· Cumhuriyet
Doğaya Sanat projesi kapsamında Tahtacı Türkmenlerinin yaşadığı Mehmetalan Köyü'nde incelemelerde bulunan sanatçı, Alevi inancı, doğa ilişkisi ve kültürel hafızanın izlerini fotoğraflarıyla kayıt altına aldı.
"Doğaya Sanat" projesi çerçevesinde Tahtacı Türkmenlerinin ikamet ettiği Mehmetalan Köyü'nde gerçekleştirilen saha çalışması öncesinde, bölge kültürüne dair hazırlanmış iki belgesel incelendi. Öncelikle Mehmetalan Köyü ve Tahtacı Türkmenleri hakkında yapılmış iki adet belgeseli dikkatle izledim: "Çakırdiken" (Işıl Çağlar Narler, Yasin Ekşi, Sarp Karaer) ve "Ağaçeriler - Tahtacı Türkmenleri" (Elif Ertürk).
Küresel "kurumsal" inanç sistemlerinin güç, para için nasıl istismar edildiğini görmek beni kahrediyor ve samimi bir tevekkül görmek insana umut veriyor. Bu simgeyi ilk olarak Elif Ertürk'ün belgeselinde gördüm. Çanakkale Ovacık, Çiftlikdere Türkmen köyleri mezarlıklarındaki doğal taş levhaların üzerine oyulmuş bu işaret belli ki Türkmenler için çok değerliydi ve peşine düşülmeliydi.
İşin büyük ebatlı bir versiyonu Mehmetalan Köyü'ndeki merkezi bir meydana kamusal sanat eylemi olarak yerleştirilecek, çok heyecanlıyım. Tahtacı Türkmenleri kültüründe doğa bir "manzara" değil yaşamın, inancın ve kültürel belleğin ayrılmaz parçası.
Alevi-Tahtacı inanç dünyasında orman, dağ, su ve toprağın sadece ekonomik gelir kaynağı değil, anlam barındıran unsurlar kabul edildiği bildirildi. Örneğin, belgeseldeki bir nenenin zeytin ağacı için, "Evladın gibi, sen yetiştiriyorsun ya!" dediğini duydum, müthiş!!! Flora ile faunanın bellek ve inanç taşıyıcısı olduğu, dolayısıyla doğanın tahrip edilmesinin yalnızca fiziki çevrenin değil, kültürel birikimin de kaybolması anlamına geldiği belirtildi.
Mehmetalan'da sözlü tarihin geçmişte kalmış hikâyelerden ziyade günlük yaşamın içindeki ritüeller vasıtasıyla sürdürüldüğü, mekânların ve törenlerin bilgiyi aktardığı ve köyün adeta yaşayan bir arşiv işlevi gördüğü dile getirildi. Jared Diamond'ın "Tüfek, Mikrop ve Çelik" kitabını okurken bu metne denk geldim: "Neden zeytin ağaçları binlerce yıl önce evcilleştirildi de, meşe ağaçları son teknoloji ile donanmış tarımbilimcilerine karşı hâlâ direniyor?" Egemenler tarafından diretilen yönergelere uymayı pek sevmediğimden, meşeye olan mevcut hayranlığım katlandı. Meşe palamudunun karmaşık genetik yapısı, gıda elde etmenin zorluğu ve büyüme sürecinin uzunluğu nedeniyle evcilleştirilemediği, bu durumun da dik bir duruşu temsil ettiği ifade edildi.
Kaz Dağları ve ormanla tarihsel bağları bulunan Tahtacı Türkmenlerinin yaşam alanlarına yönelik madencilik benzeri büyük ölçekli müdahalelerin, fiziki peyzajı değiştirmekle kalmayıp ritüel alanlarına erişimi ve nesiller arası bilgi aktarımını da olumsuz etkilediği vurgulandı. Kaz Dağları'nın korunmasının sadece biyolojik çeşitlilik açısından değil, asırlardır biriken kültürel değerlerin sürdürülebilirliği için de şart olduğu kayıtlara geçti. Bir kültürün sürekliliğini yalnızca ritüelleri veya el sanatlarını koruyarak sağlayamayız; o kültürü üreten çevrenin de varlığını sürdürmesi gerekiyor.
Kaynak: Cumhuriyet · Derleyen: Elif Aktürk