Geleceğin toprağında yeşermek - Abdullah Dörtlemez

· Cumhuriyet

Geleceğin toprağında yeşermek - Abdullah Dörtlemez

Bir toplumun geleceği dışarıdan kurulabilir mi?

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Geleceğin toprağında yeşermek - Abdullah Dörtlemez Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Olaylar Ve Görüşler Son Köşe Yazıları Geleceğin toprağında yeşermek - Abdullah Dörtlemez 07.09.2026 04:00 Güncellenme: 07.09.2026 04:00 Takip Et: Bir toplumun geleceği dışarıdan kurulabilir mi? Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Geleceğin toprağında yeşermek - Abdullah Dörtlemez Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Olaylar Ve Görüşler Son Köşe Yazıları Geleceğin toprağında yeşermek - Abdullah Dörtlemez 07.09.2026 04:00 Güncellenme: 07.09.2026 04:00 Takip Et: Bir toplumun geleceği dışarıdan kurulabilir mi?

Kâğıt üzerinde yeni kurumlar yaratılabilir, yeni yasalar yapılabilir, yeni bir siyasal düzen tasarlanabilir. Fakat bütün bunlar, o toplumun kendi tarihinden, kültüründen ve ortak belleğinden kopuksa gerçekten bir gelecek kurulmuş olur mu?

Belki de gelecek konusunda gözden kaçırdığımız nokta budur: Gelecek yalnızca tasarlanmaz; yaşanır. Yaşanabilmesi için de insanın ve toplumun kendi yaşamıyla bir bağ kurması gerekir.

Bazı gelecekler toprağın içinden filizlenen bir fidan gibidir. Kökleri geçmiştedir; dalları geleceğe uzanır. Geçmişi tekrarlamaz ama ondan bütünüyle kopmaz. Değişir, dönüşür, yenilenir fakat bunu kendi yaşamının içinden yapar.

Bazıları ise başka bir iklimden getirilmiş bir ağaç gibidir. Dikilir, sulanır, korunur fakat kökleri yeni toprağa tutunamaz.

Ben bunlardan ilkine "organik gelecek", ikincisine "inorganik gelecek" diyorum.

Buradaki "organik" sözcüğü biyolojik bir anlam taşımıyor. Bir toplumun kendi tarihsel ve kültürel dokusuyla kurduğu sürekliliği anlatıyor. "İnorganik gelecek" ise dışarıdan getirilen bir modelin, içine yerleştirildiği toplumun kendi dinamikleriyle yeterince bütünleşememesi anlamını taşıyor.

Bu ayrım, dışarıdan gelen her şeyi reddetmek anlamına da gelmiyor. Toplumlar hiçbir zaman bütünüyle kendi içine kapalı yaşamaz. Düşünceler, kurumlar, bilim, sanat ve teknoloji toplumlar arasında dolaşır. İnsanlık biraz da bu alışveriş sayesinde gelişir.

Mesele, "almak" ve "kopyalamak" arasındaki farkta ortaya çıkar. Bir toplum başka bir yerden aldığı düşünceyi kendi gereksinimleriyle yeniden yorumlayabiliyor, kendi yaşamına uyarlayabiliyor. Bir toplum başka bir yerden aldığı düşünceyi kendi gereksinimleriyle yeniden yorumlayabiliyor, kendi yaşamına uyarlayabiliyor ve zamanla onu kendisinin kılabiliyorsa dışarıdan gelen şey artık yabancı olmaktan çıkar. Organik değişim biraz da budur; buna doğal değişim de diyebiliriz.

Bu düşünce, Alman düşünür M. Heidegger'in teknoloji üzerine sorgulamalarını da anımsatıyor. Heidegger'in asıl sorusu teknolojinin iyi ya da kötü olup olmadığı değildi. Onu düşündüren, dünyaya yalnızca kullanılacak ve düzenlenecek bir kaynak olarak bakmaya başlamamızdı. *

Dağı yalnızca taş ocağı, nehri yalnızca enerji kaynağı, toprağı yalnızca üretim alanı olarak görürsek onların bizimle kurduğu daha derin ilişkiyi gözden kaçırabiliriz.

Peki, toplumlara da böyle bakabilir miyiz? Bir toplumu, kendi tarihinden ve iç dinamiklerinden bağımsız olarak yeniden düzenlenebilecek bir sistem gibi görmek mümkün müdür?

Irak, bu sorunun düşündürücü örneklerinden biridir. 2003'te ABD öncülüğündeki müdahaleyle Saddam Hüseyin rejimi devrildi. Ardından yalnızca iktidar değişmedi; devletin kurumları ve siyasal düzeni de yeniden kurulmaya çalışıldı. Ordu ve Baas Partisi tasfiye edildi; yeni kurumlar ve yeni bir siyasal yapı oluşturuldu.

Ancak yeni düzen, üzerinde yükseleceği toplumun tarihsel birikimi, mezhepsel ve etnik yapısı, siyasal belleği ve kendi iç dinamikleriyle kolayca bütünleşemedi.

Burada mesele, yapılanların bütününü doğru ya da yanlış ilan etmek değildir. Daha temel bir soru vardır: Bir toplumun geleceği, o toplumun tarihsel dokusu yeterince hesaba katılmadan dışarıdan kurulabilir mi?

Irak deneyimi bu soruya iyimser bir cevap vermemizi zorlaştırıyor. Çünkü bir devletin kurumlarını değiştirmek başka, o kurumların yaşayacağı toplumsal zemini oluşturmak başkadır.

Bir fidanı başka bir iklimden getirip toprağa dikebilirsiniz. Sulayabilir, çevresini koruyabilirsiniz. Ama köklerinin o toprakla buluşmasını emirle sağlayamazsınız. İşte "inorganik gelecek" derken kastettiğim tam da budur; buna yapay gelecek de diyebiliriz.

Dışarıdan gelen gelecek toplumun yaşamında kök salamaz. Asıl mesele kendi geçmişine yaslanarak yeniyi üretebilmek, gerektiğinde geçmişle hesaplaşabilmek ve dışarıdan geleni kendi yaşamında dönüştürebilmektir. Çünkü gelecek ithal edilecek bir mal değildir. Gelecek, köksüz kurulamaz! . .

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru budur: Geleceğimizi gerçekten kuruyor muyuz, yoksa başkalarının hazırladığı geleceklerin içine mi yerleşiyoruz?

Siyasette etik-ahlaki tutum, ufuk çizgisini karartacak noktada desek pek de yanlış olmaz.

Şaşırtan suskunlukların nedeni herkesin bir kaşık aldığı günahlardır.

“Kürt meselesi” çözümleri çerçevesinde bugün tartışılan konular, aslında 2013’te tartışılmıştı.

Dünya tahvil piyasalarında yaşanan sarsıntılar, “Ufukta bir borç krizi mi var” sorusunu gündeme getirdi.

AKP hükümetinin köprüleri ve karayollarını özelleştirmekle ilgili geçen hafta aldığı kararlar, özelleştirme konusunun yeniden gündeme gelmesini sağladı.

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk 20 gündür tutuklu. Yarın hâkim karşısına çıkacak. Neden tutuklu? 3.5 yıl önce yaptığı bir siyasi değerlendirme nedeniyle!

İklim değişikliği dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan. Bu sorunu yaratan da dünyanın ortalama sıcaklığının giderek yükselmesi yani küresel ısınma.

Akşamın sonunda kızlar birbirlerine sarılırken ekrana bakıp uzun süre gülümsedim.

Bugün dünyayı yeni bir büyük savaş tehlikesine sürükleyen sıcak çatışmaların arkasında kimler var?

HPV aşısının Türkiye’nin Ulusal Bağışıklama Programı’na dahil edilip edilmeyeceği yeniden tartışılıyor.

“Ne zaman savaşacağını, ne zaman savaşmayacağını bilen kazanacaktır. ”

Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusunun, emperyalizmin Anadolu’ya gönderdiği Yunan ordusunun. 30 Ağustos 1922’de tırnaklarını söktüğü meydan savaşının üzerinden 104 yıl geçti.

Terör örgütü PKK’ye özel çıkarılan ancak adına “af yasası” denmeyen yasanın imzalanmasının ardından yasaya taraf hemen herkes “eşit yurttaşlık”tan dem vurdu.

Şükran Soner’in gazetecilik çizgisinde işçi hakları, sendikal örgütlenme. İşçi sağlığı–iş güvenliği olağan bir uzmanlık alanının ötesinde, yaklaşık 60 yıllık mesleki tanıklığının temel dayanaklarıdır.

Büyük tarihsel olaylar, yalnızca ortaya çıktıkları bölgeyle sınırlı kalmazlar; dalga dalga başka coğrafyalara yayılır, başka toplumların düşüncelerini ve siyasal hareketlerini etkilerler.

“Çerçeve yasa” olarak adlandırılan ve PKK/ KCK terör örgütüne belli koşullarla “af” getiren 7595 sayılı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” 18.08.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. “Çerçeve yasa” olarak adlandırılan ve PKK/ KCK terör örgütüne belli koşullarla “af” getiren 7595 sayılı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” 18.08.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Sakarya Meydan Muharebesi ile Büyük Taarruz arasında neredeyse tam bir yıl vardır.

Geçen haftalarda bu sütunlarda yer alan “Avukat cüppesi nasıl katlanır? ” başlıklı yazım üzerine çok kıymetli eleştiriler aldım.

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yer alan bir mucizenin adıdır.

İşçi sendikaları işçi-işveren ilişkilerinde güçsüzü ezmemesi ve emeğin sömürülmemesi, toplumsal yapı içinde de insanca. İşçi sendikaları işçi-işveren ilişkilerinde güçsüzü ezmemesi ve emeğin sömürülmemesi, toplumsal yapı içinde de insanca ve hakça bir düzen kurulmasına katkıda bulunabilecek kurumlar olarak tanımlanabilir.