Avrupa'da liberal demokrasinin krizi ve tırmanan faşizm tehdidi

· Cumhuriyet

Avrupa'da liberal demokrasinin krizi ve tırmanan faşizm tehdidi

Daron Acemoğlu'nun liberal demokrasi krizine ilişkin tespitleriyle şekillenen tartışmalar, Avrupa genelinde faşist hareketlerin merkeze doğru ilerlediğini ve siyasal dengeleri sarsmaya başladığını ortaya koyuyor.

Daron Acemoğlu liberalizmin ve demokrasinin krizini tartışıyor, liberal demokrasiyi kurtarmanın yollarını arıyor, YZ alanında teknolojik iyimserliğe de katılmıyordu. Liberal kapitalizmin içinde bulunduğu tabloyu açıkça gözler önüne serdiği için The Economist dergisinin çirkin saldırılarına hedef olan Acemoğlu'nun dikkat çektiği durum oldukça vahim bir boyuta ulaştı. Liberal kapitalist demokrasinin beşiği sayılan Avrupa'daki kriz, faşizmin önünü açarak hız kazanıyor.

Avrupa siyasetinin merkez dengelerini sarsan faşist yapılar, kıtanın iki sürükleyici ülkesi Almanya ve Fransa'daki seçim süreçlerinde öne çıkıyor. Almanya'da AfD, 6 Eylül'de Saksonya-Anhalt eyaletinde oyların yüzde 40'ından fazlasını alarak birinci parti olma ve hatta tek başına iktidar kurma potansiyeli taşıyor. Almanya'nın temel siyasal tabularından biri "faşist partilerle işbirliği yapmama duvarını" (Brandmauer) da yıkmış olacak. Fransa'da ise 2027 cumhurbaşkanlığı seçimine sekiz ay kala Ulusal Birlik (RN), yarışın en iddialı aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor.

İlk safhada, bir faşist parti iktidarı ele geçirmeden önce geliştirdiği kavramları siyasal merkeze benimsettiriyor. Bu durumun en somut örneği göçmen başlığında görülüyor. Fransa'da édouard Philippe ve Gabriel Attal gibi merkez siyasetçiler, göç ve sığınma konusunda faşist partinin (NR) politikalarını andıran önlemler öneriyorlar. Böylece merkez, faşist partiyi geriletmek amacıyla onun taleplerini üstlenirken aslında bu söylemleri meşrulaştırıyor.

Bu meşrulaştırma mekanizması, yasadışı göçmenlerin iadesi olarak sunulan 'Remigration' (geri gönderme) kavramının tartışılmasında netleşiyor. Önce yasadışı göçmenlerin gönderilmesi olarak sunulan kavram, giderek yasal göçmenleri, hatta "uyum sağlamadığı" düşünülen yurttaşları kapsayacak bir projeye dönüşüyor. Süreç içinde başlangıçta dile getirilemeyen fikirler önce konuşulur hâle geliyor, ardından tartışılıyor, makul karşılanıyor ve nihayetinde devlet politikasına dönüşüyor.

İkinci safha ise ekonomik ve toplumsal sorunlarla biçimleniyor. Avrupa'da sanayisizleşme, güvencesiz çalışma koşulları, refah devletinin gerilemesi, konut darlığı ve hayat pahalılığı gibi gerçek kriz alanları bulunuyor. Faşist hareket, bu sorunların kaynağını kapitalist ekonomik modelde aramak yerine toplumun tepkisini göçmenlere, Müslümanlara, liberallere, feministlere, LGBTQ bireylere, küreselci elitlere ve kültürel azınlıklara yöneltiyor. Böylece ekonomik sıkıntılar kimlik bunalımına, bu bunalım ise iç düşman yaratma siyasetine evriliyor.

Üçüncü aşamada demokratik kurumların güvenilirliği yıpratılıyor. "Sistem bizi temsil etmiyor", "Seçimler zaten kontrol ediliyor", "Mahkemeler halkın (temsilcilerinin) iradesini engelliyor", "Medya yalan söylüyor" düşünceleri yayılıyor. Bu aşamada faşist hareket kendisini 'gerçek halkın' biricik temsilcisi olarak sunuyor. Romanya ve İtalya sürecin 3. Romanya'da 2024 başkanlık seçimlerinin ilk turunu Georgescu kazanınca seçimler iptal edilmiş ve Georgescu'nun yenilenen seçime katılması engellenmişti. İtalya'da Meloni hükümeti, yargının bağımsızlığını sınırlamaya, protesto hakkını daraltmaya, güvenlik aygıtını güçlendirmeye devam ediyor, sosyal hakları geriletiyor: Demokratik kurumların içeriği değişiyor, faşistleşiyor.

Faşizmi yalnızca açık diktatörlük, tek parti yönetimi ve kitlesel şiddet gibi son aşamalarında aramak büyük bir gecikmeye yol açar. Bu süreç çok daha önce; kriz, korku, düşman yaratma dili, aşırı fikirlerin normalleşmesi, merkezin sağa kayması, kurumların aşınması, yurttaşlığın ayrıştırılması ve devlet organlarının dönüşümü ile başlar. Merkez partiler faşist oluşumları durdurmaya çalışırken onların söylem dünyasını olağanlaştırır. "Süreç olarak faşizm" faşist parti iktidara gelmeden önce, siyasetin dilinin dönüşümüyle başlıyor.

Kaynak: Cumhuriyet · Derleyen: Elif Aktürk