· Cumhuriyet
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu 2026-2027 adli yılı açılışında gazetemiz yazarı Şükran Soner'in vefatını anarken geride kalan adli yıldaki yargı uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu konuşmasına bugün yaşamını yitiren gazetemiz yazarı Şükran Soner'i anarak başladı.
Kaboğlu sözlerine öncelikle bir basın emekçisi dostumuz Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner'i kaybetmenin acısı ile başladığını belirtti.
Burada sizlerin huzurunda saygı ve sevgiyle anıyorum Şükran Soner'i" ifadelerini kullandı.
Kaboğlu daha sonra 2025-2026 adli yılının bilançosuna ilişkin görüşlerini paylaştı.
İstanbul Barosu'nun duruşmaları ve cezaevlerini yakından izlediğini kaydetti.
İstanbul Barosu'nun 1 Eylül 2026 tarihli Adalet Bildirgesi'nde tutuklama uygulamaları adil yargılanma hakkı savunma özgürlüğü mahpus hakları ve cezasızlık politikaları ayrıntılı biçimde ele alındı.
Kaboğlu, Anayasa'nın 15. maddesinin savaş seferberlik ve olağanüstü hal dönemlerinde dahi dokunulamayacak bir hak alanını güvence altına aldığını hatırlattı.
Türkiye Cumhuriyeti savaş halinde olsaydı dahi dokunulamayacak hakların bugün barış zamanında sistematik olarak ihlal edildiğini belirten Kaboğlu suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına işaret etti.
"Türkiye Cumhuriyeti savaş hâlinde olsaydı dahi dokunulamayacak haklar, bugün barış zamanında sistematik olarak ihlal edilmektedir" diyen Kaboğlu, suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına, kişinin düşüncesi nedeniyle suçlanamayacağına ve maddi-manevi varlığına dokunulamayacağına işaret etti.
Kaboğlu şafak vakti gerçekleştirilen konut baskınlarından ters kelepçeye gözaltından tutuklamaya ve tahliye sonrasında yeniden tutuklamaya kadar uzanan uygulamalara tepki gösterdi.
Tutuklamanın delilden değil kişiden hareketle uygulandığını belirten Kaboğlu kişinin önce özgürlüğünden yoksun bırakıldığını delilin daha sonra arandığını ve iddianamelerin aylar hatta yılı aşkın süre sonra hazırlanabildiğini söyledi.
Kaboğlu, istisnai bir önlem olması gereken "hürriyetten yoksun kılma" uygulamasının "yargısız infaza çevrildiğini" ifade etti.
Adalet Bildirgesi'nde de kolluk savcılık ve yargı aşamalarındaki uygulamaların sistematik hale geldiği değerlendirmesi yapıldı.
Anayasa'nın 6. maddesinde yer alan hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz hükmünü hatırlatan Kaboğlu söz konusu uygulamaların yalnızca görev ve yetki gaspıyla açıklanamayacağını belirtti.
Bunlar egemenlik gaspıdır diyerek uygulamalara tepki gösterdi.
Kaboğlu, İstanbul Barosu'nun özellikle son altı aydır Silivri'deki duruşmaları yakından izlediğini ve gözlem raporları hazırladığını belirtti.
Adil yargılanmanın üç temel gerekliliğini mekan vakit ve nakit olarak sıralayan Kaboğlu uyuşmazlığın en yakın yerde en kısa zamanda ve en az masrafla çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi.
İstanbul'da görülen davalarda bu üç ilkenin de sürekli ihlal edildiğini savundu.
Özellikle İstanbul dışındaki belediyelere ilişkin davaların Silivri'de görülmesi duruşmaların aşırı uzun sürmesi savunma hakkının kısıtlanması ve tutukluluk itirazlarının dosya üzerinden değerlendirilmesi eleştirildi.
Cezaevlerindeki koşullara da değinen Kaboğlu, İstanbul'daki hapishanelerde doluluğun kapasitenin en az iki katına, Silivri'de ise üç katına kadar çıktığını belirtti.
Bu koşullar altında barınma ve sağlık haklarının fiilen kullanılamaz hale geldiğini söyledi.
Mahpusların onayı olmadan gece yarısı hücrelerinden alınarak savcılığa götürülmesi veya gerekçesiz şekilde İstanbul dışındaki cezaevlerine nakledilmelerini de eleştiren Kaboğlu mahpusluk haklardan yoksunluk demek değildir insan haysiyeti hapishane kapısında durmaz dedi.
Kaboğlu geniş çaplı hak ihlallerinin faillerinin neden cezasız kaldığı sorusunu gündeme getirdi.
Kaboğlu, geniş çaplı hak ihlallerinin faillerinin neden cezasız kaldığı sorusunu gündeme getirirken, cezasızlık bir yana bazı faillerin ödüllendirildiğini savundu.
Bir tarafta farklı siyasi görüşte olanların baskılandığını diğer tarafta ise ayrımcı uygulamalarla bazı kesimlerin ayrıcalıklı konuma getirildiğini belirten Kaboğlu iki durumun da ortak adının hukuk dışılık olduğunu ifade etti.
Kaynak: Cumhuriyet · Derleyen: Elif Aktürk