· Cumhuriyet
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi…
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Üstün Dökmen Son Köşe Yazıları Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek 06.09.2026 12:00 Güncellenme: 06.09.2026 12:00 Takip Et: Bireylerin çelişkileri vardır, bu konuda sosyal psikolojide açıklayıcı kuramlar bulunmaktadır. Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Üstün Dökmen Son Köşe Yazıları Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek 06.09.2026 12:00 Güncellenme: 06.09.2026 12:00 Takip Et: Bireylerin çelişkileri vardır, bu konuda sosyal psikolojide açıklayıcı kuramlar bulunmaktadır. Bireyler çelişkileriyle yaşamayı becerirler. Bir de toplumların çelişkileri vardır ancak toplumların uzun vadede bu çelişkilerle yaşamaları sıkıntı yaratır. Toplumsal çelişkiler toplumları içten içe kemirir, onları hasta eder. * Toplumlar bu çelişkileriyle her şeye karşın uzun süre ayakta kalmayı başarabilirler. Bu yazıda söz konusu çelişkilerden bir tanesini vurgulamak istiyorum.
Gençliğimde bir köylü ağabeyin kısa bir halk hikâyesi anlattığını hatırlıyorum. Bir yolcu tanımadığı bir bölgeden atla geçiyormuş, büyük bir koyun sürüsü görmüş, oradakilere kimin sürüsü olduğunu sormuş, Ahmet Ağa'nın olduğunu söylemişler. Sonra bir sığır sürüsü görmüş, kimin diye sormuş, onun da Ahmet Ağa'nın olduğunu söylemişler. Çok büyük tarlalar, çayırlar görmüş, onlar da Ahmet Ağa'nınmış. Kazlar, tavuklar da Ahmet Ağa'nınmış. Bu yolcu atından iner dizginini oradaki bir marabaya verir, "Ahmet Ağa'ya benden selam söyle bu at da Ahmet Ağa'nın olsun" der.
Şimdi bu ağabey, o günkü tanımlamayla solcu değildi, sosyalist değildi, sağ görüşlü bir insandı. Şimdi bu ağabey, o günkü tanımlamayla solcu değildi, sosyalist değildi, sağ görüşlü bir insandı ancak sosyo-ekonomik dağılımdaki adaletsizliği fark etmekte, üstü kapalı şekilde eleştirmekteydi. Fakat bütün bunlara karşın seçimde oyunu Ahmet Ağa'nın partisine vermekteydi. Eşitsizliği görmek ama görmezlikten gelmek bu olsa gerek.
Bu konuda başka pek çok örnek vardır. Anadolu insanı yaygın olarak "Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır" der. Böyle der, toplumsal eşitsizliğin farkındadır ancak seçimde oyunu arabasını dağdan aşıranlarla aynı partiye verir. Burada da sosyo-ekonomik adaletsizliği algılamak fakat görmezlikten gelmek, başkalarına uymak söz konusudur. Bu durumu nasıl açıklarız?
Asch'e ait psikolojideki önemli deneylerden birisi özetle şöyledir: Asch deneklerine farklı uzunlukta çizgiler göstererek eşit olanları belirtmelerini istemiştir. Gerçek deneğin yanı sıra dört tane de araştırmacının asistanı yani sahte denek bulunmaktadır. Gerçek denekler bu durumu bilmemektedirler. Sahte denekler ciddi bir şekilde uzun çizgilerin kısa olduğunu söylemişlerdir. Bu duruma önce şaşıran gerçek deneklerin yüzde 35'i az sonra sahte deneklere uyarak uzunun kısa olduğunu söylemişlerdir. Yani deneklerin yaklaşık üçte biri, akılları yatmasa da bir tür sosyal baskı hissedip çoğunluğun yanlış ifadesine uymuşlardır.
Bu önemli bir bulgudur. Demek ki insanların üçte biri akla aykırı da olsa gördükleri gerçeği değil, çoğunluğun söylediğini dile getirmektedirler. Bu durum bence insanların zengin ve fakir arasındaki uçurumu algıladıkları ancak algılamamış gibi davrandıkları duruma benzemektedir. Bazı kişiler bazılarının siyasi tercihte niçin öyle davrandıklarını merak ediyorlar. Bu noktadaki açıklamalardan birisi Asch'ın deneyinde yatıyor olabilir.
Yüzde 35'e giren grubun davranışına bir başka açıklama da "ezilmişin itaati" olabilir. (23 Kasım 2025'te bu konuyu bu sütunlarda yazmıştım. ) Bir kişi. Bir kişinin veya kurumun otoritesi karşısında kendisini çok güçsüz hissediyorsa o otoriteye sorgulamadan boyun eğer. Gotik kilise karşısında kendisini nokta gibi hisseden veya karnını zor doyuran bir kişi kiliseye, kralına, padişahına boyun eğer. Bu duruma "ezilmişin itaati" diyebiliriz. Tarih boyunca krallar, imparatorlar yönettikleri halkların karınlarını iyice doyurup rahatlamalarını istememişlerdir. Avrupa'da bazı krallar evine pencere açan kişiden pencere vergisi istemişlerdi. Çünkü gereğinden fazla rahatlayan halk elindekiyle yetinmemeye, yaşamını sorgulamaya başlar.
Köle sahipleri her türlü yola baş vurarak kölelerini ezmiş, itaat ettirmişlerdir. Bazı kapalı kurumlarda yöneticiler çocuklara, özellikle erkek çocuklara tecavüz ederler. Çok utanan çocuklar isyan etmek yerine kendilerini aşağılayan kişiye koşulsuz itaat ederler.
Ezilmişin itaati pek çok ülkede ortaya çıkabilir. Cengiz Aytmatov'un "Elveda Gülsarı" adlı muhteşem romanında Tanabay başlangıçta ağabeyini ihbar edip sürgüne gönderecek kadar komünizme bağlı bir kişidir. Cengiz Aytmatov'un "Elveda Gülsarı" adlı muhteşem romanında Tanabay başlangıçta ağabeyini ihbar edip sürgüne gönderecek kadar komünizme bağlı bir kişidir, komünist partinin üyesidir. Zamanla çok çalıştığı halde niçin insanca yaşayamadığını sorgulamaya başlar. Ailece yaşadıkları yurt (keçe çadır) eskimiştir, yağmuru, karı geçirmektedir. Biraz koyun yünüyle keçe yapıp yurtlarını onarabileceklerdir ancak koyunlarından elde ettikleri tüm yünü devlete vermek zorundadırlar. Tanabay bu duruma bir türlü anlam veremez. Fakat her şeye karşın yine de sadık bir komünisttir. Haksızlığı algılar ama hakkını arayamaz. Babam bir kurumdan hakkını alamadığı için yakınanlara "Şeker kardeşim haklısın ama alacağın yok" derdi.
* Edgerton, R. (2017). Hasta Toplumlar. Çev. H. Turgut. Ankara, Buzdağı Yayınevi.
Son iki gün içinde izlediğimiz beş ilginç film, anlamlı bir bütün oluşturdu.
Cumhuriyet Rejimi’miz Anayasa’mızda, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olarak tanımlanmıştır.
Arapça kökenli bir sözcük olan tekzip, anlam olarak yalanlama veya düzeltme demektir ama aynı zamanda bir tür itiraftır!
Silivri Cezaevi’nin yeni yapılan devasa salonundayım, arkadaşlara soruyorum, heyet nerede, diye.
Cumhuriyete karşı nefretlerini yeniden rahatça sergilemek için sırada bekliyorlardı; PKK açılımıyla hepsi ortalığa saçıldı.
Türkiye’nin kişi başına geliri 2025 yılında 18 bin 40 dolara yükseldi.
Dev boyutlarda, özenli, dikkatli, nitelikli bir sergi olacağını biliyordum.
Canım Şükran’ım ölüm haberini aldığımdan beri perişanım, sana bir sır vereyim; ilk kez kendi ölümümü düşündüm.
Arsızlık, adaletsizlik, edepsizlik, süper çekirgelik, süper zamlar, zamlar, yoksulluk, kazalar, “Bir şey olmaz abicim” nedenli pisi pisine karada, denizde. Arsızlık, adaletsizlik, edepsizlik, süper çekirgelik, süper zamlar, zamlar, yoksulluk, kazalar, “Bir şey olmaz abicim” nedenli pisi pisine karada, denizde ve havada kazalar ve ölümler... .
Berhan Şimşek’i 90’ların sonunda, Strazburg’da Türk Sinema Günleri Şenliği’nde tanıdım.
Maçın hakeminin belirlenmesiyle birlikte Beşiktaşlıları bir umutsuzluk sarmıştı.
30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesi değil. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesi değil, yok edilmek istenen bir toplumun varlığını koruma mücadelesinin belirleyici anıydı. 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, Dumlupınar’daki kuşatmayla zafere ulaşırken “Ya istiklal ya ölüm” diyen bir milletin bağımsızlığını. 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, Dumlupınar’daki kuşatmayla zafere ulaşırken “Ya istiklal ya ölüm” diyen bir milletin bağımsızlığını ve geleceğini kendi elleriyle kurmasının yolunu açtı.
Azarlamak, cezalandırmak ya da otoriteye itaati öğretmek, kişinin ahlaki gelişimini sağlamıyor; yalnızca denetim sürdüğü sürece kurallara uyan bireyler yaratabiliyor. Kohlberg’in altı basamaklı ahlaki gelişim yaklaşımı ise empatinin, sorgulamanın. Kohlberg’in altı basamaklı ahlaki gelişim yaklaşımı ise empatinin, sorgulamanın ve kişinin doğruyu kendi vicdanıyla bulup içselleştirmesinin daha ileri bir ahlak anlayışının temelini oluşturduğunu gösteriyor.
Birbirine benzese de farklı anlamlar taşıyan rekabet, haset ve kıskançlık; insan ilişkilerinden iş yaşamına. Birbirine benzese de farklı anlamlar taşıyan rekabet, haset ve kıskançlık; insan ilişkilerinden iş yaşamına, siyasetten aile yaşamına kadar pek çok alanda davranışlarımızı biçimlendiriyor. Bu üç duygu arasındaki sınırları doğru okuyabilmek, yıkıcı olanla doğal olanı ayırt edebilmenin de anahtarı.
Kölelik tarih boyunca zincirlerle ve kırbaçlarla kuruldu. Günümüzde ise tüketim alışkanlıkları, ve görünmez bağımlılıklar, özgürlük duygusunu yeniden sorgulatıyor. Kölelik düzenleri tarihe karışsa da modern yaşamın sunduğu konfor ve teknolojibireyi farkında olmadan yeni bağımlılık ilişkilerinin içine çekebiliyor.
Günümüzde pek çok eğitimci, aydın Finlandiya’daki eğitim mucizesini görüp öğrenmek için Finlandiya’ya gidiyor. Bence gereksiz, görüp öğrensek bile ülkemizde uygulayamayız. Atatürk Finlandiya’daki şahlanışı anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli kitabı Türkçeye çevirtmiş ve askeri okullarda okunmasını istemişti. Biz Finlandiya eğitim sistemini 90 yıldır biliyoruz. Biliyoruz da hayata geçiremiyoruz.
Nazi Almanyası’ndan Sovyetler Birliği’ne, McCarthy döneminden günümüze uzanan ortak bir hikâye: Düşünceleri nedeniyle hedef alınan insanlar. “Sarı Zarflar”, bu evrensel yarayı sinema diliyle yeniden hatırlatıyor.
Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık yalnızca insana özgü davranışlar değil. Ancak insanı ayıran şey, bu eğilimleri ahlak ve bilinç süzgecinden geçirebilme sorumluluğu. Doğada sahte sinyal, yiyecek isteme ve çıkar için davranış değiştirme örnekleri var. İnsanda ise bu davranışlar dil, bilinç ve ahlakla birleşince çok daha karmaşık duruma geliyor.
Bir süre önce eşimle birlikte Siyu (Sioux) Kabilesi’ne ait bir nikâh töreninde bulunmuştuk. Nikâhı bu kabileye mensup Şaya Hanım kıymıştı. Törenden sonra Şaya Hanım, “Size teşekkür ediyorum” dedi. Neden teşekkür ettiğini sorduk, “Genellikle Kızılderili olmayanlar bizim nikâhlarımızı izlerken bıyık altından gülüyorlar, siz gülmediniz, ciddiye aldınız” dedi.
Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz. Ona sahip olamazsınız” yazmışım. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar.
Siber zorbalık yalnızca dijital bir taciz değil, sınır tanımayan yeni bir şiddet biçimi. Üstelik yapay zekâ ile birlikte gerçek ile kurgu arasındaki çizgi her zamankinden daha tehlikeli biçimde bulanıklaşıyor. Siber zorbalık, yapay zekâ ile yeni bir evreye girmiş durumda. Çocuklarını siber zorbalıktan korumak için anne babalar, rahatsız edici olmadan onları gözlemeli, sergiledikleri değişiklikleri fark edebilmelidirler. Bir de internet kullanımını çocukla karşılıklı olarak anlaşarak sınırlandırmalıdırlar.
Zülfü Livaneli, “Serenad” isimli romanında “Türkiye’de her ailenin bir hikâyesi vardır” der. Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Sarıkamış, Kurtuluş Savaşı, 12 Mart’ın mağdurları, 12 Eylül’ün muğlak kayıpları ve türlü felaketler bu duruma neden olmuştur. Acısıyla, tatlısıyla kendine özgü hikâyesi olan bir Türk ailesi de Telli ailesidir. Songül ve Mahmtu Telli çiftinin Cenk ve Cem adlı iki oğulları olmuştu. Ailenin başına gelen felaket Cenk’i 19 yaşındayken Almanya’da bir trafik kazasında kaybetmeleriydi.
Kadın cinayetlerini durdurma çabası, kısıtlı çevrelerdeki kınama seanslarından sıyrılıp İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki güvencelere ve toplumsal bağlantısallık ilkesine dayanmak zorunda. Siyasal üsluptaki öfke dilinden televizyon dizilerindeki silah güzellemesine kadar her ayrıntı, şiddeti bir yaşam biçimi olarak meşrulaştırıyor. Gerçek çözüm ise ekonomik iyileşme ve eğitim reformuyla desteklenen topyekûn bir kültürel değişimde yatmaktadır.
Çocukluğun o hışırtılı radyo günlerinde, radyo başından ayrılmayan bir neslin belleğinde iz bırakan bir ses: Dr. Ceyhun Atuf Kansu’nun Anadolu coğrafyasını, bitkilerini. Ceyhun Atuf Kansu’nun Anadolu coğrafyasını, bitkilerini ve kültürünü destansı bir üslupla anlattığı o unutulmaz radyo konuşmaları, Cumhuriyet’i ve Anadolu’yu selamlıyordu.
Birçok reklam, ürünü tanıtmakla yetinmeyip manipülatif bir dil kullanır yani tüketiciyi alttan alta o malı almaya yönlendirir. Reklam öyle olmalıdır ki tüketici o reklama bakarken kendi yaşamında bir eksiklik hissetmelidir. Pek çok reklam manipülatif davranarak tüketiciyi huzursuz etmek. Pek çok reklam manipülatif davranarak tüketiciyi huzursuz etmek ve şöyle hissetmesini sağlamak ister: Eğer bu benzeri ürünler sende yoksa sen fakirsin, hatta bir hiçsin.
“Bezdiri” veya Türkçe yazılışıyla “mobbing” genelde küçük gruplar için kullanılan bir kavramdır ancak dünya ölçeğinde de kullanılabilir kanısındayım. Önce küçük gruplarda bezdiriye bakalım.
İnsan sadece bir kez mi doğar? Fizyolojik ayrışmanın ardından gelen psikolojik onay ve sosyal yaşama katılım, bireyin gerçek doğum haritasını oluşturuyor. Bireyden devlete, kişisel tarihten toplumsal belleğe uzanan bu üç aşamalı doğum süreci, "biz" olabilmenin. Bireyden devlete, kişisel tarihten toplumsal belleğe uzanan bu üç aşamalı doğum süreci, "biz" olabilmenin ve aidiyet kurmanın temellerini sarsıcı bir metaforla ele alıyor.
Psikolojide, “İnsan bilişsel cimridir, bir konuda bir kalıp yargı edindiğinde yeni gelen bilgilerle bu yargıyı test etme zahmetine katlanmaz. Yeni gelen bilgiyi ‘yanlıştır’ diyerek reddeder” deriz. Bu insan tercihi gelişmeyi, gerçeğe yaklaşmayı engeller. Astroloji sevdası da temelde birtakım kalıp yargılara dayanır.
Gerilemenin nedeni geleneklere bağlı kalmamak mıydı yoksa pozitif bilimi esas alıp gelişime ayak uydurmamak mı? Eski haritalara güvenip Rus donanmasının gelişini anlamayan yöneticilerden, yenilikten korkan toplumlara. . Bilimsel ilerlemeden uzak kalmanın yüzyıllar boyunca telafi edilemeyen acı sonuçları oldu.