· Cumhuriyet
Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, çapraz sorgular öncesinde gazetecilere gönderdiği mektupta. Üstelik, 17 aydır özgürlüğünden uzak olduğunu belirterek, “Saklamak istediğim bir işim, arkasında duramayacağım bir kararım yok” dedi.
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Mektubunda 17 aydır özgürlüğünden uzak olduğunu belirten Şahan, hesabını veremeyeceği hiçbir kararı veya işinin bulunmadığını vurguladı.
19 Mart 2025'te Kent Uzlaşısı soruşturması kapsamında tutuklanan ve o günden bu yana cezaevinde olan Şahan, "O gün bana yöneltilen suçlama yerel seçimlerde savunduğumuz Türkiye İttifakı - Kent Uzlaşısı siyaseti. 19 Mart 2025'te Kent Uzlaşısı soruşturması kapsamında tutuklanan ve o günden bu yana cezaevinde olan Şahan, "O gün bana yöneltilen suçlama yerel seçimlerde savunduğumuz Türkiye İttifakı - Kent Uzlaşısı siyaseti ve herkesin yerel yönetimlerde temsil edilmesiydi. Ben o siyasetin arkasında dün de duruyordum bugün de duruyorum. Nitekim 19 Mart'ta bana suçlama konusu yapılan bu zeminin bugün ülkenin geleceğine dair temel meselelerden biri haline gelmesini Türkiye adına önemli bir imkân olarak görüyorum. Benim için burada mesele kimin haklı çıktığı değil, Türkiye'nin doğru yere doğru yürümesidir. " dedi.
Kent Uzlaşısı dosyasında hakkında tahliye kararı verildiğini, ancak İBB soruşturması kapsamında da tutuklandığı için cezaevinde kalmaya devam ettiğini belirten tutuklu Şahan'ın kaleme aldığı mektubun tamamı şu şekilde:
O gün bana yöneltilen suçlama yerel seçimlerde savunduğumuz Türkiye İttifakı – Kent Uzlaşısı siyaseti ve herkesin yerel yönetimlerde temsil edilmesiydi. Ben o siyasetin arkasında dün de duruyordum bugün de duruyorum. Nitekim 19 Mart'ta bana suçlama konusu yapılan bu zeminin bugün ülkenin geleceğine dair temel meselelerden biri haline gelmesini Türkiye adına önemli bir imkân olarak görüyorum. Benim için burada mesele kimin haklı çıktığı değil, Türkiye'nin doğru yere doğru meşruiyetidir.
Sonrasında yaşananların kronolojisinin de önemli olduğunu düşünüyorum.
Kent Uzlaşısı dosyasından tahliye ihtimalimin güçlendiği bir dönemde bu kez İBB dosyası kapsamında ikinci kez tutuklandım. Bir süre sonra da Kent Uzlaşısı dosyasından henüz iddianamem bile çıkmadan tutukluluk incelemesinde tahliye edildim. Ancak hakkımda verilen ikinci tutuklama kararı nedeniyle Silivri'den çıkamadım.
Geçtiğimiz hafta son tutukluluk incelememde ikinci kez heyet karşısına çıktım. Genç bir belediye başkanı olarak karşıma Türkiye'nin en büyük, en güçlü müteahhit. İş insanları konmuş, hayatımla ve inandığım değerlerle asla bağdaşmayacak bir takım isnatlar oluşturulmuştu. Bu isnatlara tek tek cevap verdim. Hangi kararı neden aldığımı yetkimin nerede başlayıp nerede bittiğini yapılan işlemlerin sonucunda kamunun ne elde ettiğini. Bütün bunların karşılığında benim şahsen ne elde ettiğimi anlattım.
Savunmam boyunca kendime üç basit soru sordum: Ben ne yaptım? Yetkim neydi? Bütün bunların karşılığında şahsen ne elde etmişim?
Dosyaya baktığımda gördüğüm sonuç çok açık: Ne para. Ne mülk. Ne ayrıcalık.
Bana emanet edilen Şişli'nin hakkını kamunun malını ve insanların güvenliğini korudum. Yaptığım her işi aldığım her kararı 17 aydır vicdanımda tartışıyorum. Bütün bunları mahkeme önünde anlatmama rağmen hakkımda bir kez daha tutukluluğun devamı kararı verildi. Pazartesi günü yargılamanın yeni bir aşamasına geçiyor ve çapraz sorgulara başlıyoruz. Bu nedenle savunmamın tamamını ve hakkımdaki teknik isnatlara ilişkin hazırladığımız bilgi notlarını sizinle doğrudan paylaşmak istedim. İddiaları ve verdiğim cevapları yan yana koymanız belgeleri incelemeniz ve kendi değerlendirmenizi yapmanız benim için çok kıymetli.
Savunmamda bugün içinde bulunduğumuz hukuk düzenine ve bu düzenin yarattığı sonuçlara ilişkin kaygılarımı da anlattım. İnsanların özgürlüklerinin birbirleri hakkında verdikleri ifadelerin karşılığına dönüşebildiği doğruyu söylemek yerine bir başkasını suçlamanın çıkış yolu olarak görülebildiği bir düzenin kimse için adalet üretemeyeceğini söyledim. Ben buna bir çark diyorum. Ve bu çarkın bir gün yön değiştirmesini bugün bize yapılanların yarın başkalarına yapılmasını da istemiyorum.
Savunmamda söylediğim gibi: Ben bu çarkın yarın tersine dönmesini de istemiyorum. Ben bu çarkın durmasını bu çarkın kırılmasını istiyorum.
Hukukun kimin karşısında olduğuna göre değişmediği insanların "bir başkasını suçlarsan kurtulursun" duygusuyla değil "doğruyu söylersen korunursun" duygusuyla yaşayabildiği bir ülkeye ihtiyacımız var. Birbirinin "etkin pişmanı" olan insanlara değil, en fazla birbirini rakip kabul eden demokratlara ihtiyacı var.
Pazartesi günü çapraz sorgularımız başlıyor. Ben de bugüne kadar olduğu gibi yaptığım her işin ve aldığım her kararın hesabını açıkça vermeye devam edeceğim. 17 ayın sonunda dönüp baktığımda saklamak istediğim bir işim arkasında duramayacağım bir kararım yok.