· FikirPilot
İsrail’de yayımlanan Calcalist, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son bir yılda Türkiye’yi Orta Doğu’da görmezden gelinmesi zor bir aktöre. İsrail karşısında nüfuzu artan bir rakibe dönüştürdüğünü yazdı. Gazete, Tel Aviv-Ankara ilişkilerinde ekonomik, ticari ve havacılık alanlarında…
İsrail’de yayımlanan Calcalist, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son bir yılda Türkiye’yi Orta Doğu’da görmezden gelinmesi zor bir aktöre. İsrail karşısında nüfuzu artan bir rakibe dönüştürdüğünü yazdı. Gazete, Tel Aviv-Ankara ilişkilerinde ekonomik, ticari ve havacılık alanlarında neredeyse tam kopuş yaşandığını; Türkiye Ticaret Bakanlığına göre doğrudan ticaretin Mayıs 2024’ten beri sıfır seviyesinde olduğunu belirtti. Gerilimin Gazze’den Suriye’ye yayıldığı, Ankara’nın İsrail saldırılarını Türkiye’ye tehdit gördüğü aktarıldı. Türkiye’nin Aralık 2024’te Esed rejiminin devrilmesinden sonra Şam’a güvenlik desteği verdiği ve iki yılda 5 milyar dolarlık ticaret hedeflediği kaydedildi. Yazıda ayrıca Türkiye’nin Washington ve Arap dünyasındaki etkisini artırdığı, Gazze Barış Kurulu kurucuları arasına katıldığı, Pakistan. Yazıda ayrıca Türkiye’nin Washington ve Arap dünyasındaki etkisini artırdığı, Gazze Barış Kurulu kurucuları arasına katıldığı, Pakistan ve Suudi Arabistan ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladığı ve Donald Trump’ın 7-8 Temmuz’daki Ankara NATO Zirvesi’ne katıldığı bildirildi.
Bu tablo, Türkiye-İsrail geriliminin yalnızca ikili ticari ilişkilerle sınırlı kalmadığını, Gazze ve Suriye başlıklarının aynı güvenlik çerçevesinde birleştiğini gösteriyor. Ankara’nın Şam’a verdiği destek, İsrail’in Suriye’deki eylemlerini Türkiye açısından doğrudan tehdit olarak değerlendirmesi nedeniyle iki ülke arasındaki rekabeti yeni bir sahaya taşıyor. Türkiye’nin Washington, Arap dünyası ve NATO çevresindeki konumu, bölgesel dosyalarda muhataplık alanını genişletiyor. Sıfırlanan doğrudan ticaret ile Suriye üzerinden belirlenen ticaret hedefi, ekonomik gündemin ikili ilişkilerden daha geniş bir bölgesel çerçeveye kaydığını ortaya koyuyor. Açık soru, bu güvenlik rekabetinin Suriye’de fiili bir çatışmaya dönüşmeden nasıl yönetileceği.