· Cumhuriyet
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, yılın altıncı toplantısını tamamladı. Detaylar ise asıl hikâyeyi anlatıyor. Toplantı sonucunda politika faizi yüzde 37 seviyesinde tutulmaya devam etti. Belli ki, bu kararla Merkez Bankası 8 ayı aşkın süredir faiz indirimine gitmemiş…
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
TCMB, 22 Ocak'ta politika faizini yüzde 38'den yüzde 37'ye indirdi. Ardından mart, nisan, haziran, temmuz ve eylül toplantılarında faiz yüzde 37'de sabit tutuldu. Şubat, mayıs ve ağustos aylarında ise Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı yapılmadı.
Böylece ocak ayındaki indirimin ardından yaklaşık 8 aydır yeni bir faiz indirimine gidilmediği görüldü.
Merkez Bankası'nın önündeki en önemli engel enflasyon olarak ifade ediliyor.
Yıllık enflasyon ocak ayında yüzde 30,65 seviyesindeyken mayısta ise yüzde 32,61'e kadar yükseldi. Temmuz ve ağustosta yeniden gerileme görülmesine rağmen enflasyon yüzde 30'un üzerinde kalmaya devam etti.
Üstelik enerji ve gıda fiyatları dışarıda bırakıldığında hesaplanan çekirdek enflasyon da yaklaşık yüzde 30 seviyesinde kaldı. Hizmet sektöründeki fiyat artışlarının ise daha yüksek seyretmesi, Merkez Bankası'nın faiz indirimi konusunda temkinli davranmasına neden oldu.
TCMB Başkanı Fatih Karahan ağustos ayında yaptığı açıklamada, politika faizinin sabit tutulmasının sebebini " Mart ayı başından bu yana yaşanan savaş. TCMB Başkanı Fatih Karahan ağustos ayında yaptığı açıklamada, politika faizinin sabit tutulmasının sebebini " Mart ayı başından bu yana yaşanan savaş ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümüne etkilerini sınırlamak amacıyla'' olduğunu iddia ederek, yüksek enflasyon için savaşı işaret etti.
Batı Asya'da artan gerilimle birlikte petrol ve doğalgaz fiyatlarının yükselmesi, Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler açısından enflasyon riskini büyüttü. TCMB Başkanı Fatih Karahan açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ın ardından enflasyona ilişkin soruları yanıtlarken İran-ABD arasında yaşanan savaşın enflasyona etkisinin bu yıl 7 puana yakın olduğunu hesapladıklarını belirtmişti.
Petrol fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıta değil, taşımacılıktan üretime kadar birçok alanda maliyetleri yükseltiyor. Bu maliyetlerin ürün fiyatlarına yansıması halinde enflasyonun yeniden hızlanması riski ortaya çıkıyor.
Merkez Bankası bu nedenle talep zayıflasa bile faiz indiriminde acele etmiyor. Çünkü erken bir faiz indiriminin dövize yönelişi artırması, TL'de değer kaybını hızlandırması. Çünkü erken bir faiz indiriminin dövize yönelişi artırması, TL'de değer kaybını hızlandırması ve ithal ürünlerin maliyetini yükselterek enflasyonu yeniden tetiklemesi riski bulunuyor.
Dolar/TL kuru yıl boyunca kademeli olarak yükseldi. Aylık ortalama kur ocak ayında 43,11 TL seviyesindeyken temmuzda 46,95 TL'ye çıktı. Dolar/TL, 10 Eylül 2026 saat 15.45 itibarıyla ise 48,50 seviyesinde seyrediyor.
Kurda yaşanan yükseliş, Merkez Bankası'nın faiz indirimi konusunda temkinli davranmasına neden olan unsurlardan biri. Yüksek enflasyon ortamında hızlı bir faiz indirimi, TL'nin getirisini azaltarak dövize olan talebi artırabilir. Dolar/TL üzerinde yeni bir yükseliş baskısı yaratabilir.
TCMB'nin kurdaki oynaklığı sınırlamak için rezervlerini kullanması da faiz indirimi açısından ek bir risk oluşturuyor. Faiz indiriminin ardından dövize talebin hızlanması halinde Merkez Bankası'nın kuru dengelemek için daha fazla rezerv kullanması gerekebilir. Bu durum, bir yandan rezerv birikimini zorlaştırırken diğer yandan mevcut rezervler üzerindeki baskıyı artırabilir. Bu nedenle TCMB, kur ve rezerv dengesini bozmadan faiz indirebileceği koşulların oluşmasını bekliyor.
Enflasyon beklentileri de Merkez Bankası'nın elini zorlaştırıyor. Temmuz ayında piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 24 olurken, şirketlerde bu oran yüzde 33,1, hanehalkında. Toplantı sonucunda politika faizi yüzde 37 seviyesinde tutulmaya devam etti. Beklentilerin yüksek kalması, faiz indiriminin fiyatlama davranışlarını ve döviz talebini yeniden bozabileceği riskini artırıyor.
Politika faizinin yüzde 37 olması, şirketlerin bankalardan bu oranla kredi alabildiği anlamına gelmiyor.
Temmuz sonunda TL ticari kredi faizleri yüzde 48'in üzerine çıktı. Tüketici kredilerinde oranlar yüzde 60'ların üzerine kadar yükseldi.
Bu tablo özellikle yatırım yapmak, işletme sermayesi sağlamak ya da borçla büyümek isteyen şirketler için finansmanı pahalı hale getiriyor.
Yüksek kredi maliyetleri yatırımları ve tüketimi sınırlarken, ekonomideki iç talebin de yavaşlamasına neden oluyor.
Yüksek faiz politikasının en belirgin sonuçlarından biri kredi kullanımının yavaşlaması oldu.
Şirketler açısından yeni yatırımın finansmanı zorlaşırken, yurttaşların otomobil, konut. Şirketler açısından yeni yatırımın finansmanı zorlaşırken, yurttaşların otomobil, konut ve dayanıklı tüketim ürünleri gibi yüksek tutarlı harcamaları da pahalı kredi nedeniyle baskı altında kalıyor.
TCMB'nin verileri, kart harcamalarında ve otomobil satışlarında gerilemeye işaret ediyor.
Sabit sermaye yatırımlarındaki artışın da sınırlı kalması, yüksek finansman maliyetlerinin reel sektör üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.
Merkez Bankası'nın faiz indirimi konusunda temkinli davranmasının bir diğer nedeni, döviz kuru ve rezervler üzerindeki olası baskı.
Politika faizinin yüksek tutulması, TL mevduatın getirisini destekleyerek yurttaşların dövize yönelmesini sınırlıyor. Faizin erken veya hızlı şekilde düşürülmesi halinde TL'den dövize geçişin hızlanması. Bunun kur üzerinden enflasyonu yeniden yukarı taşıması riskine karşı çekinceler yaratıyor.
TCMB açısından rezervlerin yeniden güçlendirilmesi de önemli. Brüt rezervler mart sonunda yaklaşık 155 milyar dolar seviyesindeyken ağustos ayında 185 milyar dolara yükseldi. TL mevduatın toplam mevduat içindeki payı da yüzde 62 seviyesine çıktı.
Merkez Bankası bu nedenle enflasyonda kalıcı düşüş görülmeden yapılacak bir faiz indiriminin döviz talebini artırmasından, rezerv birikimini tersine çevirmesinden. Merkez Bankası bu nedenle enflasyonda kalıcı düşüş görülmeden yapılacak bir faiz indiriminin döviz talebini artırmasından, rezerv birikimini tersine çevirmesinden ve kurdaki yükseliş yoluyla fiyat artışlarını yeniden hızlandırmasından çekiniyor. Bu riskler, yüzde 37'lik politika faizinin uzun süredir değiştirilmemesinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor.
Piyasa beklentisi, faiz indirimlerinin tamamen sona erdiği yönünde değil.
Ekonomistler, enerji fiyatlarındaki baskının azalması, enflasyonun kalıcı biçimde gerilemesi. Ekonomistler, enerji fiyatlarındaki baskının azalması, enflasyonun kalıcı biçimde gerilemesi ve döviz kurunda yeni bir hareket yaşanmaması halinde yılın son aylarında sınırlı faiz indirimlerinin yeniden gündeme gelebileceğini öngörüyor.
Piyasa anketlerinde yıl sonu politika faizi beklentisi yaklaşık yüzde 35 seviyesinde bulunuyor.
Ancak petrol ve doğalgaz fiyatlarının yüksek kalması, döviz kurundaki artışın hızlanması veya enflasyon beklentilerinin yeniden bozulması halinde yüzde 37'lik faizin daha uzun süre korunması gündeme gelebilir.
Ortaya çıkan tablo, TCMB'nin faiz indiremediğinden çok, yeni bir indirimin yaratabileceği riskleri yüksek gördüğünü gösteriyor. Merkez Bankası açısından asıl soru artık faizin ne zaman düşeceğinden çok, enflasyonun faiz indirimine izin verecek kadar kalıcı biçimde gerileyip gerilemeyeceği.