· Cumhuriyet
Eski AKP’li Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın şikâyeti üzerine tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açılan hakaret davasına ilişkin ikinci duruşma bugün Silivri’de görüldü. İmamoğlu suçlamadan iki kez beraat etti ancak istinaf mahkemesinin bozma kararı üzerine yargılama yeniden başladı.…
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, İBB Başkanvekili Nuri Aslan. YENİ Parti İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer duruşmayı takip etmek üzere Silivri'ye geldi.
Mütalaanın ardından "suçun sabit olduğu" gerekçesiyle Ekrem İmamoğlu'na 2 yıl 1 ay hapis cezası ve siyasi yasak verildi.
İmamoğlu salondan ayrılırken "Atanmış hakimler benim hakkımda karar veremez. Bu karar yok hükmündedir. Moralinizi yüksek tutun" dedi.
Cumhuriyet savcısından esasa ilişkin mütalaası soruldu. Duruşma savcısı mütalaasında İmamoğlu'nun 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.
İmamoğlu mütalaanın ardından, "Ne böyle bir mütalaa olur ne böyle bir iddianame olur. Bu mahkemenin bile burada kurulu olması skandaldır bu mütalaa da mesnetsizdir. Türk yargısı adına hakim konumundasınız yüze Türk milleti adına karar vereceksiniz dilerim ve umarım ki bu kararı verebilirsiniz" dedi.
İmamoğlu'nun savunmasının ardından avukatları Kemal Polat ve Nusret Yılmaz beyanlarda bulundu.
Avukatlar, İmamoğlu'nun açılış sırasında Şadi Yazıcı 'ya yönelik tepkileri dindirmeye uğraştığını, Yazıcı alandan ayrıldıktan sonra İmamoğlu'nun konuşması sırasında kullandığı ifadelerin farklı bağlamlarda. Avukatlar, İmamoğlu'nun açılış sırasında Şadi Yazıcı 'ya yönelik tepkileri dindirmeye uğraştığını, Yazıcı alandan ayrıldıktan sonra İmamoğlu'nun konuşması sırasında kullandığı ifadelerin farklı bağlamlarda ve farklı öznelere yönelik olduğunu savundu ve beraat kararı verilmesini talep etti.
"Sayın Yargıç, ben 6 yıldır her türlü yargı baskısına, hukuksuzluğa, hatta 6 yıldır da değil, ta 2014'ten bu yana 12 yıldır her türlü yargı baskısına, hukuksuzluğa. "Sayın Yargıç, ben 6 yıldır her türlü yargı baskısına, hukuksuzluğa, hatta 6 yıldır da değil, ta 2014'ten bu yana 12 yıldır her türlü yargı baskısına, hukuksuzluğa ve masumiyet karinesini hiçe sayan saldırılara maruz bırakıldım. Ama bir gün bile nezaketi elden bırakmadım. Çünkü bu ülkede söylediğim her sözün, inanın bu hassasiyetle konuşurum, söylediğim her sözün bir evde bir çocuğun kulağına gittiğini. Bir gencin yüreğine, bir annenin duasına, bir babanın umuduna değdiğini biliyorum.
Bu milletin beni dinlediğini, izlediğini ve sözlerimden bir anlam çıkardığını biliyorum. Bu yüzden öfkeyle değil, vicdanla konuşuyorum. Bu yüzden ben nefretle değil, sevgiyle konuşuyorum. Bu yüzden ayrıştıranların değil, birleştirenlerin, bir ve birlikte olmanın dilini kullanıyorum. Allah, bu memleketi halkını sevmeyenlerden, insanları birbirine düşürenlerden, milleti kutuplaştıranlardan, taraf olmazsan bertaraf olursun diyenlerden. Allah, bu memleketi halkını sevmeyenlerden, insanları birbirine düşürenlerden, milleti kutuplaştıranlardan, taraf olmazsan bertaraf olursun diyenlerden, tarafını seç diyenlerden, korkutarak transfer yapanlardan, hapse atarak milli iradeyi gasp edenlerden, farklı düşüneni düşman görenlerden, muhaliflerini susturmaya çalışanlardan korusun.
Bakın, ben buraya Silivri'den 12 metrekarelik hücremden çıkıp geldim. Bu salondan çıkınca yine o hücreye döneceğim. İnanın ben sevgi dolu kalbimle, milletimin duasıyla ve desteğiyle 12 metrekareye, 87 milyon ile sığıyorum. Kalbinde nefreti, öfkeyi besleyen zihniyet ise bırakın 1150 odalı sarayına sığmayı, 87 milyon ile koca vatanımızda bile buluşamaz ve sığamaz. Cennet vatanımız bile bu zihniyeti taşıyanlara zindan gelir.
Umuyor ve diliyorum ki; insanların, rakiplerin birbirleriyle savcılık koridorlarında değil, milletin huzurunda yarıştığı bir Türkiye'yi var ederiz. Mücadelemiz bu yöndedir. Bu absürt, anlamsız ve gereksiz bir davayı en hızlı şekilde sonuçlandırmanızı. Bu davayı aziz milletimizin gündeminden çıkartmanızı, bir an önce sonuçlandırmanızı size öneriyorum. "
İmamoğlu şikayetçi Şadi Yazıcı hakkında ise şunları söyledi:
"Kendisinin bu tavrına hiç şaşırmadım. Şikayetçinin Tuzla Belediye Başkanlığı süresince odağında ben vardım. Belli ki kendisine siyasi bir hedef koymuş. O siyasi hedef doğrultusunda bulunduğu sistem gereği bir kişiye yaranmak adına, sistemin başında olan o bir kişiye. Ankara'ya yaranmak adına; YouTube kanalında, katıldığı programlarda, sosyal medyada özel çalışmalarla çok kez kendisinin beni hedef aldığı geçmiş kayıtlarda ortadadır. Nezaketsiz söylemlerden, iftiralardan da hiç kaçınmadı. Açıkçası hayli kaba idi. Ama ben yine de kendisini hiçbir zaman muhatap almadım. Bugüne kadar tek bir cevabım dahi olmamıştır.
Şikayetçinin olay günü kışkırtıcı ve nezaketsiz tutumuna karşı gösterdiğim yatıştırıcı tavır, iddianamede tam tersi bir şekilde "halkı kin. Şikayetçinin olay günü kışkırtıcı ve nezaketsiz tutumuna karşı gösterdiğim yatıştırıcı tavır, iddianamede tam tersi bir şekilde "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve hakaret" gibi gösterilmeye —ben bu tariflere alıştım— büyük üzüntüyle ifade ediyorum, alıştım, utanç duyuyorum. İddia makamlarının bu şekilde beni hedef almasından utanç duyuyorum. Ve bütün bu şekilde tariflenen, iddia edilen hususlarda da yazanları kınıyorum ve bunun siyasi saiklerle yapıldığının da altını çiziyorum. Ortada şikayetçinin şahsına yönelik bir hakaret veya suç kastı yoktur. "
Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü'nden başlayarak belediye başkanlığı süresince yalnızca AKP'li siyasetçilerin değil kamu görevlilerinin de "nezaketsiz" tutumlarıyla karşı karşıya kaldığını söyledi.
İmamoğlu, "İstanbul'un en büyük karakollarından birini, Emniyet müdürlüğü olacak büyüklükte karakol yaptık, açtık; Emniyet müdürü gelmedi. Daha vahimini söyleyeyim mi? Açılışta tek bir polis bile yoktu. Polis olmadan karakol açılır mı? Vallahi açtık. Cami açtık, müftü gelmedi, imam gelmedi, müezzin gelmedi. Okul açtık, Bakan gelmedi. Millî Eğitim müdürü gelmedi, vali gelmedi, kaymakam gelmedi. Bir tane okul açmadık, çok okul açtık. Gelmedi. Elazığ'da açtık, büyükşehir belediye başkanı olduğumda. Temel atma törenini yaptık, ben vardım, gelmedi. Açılışı yapıldı, ben tutsaktım, yine kimse gelmedi.
Hatta öyle ki yaptığımız okulun açılışını yapmamız bile uygun görülmedi. Açılış yapmamızı engellemek için her şey yapıldı" ifadelerini kullandı ve bunlara rağmen "küskünlük" üretmeden hizmet üretmeyi sürdürdüğünü belirtti.
Savunması sırasından Adalet Bakanı Akın Gürlek 'i eleştiren İmamoğlu, "Burada her gün usulsüz, düzensiz ve sürekli değişen kararları. Savunması sırasından Adalet Bakanı Akın Gürlek 'i eleştiren İmamoğlu, "Burada her gün usulsüz, düzensiz ve sürekli değişen kararları, kuralları ile duruşmalar devam ederken, ülkenin Adalet Bakanı da benim girdiğim duruşmaların içeriğine müdahale edecek bir biçimde beyanlarda bulunmaya devam ediyor. Yani aslında Adalet Bakanı ve HSK Başkanı kimliğiyle savcısından hakimine müdahale etmeye ve etki altına almaya devam ediyor" dedi.
İmamoğlu, sözlerinin devamında kendisi için "siyasi tutuklu değil" diyen butlan CHP'sinin lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu isim vermeden işaret ederek, "Anayasanın, kanunun, insan haklarının. İmamoğlu, sözlerinin devamında kendisi için "siyasi tutuklu değil" diyen butlan CHP'sinin lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu isim vermeden işaret ederek , "Anayasanın, kanunun, insan haklarının ve adil yargılanma hakkının açık hükümleri ortadayken, bütün bunları yapanlarla anayasal düzenin sınırlarını aşan ve saray rejiminin siyasi hedefleri doğrultusunda işleyen bir yargı düzeniyle karşı karşıyayım. Ve ben siyasi tutukluyum, tutsağım. Ben, bu ülkenin 87 milyon yurttaşımız için verdiğim Cumhuriyet, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim.
Ancak Yaradan'a şükürler olsun ki milletin gözünde sokağa çıkamayan, caddelerde, meydanlarda dolaşamayan, toplumun vicdanına hapsolmuş siyasi bir beden değilim. Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin. " ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2014 yılında söylediği "Hırsızlığın her türlüsü kötüdür ama en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığıdır" ifadelerini anımsatan İmamoğlu, "Bugün bizzat kendi iktidarında, yargıyı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2014 yılında söylediği "Hırsızlığın her türlüsü kötüdür ama en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığıdır" ifadelerini anımsatan İmamoğlu, "Bugün bizzat kendi iktidarında, yargıyı ve devletin bütün imkanlarını, devletin kurumlarını kullanarak milli iradeyi gasp etmeye, toplumda büyük bir güvensizlik yaratmaya, milletimizi mutsuz etmeye ve ülkemizin geleceğini karartmaya devam etmektedir" diyerek Üsküdar'da itiraz edilen seçim sonucunda ilçenin AKP'ye geçmesini de eleştirdi: "Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradenin belediye başkanvekilliği seçimi üzerinden tersine çevrilmeye çalışılması, seçilmişlerin tasfiye edilerek hukuksuz yöntemlerle transferler yapılması, kanı donduracak biçimde 2 meclis üyesini tam da bu eşikte, 3 yaşında bebeği olan bir anneye, hiçbir görev ve yetkisi olmayan bir avukatı hapse atarak ortaya konan yöntem, tek kelime ile milli irade hırsızlığının en vahşi, vicdanları, kuralları yerle bir eden somut örneğidir.
"Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradenin belediye başkanvekilliği seçimi üzerinden tersine çevrilmeye çalışılması, seçilmişlerin tasfiye edilerek hukuksuz yöntemlerle transferler yapılması, kanı donduracak biçimde 2 meclis üyesini tam da bu eşikte, 3 yaşında bebeği olan bir anneye, hiçbir görev. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2014 yılında söylediği "Hırsızlığın her türlüsü kötüdür ama en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığıdır" ifadelerini anımsatan İmamoğlu, "Bugün bizzat kendi iktidarında, yargıyı ve devletin bütün imkanlarını, devletin kurumlarını kullanarak milli iradeyi gasp etmeye, toplumda büyük bir güvensizlik yaratmaya, milletimizi mutsuz etmeye ve ülkemizin geleceğini karartmaya devam etmektedir" diyerek Üsküdar'da itiraz edilen seçim sonucunda ilçenin AKP'ye geçmesini de eleştirdi: "Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradenin belediye başkanvekilliği seçimi üzerinden tersine çevrilmeye çalışılması, seçilmişlerin tasfiye edilerek hukuksuz yöntemlerle transferler yapılması, kanı donduracak biçimde 2 meclis üyesini tam da bu eşikte, 3 yaşında bebeği olan bir anneye, hiçbir görev ve yetkisi olmayan bir avukatı hapse atarak ortaya konan yöntem, tek kelime ile milli irade hırsızlığının en vahşi, vicdanları, kuralları yerle bir eden somut örneğidir.
Seçilmişleri, belediye başkanlarını, cumhurbaşkanı adayını, rakibini ve rakip partiyi tasfiye ederek seçmen iradesini etkisizleştirerek kurulan sisteme. Seçilmişleri, belediye başkanlarını, cumhurbaşkanı adayını, rakibini ve rakip partiyi tasfiye ederek seçmen iradesini etkisizleştirerek kurulan sisteme, düzene siyasi bir rekabet değil, siyasi soykırım demek gerekmektedir. Bu gözü dönmüş mekanizma, yine milletin azim, kararlılık ve mücadelesiyle sandıkta son bulacaktır. "
Ana muhalefet partisi CHP'ye butlan atanmasına ilişkin konuşan İmamoğlu, "Bakınız; bu zihniyet, ana muhalefet partisini dahi butlan gibi hukuken. Bu gözü dönmüş mekanizma, yine milletin azim, kararlılık ve mücadelesiyle sandıkta son bulacaktır." Ana muhalefet partisi CHP'ye butlan atanmasına ilişkin konuşan İmamoğlu, "Bakınız; bu zihniyet, ana muhalefet partisini dahi butlan gibi hukuken ve siyaseten kabul edilemez bir müdahaleyle işgal etmeye, milletin ve parti üyelerinin iradesini kendi güdümündeki bir yapıya teslim etmeye kalkışmıştır.
Milletimiz, Cumhuriyetimizin demokratik düzenini tehdit eden sayısız girişimle hukukun üstünlüğünü aşındıran ve adalet düzenini ortadan kaldırmaya yönelen bir işleyişle karşı karşıyadır. Esasen yegane sorumluluğumuz 103 yıllık Cumhuriyetimizi, 200 yıllık demokrasi mücadelemizi, 1000 yılı aşan devlet geleneğimizi. Adalet düzenimizi korumak; Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sonsuza dek güçlenerek varlığını sürdürmesi için çalışmaktır" dedi.
"Biz, bir kişinin iki dudağı arasına sıkışmış bir devlet de olamayız" ifadelerini kullanan İmamoğlu, "Güçlü ve güven veren Türkiye Cumhuriyeti Devleti. "Biz, bir kişinin iki dudağı arasına sıkışmış bir devlet de olamayız" ifadelerini kullanan İmamoğlu, "Güçlü ve güven veren Türkiye Cumhuriyeti Devleti ancak böyle mümkün olacaktır. Demokrasi ise siyasetin doğru biçimde kurumsallaşmasıyla güçlenir. Siyasetin her şey olmadığı, siyasi parti liderlerinin kutsallaştırılmadığı, siyasetin kişilere değil kurallara bağlı olduğu. Siyasetin her şey olmadığı, siyasi parti liderlerinin kutsallaştırılmadığı, siyasetin kişilere değil kurallara bağlı olduğu ve yalnızca millete hizmetin bir aracı olarak görüldüğü bir düzeni kurmak zorundayız.
Çünkü biz bir parti devleti değiliz, olamayız. Ne yazık ki 2017'den itibaren güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran. Ne yazık ki 2017'den itibaren güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran, devletin yetkilerini tek elde toplayan bu ucube sistemin, milletçe esiri haline gelmiş durumdayız. Bu sistem ülkemizi yalnızca demokratik ve kurumsal açıdan zayıflatmadı; milletimizi fakirleştirdi, işsizliği büyüttü, geleceğe duyulan umudu aşındırdı. İşçisinden öğrencisine, emeklisinden ev kadınına, hatta çocuklarımıza kadar toplumun bütün kesimlerini mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürükledi" dedi.
İmamoğlu, Şadi Yazıcı'ya yönelik hakarette bulunduğu iddiasına ise şöyle yanıt verdi:
"İddianamede bağlamından koparılarak cımbızlanan ve şahsıma suçlama olarak yöneltilen "nezaketsiz" ifadesi, asla bir hakaret kastı taşımamaktadır. Aksine o gün orada yaşanan somut bir provokasyona ve şikayetçi Şadi Yazıcı'nın sergilediği ağır nezaketsizliğe verilmiş haklı bir tepkiden. Bir durum tespitinden ibarettir.
Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak göreve başladıktan sonra ziyaret ettiğim ilk ilçe belediyelerinden biri Tuzla Belediyesi olmuştur. Ben, 5 yıl ilçe belediye başkanlığı yaptım. 5 yıl ilçe belediye başkanlığı yaptığımda o dönemin AK Parti Büyükşehir Belediye Başkanı ne kapımı çaldı ne ziyaret etti ne randevu taleplerime makul bir geri dönüş yaptı.
Göreve başladığım ilk günden itibaren siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak İstanbul'un bütün ilçeleriyle uyum içerisinde çalışmayı ilke edindim. Görev sürem boyunca, Tuzla'da çok sayıda yatırım, hizmet ve proje hayata geçirildi, geçirilmeye de devam ediyor. Bu kapsamda Sayın Şadi Yazıcı'yı birçok kez programlarımıza, açılışlarımıza ve toplantılarımıza davet ettim.
Ancak bütün bu davetlerimize kendisi, bütün bu programların tamamına katılmamayı tercih etti. Buna rağmen bizler, hiçbir zaman iletişim kanallarını kapatmadık. İstanbul'un ve Tuzla'nın menfaatine olan her konuda iş birliğine açık olmaya devam ettik. Yani "katılmıyor" demedik, katılmasa da davet etmeye devam ettik. Bu çerçevede dikkat çekici olan husus, yıllar boyunca gerçekleşen çok sayıdaki programa davet edilmesine rağmen hiç iştirak etmeyen şikayetçinin. Bu çerçevede dikkat çekici olan husus, yıllar boyunca gerçekleşen çok sayıdaki programa davet edilmesine rağmen hiç iştirak etmeyen şikayetçinin, sadece dosyada konu olan 25 Ekim 2022 tarihli açılış programına katılmış olmasıdır.
Benim kamu yönetimi anlayışım, az önce de ifade ettiğim gibi, siyasi farklılıkları değil, ortak hizmet sorumluluğunu esas almaktır. Bu nedenle bugüne kadar, yine ifade ettiğim gibi, hiçbir ilçe belediye başkanıyla kişisel bir gerilim içerisinde olmadım, olmamaya da özen gösterdim.
Olay günü Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisi açılışındaydık. Davetlim, şikayetçi, kürsüye çıkıp tesise emeği geçenlerin ismini dahi anmaktan kısıtlı olarak kaçındığı. Davetlim, şikayetçi, kürsüye çıkıp tesise emeği geçenlerin ismini dahi anmaktan kısıtlı olarak kaçındığı, hitap ettiği kalabalığın tepki meyli göstereceğini bile bile ağır eleştirilerle dolu bir konuşma yaptı. Ben, bir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak onun konuşmasını bölenleri kendim, bizzat ayağa kalkarak kalabalığı susturmaya. 'Lütfen yapmayın' demeye gayret ettim ve sakinleştirdim. Kendisi söz hakkını sonuna kadar kullandı.
Esasen söz hakkı mı, bu da tartışılır. Çünkü bu tür açılışlarda ben, dediğim gibi, hiç davet edilmemişken, gittiğim ilçelerde davet ettiğim ilçe belediye başkanlarına. Çünkü bu tür açılışlarda ben, dediğim gibi, hiç davet edilmemişken, gittiğim ilçelerde davet ettiğim ilçe belediye başkanlarına, yine siyasi partisine bakmaksızın, mutlaka benden önceki son konuşmacı olarak onlara söz hakkı vererek duygu, düşüncelerini ifade etmelerine fırsat tanıdım.
Bunu da yine bir nezaket değil, topluma karşı sorumluluk olarak yaptık. 'Bu nezaketsizliği yaşadım' diye de bundan kaçınmadım. Ondan sonra devam ettiğim birçok ilçede yaptığım her açılışta yine her ilçe belediye başkanına o söz hakkını vermeye devam ettim.
Ancak bu kişi milletin sabrını zorlayacak şekilde bir dil kullandı ve hatta ben kürsüye çıktığım an. Yani sıra konuşma sırası bana geldiğinde ben kürsüye yürüyerek çıktığım an, kendisi beni dinleme nezaketini dahi göstermeden salonu terk etmeye kalkıştı. Yani provokasyonun son halkası da buydu.
Anlattığım tüm bu hususlar davaya, dosyasına, görüntülerde zaten sabittir. Takdir edersiniz ki bir belediye başkanının ev sahibi olduğu bir törende. Diğer belediye başkanını dinlemeden salonu terk etmesi gerçekten ağır bir nezaketsizliktir. "
Ekrem İmamoğlu kürsüye gelerek savunmasına başladı. Çok sayıda siyasi dava ile muhatap bırakıldığını belirten İmamoğlu, "Katılmamın engellendiği bir duruşma sonrası buradayım. Buradan kıymetli halkıma seslenerek yaşadıklarımı anlatmak istiyorum. Türkiye'de hatta dünyada iktidarın karşısında seçim kazanmış bir siyasetçinin böylesine bir yargı kıskacına maruz kaldığı başka bir örnek yok.