Dikenli aileler ve budayıcı çocukları

· Cumhuriyet

Dikenli aileler ve budayıcı çocukları

Karim Aïnouz’un “Gül Budama”sı servet, ayrıcalık ve patriyarkanın şekillendirdiği zehirli bir aileyi grotesk mizahın içinden anlatıyor. Görünen o ki, güçlü oyunculukları ve görsel dünyasına karşın film, “Yunan Tuhaf Dalgası”nın etkisine fazlasıyla yaslandığı anlarda kendi hicvinin anlamını…

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

"Gül Budama"nın (Rosebush Pruning) ana karakteri Ed'in (Callum Turner) söylediği bu sözler, okuma-yazmayı reddeden, atasözleri. "Gül Budama"nın (Rosebush Pruning) ana karakteri Ed'in (Callum Turner) söylediği bu sözler, okuma-yazmayı reddeden, atasözleri ve deyimleri insanların anlamadığı şekilde değiştirmekten hoşnut olan birine ait. Ailesiyle birlikte İspanya'da modernist bir malikanede yaşayan Ed'in, aileleri neden budanması gereken çalılar olarak tarif ettiğini, zengin. Ailesiyle birlikte İspanya'da modernist bir malikanede yaşayan Ed'in, aileleri neden budanması gereken çalılar olarak tarif ettiğini, zengin ve yozlaşmış bu ailenin bireyleriyle tanıştığınızda daha iyi anlıyorsunuz.

Brezilyalı yönetmen Karim Aïnouz, İngilizce olarak çektiği yeni filmiyle aslında bilindik bir konuyu ve "Yunan Tuhaf Dalgası"nın anlatı özelliklerini bir araya getiriyor: Marco Bellocchio'nun 1965 tarihli filminden serbestçe alınan "çürümüş" aile kurumu. Brezilyalı yönetmen Karim Aïnouz, İngilizce olarak çektiği yeni filmiyle aslında bilindik bir konuyu ve "Yunan Tuhaf Dalgası"nın anlatı özelliklerini bir araya getiriyor: Marco Bellocchio'nun 1965 tarihli filminden serbestçe alınan "çürümüş" aile kurumu ve söz konusu akımın senaristi Efthimis Filippou'nun kalemi.

Filippou, aynı zamanda Yorgos Lanthimos'un Dogtooth (2009), Lobster (2015). Daha pek çok filmine yönetmenle birlikte imza atan senarist ve "Gül Budama"nın ilk sahnesinden bile bu etkiyi hissetmeniz mümkün oluyor. Film, orijinal filmden farklı bir şekilde karakteri iki ayrı kişiye bölünen Ed'in yanında oturan. O gün tanıştığını, şimdi ise en iyi arkadaşı olduğunu söylediği biriyle açılıyor.

Ve daha sonra yine onun anlatımıyla diğer "bir garip" aile üyeleriyle tanışmaya başlıyoruz. Özgün filmde annenin kör oluşundan farklı olarak burada ailenin babası (Tracy Letts) kör. Özgün filmde annenin kör oluşundan farklı olarak burada ailenin babası (Tracy Letts) kör ve eşinin yasını, onun öldüğü yere her ay bir kuzu bırakarak tutan biri. Çünkü anne (Pamela Anderson), modern çağda pek de karşılaşılmayan bir biçimde ormanda kurtların saldırısıyla ölmüş. Onlara kalan yüklü miktardaki parayla ailenin dört çocuğundan hiçbiri çalışmak zorunda kalmamış ve Ed'in deyimiyle her biri "tembel, vasat ve egoist". Ona göre ailenin en iyisi, en büyüğü olan Jack (Jamie Bell). Ona göre ailenin en iyisi, en büyüğü olan Jack (Jamie Bell) ve nitekim birlikte yaşadıkları evden ilk "kaçmak" isteyen de yine o oluyor.

Ancak bu kaçış, önce sevgilisi Martha'nın (Elle Fanning) gelişi ve ardından ayrı eve çıkma isteğiyle anlatıdaki ilk çatırdamayı yaratan olay oluyor. Bundan sonrası, her bir bireyin korkunç sırlarının çorap söküğü gibi ortaya saçılmasıyla hem seyirciyi hem de ailenin bireylerini şok eden bir dizi olay…

Filmin yaratıcılarının temel meselesi hem esin aldıkları filmin özü hem de Filippou'nun anlatı tarzı göz önünde bulundurulduğunda büyük oranda açığa çıkıyor aslında: Büyük ölçekte zenginliğin, lüksün. Filmin yaratıcılarının temel meselesi hem esin aldıkları filmin özü hem de Filippou'nun anlatı tarzı göz önünde bulundurulduğunda büyük oranda açığa çıkıyor aslında: Büyük ölçekte zenginliğin, lüksün ve servetin yarattığı insan modeli, aile yaşantıları hatta patriyarka veya küçük ölçekte bireye yüklediği ahlaksız, sapkın yaşam biçimi.

Aile içi ensest, cinsel istismar ve daha pek çok sapkın davranış biçimi toplumun bir kesimini. Başka bir deyişle "refah" bir yaşantı sürdürenleri hicvetmeye çalışan bu filmin ele aldığı "rahatsız edici" temalar. Gerçekten de her bir karakterin performansıyla, sanat yönetimi ve görsel diliyle ve bile müzikleriyle bunu etkili bir biçimde ortaya koymayı başarıyor. Ancak olayları ve kişileri karikatürize ederken sınırı aşmamak veya dengeli olmak çok önemli. Ancak olayları ve kişileri karikatürize ederken sınırı aşmamak veya dengeli olmak çok önemli ve bana kalırsa, "Gül Budama" kantarın topuzunu burada kaçırıyor ve bazı anlarda anlatısını "yapmacıklaştırıyor".

Başka bir deyişle, bu hikâyenin bir derdi var, evet ama bu derdin bir anlamı yok. Yani toplumsal/sınıfsal bir hiciv gibi görünen ana amaç giderek işlevsizleşiyor, anlam kaybediyor. Çünkü asıl sorun, "Gül Budama"nın ne yermek istediğini ciddi bir biçimde anlatabilmesi ne de yapmaya çalıştığı gibi bunu mizahi bir dille verebilmesi. Belki de bu denli "Yunan Tuhaf Dalgası"nın yeni bir sürümü olmaya çalışmasa çok daha özgün bir filme dönüşebilirdi. Yine de bu haliyle de özellikle Martha'nın aileyle tanıştığı masa sahnesinde kendi üslubunu yakaladığını. Yine de bu haliyle de özellikle Martha'nın aileyle tanıştığı masa sahnesinde kendi üslubunu yakaladığını ve hem rahatsız edici hem de komik olmayı başardığını söyleyebilirim ki filmi "kurtaran" da yine sahne oluyor.

Gül Budama, şans eseri bu yıl (Half Man'le birlikte) Jamie Bell'i ikinci kez toksik. Gül Budama, şans eseri bu yıl (Half Man'le birlikte) Jamie Bell'i ikinci kez toksik ve zehirli aile yapısının bir parçası olarak izlediğimiz anlatı oldu. Ve bu türden ebeveynlere maruz kalan çocukların "zorbadan gül budayıcılarına" giden yolculuklarının ne kadar korkutucu, ürkütücü olabileceğini bir kez daha hatırlattı. Kuşkusuz bu türden anlatılar herkes için değil ancak grotesk bir eğlence arayanları mutlu edebilir.