· Dünya Gazetesi
Petrol fiyatlarındaki sıçrama ve inatçı enflasyon, küresel faiz beklentilerini tersine çevirdi. Galiba, jPMorgan, 9 büyük merkez bankasından 8'inde yıl sonuna kadar faiz artışı beklerken ABD tahvil faizleri yüzde 5 sınırına dayandı.
JPMorgan'ın son tahmini, gelişmiş ekonomilerde faiz artışlarının yeniden gündemin ilk sırasına çıktığını gösteriyor. Banka, izlediği dokuz büyük merkez bankasının sekizinden yıl sonuna kadar faiz artışı bekliyor.
Küresel para politikasındaki yön değişikliği son haftalarda belirginleşti. Güçlü ekonomik aktivite, düşmekte zorlanan çekirdek enflasyon ve enerji fiyatlarındaki yeni yükseliş. Merkez bankalarının daha uzun süre sıkı para politikası uygulayabileceği beklentisini güçlendirdi.
JPMorgan'ın tahmini de bu değişimin ne kadar genişlediğini ortaya koyuyor. Bankaya göre gelişmiş piyasalarda faiz indirimlerinden söz edilen dönem hızla geride kalırken yılın kalan bölümünde artış kararları çok daha yaygın hale gelebilir.
Avrupa Merkez Bankası'nın 10 Eylül'de politika faizlerini 25 baz puan artırması da bu eğilimin ilk güçlü işaretlerinden biri oldu. Kararda enerji fiyatlarının enflasyonu yeniden yukarı taşıma riski öne çıktı.
Merkez bankalarının hesabını zorlaştıran en önemli gelişmelerden biri petrol fiyatlarındaki hızlı yükseliş. Brent petrolün varil fiyatı 110 dolara yaklaşırken enerji maliyetlerinin tüketici fiyatlarına yeniden yansıması ihtimali güçlendi.
Petrolün uzun süre yüksek seviyelerde kalması yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil, üretimden taşımacılığa kadar çok geniş bir alanda maliyetleri artırabiliyor. Bu durum enflasyondaki düşüşü yavaşlatırken merkez bankalarının faizleri daha uzun süre yüksek tutmasına neden olabiliyor.
Piyasaların endişesi de burada yoğunlaşıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş geçici kalmazsa bazı merkez bankalarının yalnızca faiz indirimlerini ertelemesi değil, yeni artırımlara gitmesi de gündeme gelebilir.
Faiz beklentilerindeki değişim tahvil piyasasına da sert biçimde yansıdı. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,97 seviyesine yükselerek psikolojik yüzde 5 sınırına kadar geldi.
30 yıllık ABD tahvil faizi ise yüzde 5,38 ile yaklaşık 19 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Uzun vadeli faizlerin yükselmesi, devletlerin yanı sıra şirketlerin ve tüketicilerin borçlanma maliyetlerini de artırıyor.
Fed'in 15-16 Eylül toplantısı öncesinde piyasanın faiz beklentisi de önemli ölçüde değişti. Vadeli piyasalarda eylül toplantısında faiz artırımı ihtimali yaklaşık yüzde 70 seviyesine yükseldi.
ABD tahvil faizlerinin yüzde 5'in üzerine çıkması halinde küresel piyasalar üzerindeki baskının daha da artabileceği değerlendiriliyor. Yüksek tahvil getirileri doların cazibesini artırırken hisse senetleri, altın ve gelişen ülke varlıkları açısından daha zorlu bir ortam yaratabiliyor.
Küresel faizlerin yeniden yükselmesi Türkiye açısından da doğrudan önem taşıyor. ABD tahvillerinin daha yüksek getiri sunması, uluslararası yatırımcıların gelişen ülkelere yönelmek için daha yüksek getiri talep etmesine neden olabiliyor.
Bu durum Türkiye'nin eurobond faizleri ve şirketlerin dış borçlanma maliyetleri üzerinde baskı oluşturabilir. Küresel finansman koşullarının sıkılaşması, dış kaynak kullanan şirketler açısından maliyetlerin yükselmesi anlamına geliyor.
Türkiye için ikinci risk ise enerji fiyatları. Petrolün yüksek seyretmesi enerji ithalatı faturasını büyütürken enflasyon üzerinde de ek baskı yaratabilir. Böylece yüksek küresel faiz, güçlü dolar ve pahalı petrol aynı anda Türkiye ekonomisini etkileyen üç ayrı kanal haline gelebilir.
Önümüzdeki günlerde piyasanın izleyeceği temel başlıklar Fed'in faiz kararı, ABD tahvil faizlerinin yüzde 5 sınırını aşıp aşmayacağı. Petrol fiyatlarının mevcut yüksek seviyelerde kalıp kalmayacağı olacak.