Bize neler oluyor

· Cumhuriyet

Bize neler oluyor

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok.

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Bize neler oluyor? Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> Bize neler oluyor? Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Özlem Yüzak Son Köşe Yazıları Bize neler oluyor? 11.09.2026 04:00 Güncellenme: 11.09.2026 04:00 Takip Et: Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok. Ama ortada çok basit bir gerçek var: Üsküdar seçmeninin sandıkta ortaya koyduğu açık siyasi tercih iki yıl sonra seçmene yeniden sorulmadan tersine çevrildi. Ürkütücü olan yalnızca bu da değil. Artık yapılanları demokrasiye uygun göstermek, kılıfına uydurmak için eskisi kadar zahmete bile gerek duyulmuyor. Ve belli ki bu tutum sürecek.

Bu yüzden üzerinde yeterince durmadığımız asıl meseleye biraz eğilmek istiyorum: Bütün bunlar toplumu neye dönüştürüyor? Çünkü kurumların aşınmasının sonuçları yalnız kurumlarda kalmıyor. İnsan davranışına sızıyor. İnsanların doğru-yanlış, kabul edilebilir-kabul edilemez sınırlarını değiştiriyor. Bir süre sonra dün düşünülemeyecek olan bugün olağanlaşıyor.

Hukuk aşındığında yalnız hukuk sistemi değişmiyor. Kuralların herkes için geçerli olmadığı düşüncesi yerleştiğinde insanların kurallarla ilişkisi de değişiyor. Liyakatin değil sadakatin işe yaradığını gördüklerinde davranışları değişiyor. Güç karşısında direnmenin bedeli sürekli ağırlaşırken sessiz kalmak ya da bir şekilde uyum sağlamanın ödüllendirildiği. . Ve sonunda siyasal sistemdeki bozulma toplumun davranış kodlarına sızmaya başlıyor.

Tam da bu yüzden artık üzerinde konuşmamız gereken şey yalnızca demokratik gerileme değil: Toplumsal çözülme.

Artık sıklıkla karşılaştığımız ve hepimizi rahatsız eden bir örnek. . Son dönemde CHP'li belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin AKP'ye geçişleri. .

Omurgasızlık mı? Baskı mı? Korku mu? Çıkar mı? Siyasi tercih mi?

Her birinin hikâyesi farklı olabilir. Kanıtlanmamış iddiaları gerçekmiş gibi yazamayız. Ama tek tek kişilerin niyetlerinden daha önemli bir mesele var:

Nasıl bir düzen, insanları güç karşısında konum değiştirmeye teşvik eder? Ve belki daha da önemlisi bu insanlar kendisini seçen insanların yüzüne nasıl bakar?

Dik durmanın bedelinin ağırlaştığı, buna karşılık saf değiştirmenin ödülünün arttığı; hukukun güvence olmaktan çıkıp tehdit olarak algılanmaya başladığı dönem. .

Diyeceğim şu; var olan siyasal düzen yalnız kurumları değiştirmekle kalmıyor. Sistem kendi insan tipini de üretmeye başlıyor.

İşte bunun için Türkiye'de yaşananı yalnızca bir demokrasi ve hukuk krizi olarak okumak bana artık eksik geliyor. Karşımızda toplumsal dokuyu da değiştiren daha derin bir çözülme var.

Sosyolojinin eski kavramlarından biri "anomi". Émile Durkheim 'ın ortaya koyduğu kavram, en basit haliyle bir toplumu bir arada tutan ortak normların ve kuralların gücünü kaybetmesini anlatır. Eski kurallar işlemez, yenileri ise ortak kabul görmez. Neyin doğru, neyin yanlış; neyin kabul edilebilir, neyin edilemez olduğu giderek bulanıklaşır.

Türkiye'de bugün yaşadığımız değişimi biraz da buradan okumamız gerekmiyor mu?

Çözülmeler küçük başlar, hızla artar. Bir haksızlığa ses çıkarmazsınız. Sonrakine alışırsınız.

Bir başkasının uğradığı mağduriyet ya da haksızlık sizi ilgilendirmez hale gelir. İnsanlar kendi güvenli alanlarını korumaya çekilir. Ve her defasında normalin sınırı biraz daha yer değiştirir.

Tam bunları düşünürken yaşadığım Adalar'da başka bir şey oluyor.

Adalar'ın yaklaşık 150 yıllık tarihinde atlar yalnızca bir ulaşım aracı değildi. Ada yaşamının, hafızasının, görüntüsünün, sesinin parçasıydı. Faytonların kaldırıldığı 2020'de 860 at farklı kentlere gönderilmiş, yaklaşık 100'ü Büyükada'da kalmıştı. Yıllar içinde onlar da azaldı. Şimdi geride kalan son 26 at alelacele ada dışına çıkarıldı. Verilen bilgiye göre gidecekleri yer Kastamonu Daday. Mesele yalnızca atların götürülmesi değil. Taşınma koşulları; adalıların karar sürecinin dışında bırakılması. Verilen sözlerin tutulmaması. . Ahırların bulunduğu alana ne olacağı, kimin ya da kimlerin oraya göz koyduğu. . Daha önce ada dışına çıkan atların akıbetlerinin ne olduğunun bilinmiyor olması. . Adalar'ın hafızasından bir parçanın daha koparılması.

Kuşkusuz Üsküdar'da yaşananlarla atların Ada'dan götürülmesini aynı şeymiş gibi anlatmıyorum.

Değiller. Ama insan bazen birbirinden çok farklı olayların içinde aynı duyguyla karşılaşıyor: Bir şeyler elimizden kayıp gidiyor.

Yalnız atlar değil elbette. Kuralların değişmeyeceğine olan inancımız, kurumlara güvenimiz, birbirimize güvenimiz, kentlerin hafızası, yaşadığımız yere ait olma duygumuz. .

Toplumsal çözülme dediğimiz şey de tam olarak böyle oluyor. Her şey bir anda yıkılmıyor. Bir şey gidiyor, ardından bir başkası. Önce itiraz ediyoruz, sonra şaşırıyoruz, sonra alışıyoruz.

Ve bir sabah dönüp baktığımızda, geride bıraktığımız ülkenin artık yaşadığımız ülkeye ne kadar az benzediğini fark ediyoruz. Ve soruyoruz:

Ana seçkinin en çarpıcı filmlerinden biri olan “Dau”, Rus asıllı yönetmen İlya Khrzhanovsky’nin (1975) yirmi yıldan bu yana üzerinde çalıştığı devasa bir projenin son noktası.

Yeni “transfer” dedikoduları da gündemdeyken Cumhuriyet’in dünkü haberine göre, Üsküdar Belediyesi’ne yapılan operasyonla birlikte, İstanbul’daki 15 ilçe belediye başkanı görevlerinden uzaklaştırılmış oldu. 2024 yerel seçimlerinde CHP’ye verilen oyların tersine, yönetimleri İktidara devredilen ilçe belediyelerinde gasp edilmiş olan oy sayısı 1 milyon 382 bin 746’ya ulaştı.

“Ortak vatan” deyişini kullananlar suç işlediklerini nedense bilmiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesini okuyalım.

Geçen hafta Beyaz Saray’ın sosyal medya hesaplarında bir video yayınlandı.

TEMA gönüllüleri özgürlüğüne kavuşunca NATO zirvesi öncesi tutuklanan kimse kalmadı sanıyoruz.

Türkiye, kardeş Pakistan ve Suudi Arabistan’la birlikte Mekke Güvenlik Paktı’nı kurdu.

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok.

Soru: 05/07/1982 doğumluyum. 8/9/2001 tarihinde yeraltı maden ocağında çalışmaya başladım.

Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi.

Tarımdaki sıkıntılar giderek daha da artıyor. Çiftçi hangi ürüne el atsa işin içinden çıkamıyor. Buğdaydan mısıra, incirden üzüme hemen her üründe sıkıntı var. Üretici bin bir emek ve zahmetle üretmeye çalıştığı her üründen zarar ediyor.

Ayrılık, çok geçmişten getirdiğimiz ve yaşamımızın farklı dönemlerinde farklı biçimlerde tekrar tekrar karşılaştığımız bir durum.

OECD’nin açıkladığı PISA 2025 sonuçları Türkiye açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.

18 yıl sonra gelen Şampiyonlar Ligi’ne katılma zaferi Fenerbahçelileri öyle iştahlandırmış olmalı ki 50 bin kişilik koro maç boyunca hiç susmadı.

Ölüm. . Soğuk, gerçek ve kaçınılmaz. Kimi zamansız. . Kişi için son nokta. . Ya geride bıraktıkları?

Türkiye’nin iç gündemi bataklık gibi; içine saplandıkça sizi daha da aşağı çekiyor.

360 imzalı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” başlıklı çerçeve yasa TBMM’ye sunuldu.

Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent hakkında ortaya atılan iddialar ağır.