· Dünya Gazetesi
Avrupa’da drone tespiti ve anti-drone teknolojisi geliştiren şirketler satış masasına gelirken, hükümetler stratejik savunma kabiliyetlerinin ABD sermayesine geçmesine daha mesafeli yaklaşıyor. Sanırım, bu tutum, milyar dolarlık değerlemeleri bile zorlayabilecek yeni bir denge kuruyor.
Savunma tarafında bu yeni hassasiyetin odağında özellikle hava sahası güvenliği, radar, elektronik karıştırma ve insansız hava araçlarına karşı koruma sistemleri bulunuyor. Finansal olarak güçlü ABD'li alıcılar bu şirketler için yüksek bedeller ödemeye hazır görünse de. Finansal olarak güçlü ABD'li alıcılar bu şirketler için yüksek bedeller ödemeye hazır görünse de, siyasi denetim mekanizmaları sürecin seyrini değiştirebilecek kadar etkili hale gelmiş durumda.
Bu alanda öne çıkan örneklerden biri Hollanda merkezli Robin Radar Systems. Şirket, küçük hava hedeflerinin tespiti ve sınıflandırılması alanında geliştirdiği radar sistemleriyle son dönemde savunma ve kritik altyapı pazarında dikkat çekiyor. Şirket için 2 milyar doların üzerinde bir değerlemenin konuşulması, Avrupa'daki stratejik savunma teknolojilerinin ne kadar hızlı prim yaptığını gösteriyor.
Benzer şekilde Danimarkalı MyDefence de anti-drone çözümleriyle büyüyen şirketler arasında yer alıyor. Elektronik harp, sinyal tespiti ve taşınabilir karşı tedbir sistemleri geliştiren şirket için yaklaşık 1 milyar dolar seviyesinin telaffuz edilmesi. Elektronik harp, sinyal tespiti ve taşınabilir karşı tedbir sistemleri geliştiren şirket için yaklaşık 1 milyar dolar seviyesinin telaffuz edilmesi, sektördeki iştahın büyüklüğünü ortaya koyuyor. Polonya merkezli Advanced Protection Systems da radar ve anti-drone sistemleriyle Avrupa savunma zincirinde daha görünür hale gelirken, yeni sermaye. Polonya merkezli Advanced Protection Systems da radar ve anti-drone sistemleriyle Avrupa savunma zincirinde daha görünür hale gelirken, yeni sermaye ve stratejik ortak seçeneklerinin gündemde olduğu değerlendiriliyor.
Ancak satış süreçlerinde artık yalnızca fiyat konuşulmuyor. Avrupa ülkeleri savunma, bulut altyapısı, veri güvenliği ve kritik teknoloji gibi alanlarda yabancı yatırımları daha sıkı incelemeye başladı. Özellikle savunma kabiliyeti doğrudan etkileyen şirketlerde, satın alma sonrası teknolojinin, üretim bilgisinin. Özellikle savunma kabiliyeti doğrudan etkileyen şirketlerde, satın alma sonrası teknolojinin, üretim bilgisinin ve karar gücünün kimin elinde olacağı daha büyük önem taşıyor.
Avrupa Birliği'nin son dönemde savunma sanayiinde daha fazla özerklik ve yerli kapasite vurgusu yapması da bu yaklaşımı güçlendiriyor. Bu nedenle ABD'li savunma şirketleri mali açıdan daha cazip tekliflerle gelse bile, hükümetlerin stratejik kontrol kaygısıyla sürece mesafeli yaklaşabileceği değerlendiriliyor. Başka bir deyişle, pazarlık masasında artık sadece para değil egemenlik hesabı da bulunuyor.
Bu şirketlere yönelik ilgiyi artıran temel unsur ise güvenlik ortamındaki sert değişim oldu. Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa hava sahasında artan tehdit algısı ve Orta Doğu'daki insansız hava aracı saldırıları, radar. Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa hava sahasında artan tehdit algısı ve Orta Doğu'daki insansız hava aracı saldırıları, radar ve anti-drone sistemlerine yönelik talebi olağanüstü hızlandırdı. Daha önce niş bir teknoloji alanı gibi görülen çözümler, artık orduların ve kritik altyapı işletmelerinin temel ihtiyaç listesine girmiş durumda.
Robin Radar'ın son dönemde aldığı büyük savunma siparişleri, MyDefence'in üretim. Ar-Ge kapasitesini büyütmesi ve Polonya'nın anti-drone projelerinde Advanced Protection Systems'ın öne çıkması bu eğilimi destekliyor. Savaşın sahada yarattığı dersler, Avrupa'da ucuz ama etkili insansız tehditlere karşı çok daha hızlı teknoloji yatırımı yapılmasına yol açtı.
Buradaki temel gerilim, yüksek değerleme ile stratejik kontrol arasındaki çatışmadan kaynaklanıyor. ABD'li alıcılar hem daha derin sermaye havuzuna hem de daha yüksek satın alma iştahına sahip. Buna karşılık Avrupalı hükümetler, savunma zincirinin kritik halkalarının kendi coğrafyalarında ve mümkünse Avrupa sermayesi altında kalmasını tercih ediyor.
Bu yaklaşım bazı satışlarda değerlemeyi aşağı çekebilir ya da süreçleri uzatabilir. Satıcılar açısından en yüksek fiyatı verenle ilerlemek ile siyasi olarak daha kabul edilebilir alıcıyı tercih etmek arasında zor bir denge oluşuyor. Türkiye açısından da bu tablo önemli. Avrupa savunma sanayiinde mülkiyet hassasiyetinin güçlenmesi, NATO tedarik zincirlerinde yeni ortaklık fırsatları kadar yeni rekabet başlıkları da yaratabilir. Özellikle radar, elektronik harp ve insansız sistemler alanında faaliyet gösteren şirketler için Avrupa'daki bu yönelim yakından izlenmesi gereken yeni bir eşik anlamına geliyor.