki görüşler uzun zamandır ikiye bölünmüş durumda.
Fakat artık araştırmacılar, kendimizle dalga geçebilmenin gerçekte ne anlama geldiğini ve bunun ne zaman ve nasıl faydalı olabileceğini sonunda anlamaya başladılar.
Platon buna pek ihtimal vermiyordu. Antik Yunan filozofu, mizahın başkalarına karşı hissedilen üstünlükten kaynaklandığını düşünüyordu; özellikle de gerçekte olduklarından daha yakışıklı ya da daha bilge olduklarına kendilerini inandıran kişilere karşı duyulan üstünlük hissinden.
Aradan geçen yaklaşık bin yıldan sonra, 1651'de, İngiliz filozof Thomas Hobbes da büyük ölçüde aynı görüşü savunuyordu. Ancak bir istisnayla.
Ona göre insanlar zaman zaman geçmişteki bir budalalıkları üzerine düşünürken, kendilerine de gülebiliyorlardı. Tabii ki bu durum, o hareketi yaptıktan sonra arada geçen sürede ne kadar olgunlaştıklarına. Tabii ki bu durum, o hareketi yaptıktan sonra arada geçen sürede ne kadar olgunlaştıklarına ve hayata dair ne kadar çok şey öğrendiklerine bağlıydı.
Zamanla filozoflar, her tür mizahın altında kötü niyet yatmadığını kabul etmeye başladılar. Örneğin 18. yüzyılda ortaya atılan ve büyük ilgi gören "uyumsuzluk kuramı", gülme hissinin genellikle sosyal normların beklenmedik bir şekilde ihlal edilmesinden kaynaklandığını söylüyordu.
Yine de, insanların gerçekten kendilerine gülüp gülemeyecekleri konusu yakın zamana kadar tartışmalı bir mesele olarak kaldı.
Son 50 yılda yapılan mizah araştırmalarının çoğu, insanlara kendilerine gülüp gülemediklerinin sorulmasına ve verdikleri yanıtların doğru kabul edilmesine dayanıyor.
Ancak tıpkı insanların doktor formlarında beyan ettikleri haftalık alkol tüketimi miktarlarında olduğu gibi. Bu bildirimlerin de biraz "olanı" değil, "olması istenen durumu" yansıtma ihtimali var. Belki de insanlar, iddia ettikleri kadar hoşgörülü ve kendine gülmeyi bilen bireyler değiller.
Ancak 2011 yılında Avrupalı araştırmacılar, bu yeteneği deneysel bir düzenek kullanarak test ettiler.
Denekleri laboratuvara davet edip yüzlerini gizlice kaydettiler. Denekler daha sonra tekrar geldiklerinde, kendilerine yüzlerinin çarpıtılmış, lunapark aynalarındakine benzer görüntüleri gösterildi ve tepkileri kaydedildi. Herkes bu durumdan eğlenmese de, görüntüyle beklenmedik bir şekilde karşılaşanların %80'i en azından gülümsedi, %40'ı. Herkes bu durumdan eğlenmese de, görüntüyle beklenmedik bir şekilde karşılaşanların %80'i en azından gülümsedi, %40'ı ise durumdan büyük bir keyif alarak kahkaha attı.
İngiltere'deki Plymouth Üniversitesi'nden psikoloji alanında öğretim görevlisi ve mizah üzerine araştırmalar yürüten Sonja Heintz, "Artık bilim dünyasında, insanın kendine gülebilmesinin mümkün olduğu. Bunun aslında pek çok fayda sağladığı konusunda görüş birliği oluşmuş durumda" diyor.
Amerikalı mizah araştırmacısı Paul McGhee, 2010'da, kişinin kendine gülebilmesinin, ustalaşılması en zor mizah türlerinden biri olduğunu öne sürdü.
McGhee'nin (Platon gibi "kronik ciddiyet"ten muzdarip olanları hedefleyen) yedi aşamalı mizah programında, kendine gülmeyi öğrenmek sondan bir önceki adımdı. Zorluk derecesi bakımından bu aşamanın önünde yer alan tek şey "stresli durumlarda mizah" bulabilmekti.
McGhee, kendine gülmeyi diğer mizah türlerine açılan bir kapı ve daha neşeli bir yaşamın "temel bir bileşeni" olarak görüyordu.
Heintz durumu "Çünkü bir kişi kendini çok ciddiye alıyorsa, genel anlamda mizahla ilişki kurması zorlaşır" sözleriyle açıklıyor.
Bazı insanlar için kendisiyle dalga geçme becerisini kazanmak, diğerlerine kıyasla daha kolay.
İnsanların size gülmesinden gerçekten nefret ediyorsanız, kahkahaya karşı aşırı duyarlılık anlamına gelen "gelotofobi"ye sahip olabilirsiniz.
Almanya'daki Martin Luther Halle-Wittenberg Üniversitesi'nden psikoloji profesörü René Proyer "Bir kafede oturup arkadaşlarınızla şakalaşırken biri yanınıza gelip 'Neden bana güldünüz? ' diye sorabilir" diyor. Gelotofobikler için, karşılarındaki kişinin yüzündeki bir gülümseme bile o kişinin kendilerini gülünç bulduğu anlamına gelebiliyor.
Bir kişinin neden gelotofobik hale geldiğini açıklayan tek bir faktör yok.
Fakat Proyer, çok katı ve cezaya dayalı bir ebeveynlik tarzının bir risk faktörü olduğunu belirtiyor.
Bir diğer risk faktörü ise, geçmişte insanların kendisine gülmesiyle ilgili yaşanan travmatik bir deneyim.
Proyer, "Örneğin okulda yaşanan ve haftalarca, aylarca, hatta yıllarca şakaların hedefi olduğunuz, gerçekten utanç verici bir durum" diyerek bunu örneklendiriyor.
Konunun kültürel bir boyutu da var gibi görünüyor. Doğu Asya ülkelerinde gelotofobi seviyeleri genellikle Batı ülkelerine kıyasla daha yüksek. Araştırmacılar bu durumu, kolektivist kültürlere mensup kişilerin dikkatleri üzerlerine çekecek şekilde öne çıkma veya bir başa çıkma mekanizması olarak mizaha başvurma eğilimlerinin daha düşük olmasıyla açıklıyor.
Bu kültürlerde, mizah işinin profesyonellere bırakılması gerektiğine inanılıyor. Örneğin Çin'de insanlar mizahı sıradan vatandaşlardan ziyade "uzmanlarla", yani komedyenlerle ilişkilendirme eğiliminde.
Kendileriyle alay edilmesini kaldıramayan çocuklar gibi, gelotofobikler de genellikle daha olumsuz psikolojik bir halle karşı karşıya. Bu özellik, daha kısa ortalama ömür beklentisi, arkadaşlıktan kaçınma eğilimi ve artan yalnızlık ve depresyon ile ilişkilendiriliyor.
Bunun zıttı özellik ise, başkaları tarafından kendisine gülünmesinden keyif alma durumu olan ve daha güçlü sosyal bağlarla ilişkilendirilen "gelotofili".
Bu halin kendini gösterdiği yollardan biri, kişinin kendisini. Bu halin kendini gösterdiği yollardan biri, kişinin kendisini ve dünyayı ciddiye almayıp, daha hafif bir bakış açısıyla ele alma eğilimi "oyunculuk" (veya şakacılık) özelliği Proyer, "Oyunculuk yönü güçlü insanlar, gündelik durumları eğlenceli, zihinsel açıdan uyarıcı veya kişisel olarak ilgi çekici deneyimler olarak görecek şekilde çerçeveleyebilir ya da yeniden yorumlayabilirler" diyor.
Proyer, "Oyunculuk yönü güçlü insanlar, gündelik durumları eğlenceli, zihinsel açıdan uyarıcı veya kişisel olarak ilgi çekici deneyimler olarak görecek şekilde çerçeveleyebilir ya da yeniden yorumlayabilirler" diyor.
"Oyunculuk yönü çok kuvvetli bir kişi, sıkıcı bir işi veya evdeki bir angaryayı ele alıp. Onu bir nebze olsun eğlenceli kılacak bir bakış açısıyla yeniden değerlendirebilir. "
Araştırmalar, oyunculuğun daha yüksek özsaygı ve ilişki memnuniyetinin bir göstergesi olduğunu ortaya koyuyor.
Çoğu uzman, mizahın ilişkilerimiz için yararlı olduğu konusunda hemfikir. Ancak mizahın türü de önem taşıyor.
2003'te Kanadalı araştırmacılar, insanların baskın mizah türünü dört kategoriye ayıran "Mizah Tarzları Ölçeği"ni geliştirdi: