· Cumhuriyet
Yarın 11 Eylül’ün 25. yıldönümü (pazartesi günü yazacağım), AfD’nin, Saksonya-Anhalt seçimlerindeki zaferi. Doğrusu, 11 Eylül kadar olmasa bile, Almanya’nın iç siyasetinin ötesinde, Avrupa Birliği’nin geleceği açısından tarihte yeni bir sayfa açmış olabilir.
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> AfD’nin ‘zaferinin’ jeopolitiğ Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Ergin Yıldızoğlu Son Köşe Yazıları AfD’nin ‘zaferinin’ jeopolitiğ 10.09.2026 04:00 Güncellenme: 10.09.2026 04:00 Takip Et: Yarın 11 Eylül'ün 25. Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> AfD’nin ‘zaferinin’ jeopolitiğ Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Ergin Yıldızoğlu Son Köşe Yazıları AfD’nin ‘zaferinin’ jeopolitiğ 10.09.2026 04:00 Güncellenme: 10.09.2026 04:00 Takip Et: Yarın 11 Eylül'ün 25. yıldönümü (pazartesi günü yazacağım), AfD'nin, Saksonya-Anhalt seçimlerindeki zaferi. 11 Eylül kadar olmasa bile, Almanya'nın iç siyasetinin ötesinde, Avrupa Birliği'nin geleceği açısından tarihte yeni bir sayfa açmış olabilir.
AfD'nin yükselişinin arkasında Doğu Almanya'nın birleşmeden sonra çözülemeyen ekonomik, toplumsal, kültürel sorunları var. Birleşme, Doğu Almanlar için "özgürlükle" birlikte işsizlik ve yoksulluk getirdi. Doğu'da ekonomik yapıların, kurumların ve toplumsal statülerin tasfiyesi, (Stasi vardı. Doğu'da ekonomik yapıların, kurumların ve toplumsal statülerin tasfiyesi, (Stasi vardı ama temel ihtiyaçların karşılandığı bir yaşam dünyası da vardı) bugün hâlâ yaşayan bir dışlanmışlık duygusu yarattı. AfD, Saksonya-Anhalt seçimlerinde Doğu Almanya nostaljisini etkin biçimde kullandı. Göç, enerji ve iklim krizleri ile Ukrayna savaşı etrafındaki hoşnutsuzluklar bu mirasla birleşerek AfD'ye güçlü bir toplumsal taban sağladı.
AfD artık yalnızca bir protesto partisi değil; yönetme kapasitesi tartışılan bir siyasi aktör. Daha önemlisi, iktidara gelmeden de Alman siyasetini şekillendiriyor: Ana akım partiler oy kaybetmemek için göç, güvenlik. Avrupa politikalarında AfD'nin gündeminin unsurlarını benimsemeye yöneliyor.
Bu gelişmenin jeopolitik önemi de burada ortaya çıkıyor. AfD'nin Ukrayna savaşında, Rusya yanlısı ifadeleri, Avrupa Birliği ve Avro konusundaki tutumu, Almanya'nın Avrupa içindeki rolünü değiştirebilir. Trump yönetiminin Avrupa'daki milliyetçi sağla yakınlaşması, Rusya'nın AfD'nin yükselişinden duyduğu memnuniyet, Almanya'daki gelişmeyi doğrudan transatlantik ilişkilerine ve Rusya-Avrupa dengesine bağlayabilir.
Üstelik Almanya tek başına değil. Fransa'da Le Pen 'in Ulusal Birlik'i, Avusturya'da FPÖ, İtalya'da radikal sağın farklı kanatları güçleniyor. Bu hareketlerin hepsi aynı değil ancak göç, ulusal egemenlik, Brüksel'in yetkileri. Avrupa'nın dış politikası konusunda giderek daha çok örtüşen bir siyasal alan oluşturuyorlar. Eğer bu ülkelerdeki milliyetçi sağ (faşist hareketler) aynı dönemde güç kazanırsa, ulusal tepkiler birbirini besleyerek Avrupa Birliği'ni destabilize edecek sarsıntılar yaratabilir.
Yeni bir "borç krizinin" konuşulmakta olduğu günlerde, bir ekonomik krizin siyasal sistem üzerindeki olası siyasi etkilerini düşünürken 1929 buhranını. Yeni bir "borç krizinin" konuşulmakta olduğu günlerde, bir ekonomik krizin siyasal sistem üzerindeki olası siyasi etkilerini düşünürken 1929 buhranını, salt bir "tekrar" olarak değil, özgün dinamikleri bağlamında anımsamak yararlı olabilir.
1929'da olaylar zinciri şöyleydi: Ekonomik çöküş, kitlesel işsizlik, orta sınıfın güvencesizleşmesi, merkez partilerden kopuş, radikalleşme. Bugünün başlangıç noktası farklı: 2008 krizi 1929 ölçeğinde bir çöküş yaratmadı ama neoliberal düzenin meşruiyetini sarstı; ardından düşük büyüme, artan eşitsizlik, yükselen kamu borcu, pandemi, enerji krizi. Ukrayna savaşı geldi. Bugün, karşımızda tek bir "ani çöküş" olasılığından çok, 2008'den beri biriken kırılganlıkların yeni bir şokla birleşme olasılığı var.
Yeni bir borç krizi bu kırılganlıkların üzerine gelirse, ilk aşamada hazine faizlerinin yükselmesini hızlandırır, sonra hükümetler kemer sıkma politikalarını derinleştirir, kamu hizmetleri daha da daralır, borç krizi bir kredi sıkıntısı yaratarak genelleşirse depresyona yol açabilir, işsizlik. Yeni bir borç krizi bu kırılganlıkların üzerine gelirse, ilk aşamada hazine faizlerinin yükselmesini hızlandırır, sonra hükümetler kemer sıkma politikalarını derinleştirir, kamu hizmetleri daha da daralır, borç krizi bir kredi sıkıntısı yaratarak genelleşirse depresyona yol açabilir, işsizlik ve yoksullaşma, siyasal merkeze güvensizlik ve öfke artar, göçmenleri ve "Brüksel elitlerini" suçlayan faşist hareket öfkeyi ve güvensizliği örgütleyerek daha da büyür.
1930'larda "krizler" ulus devlet sınırları içinde yaşanırken bugünkü olası krizde AB kurumları ile ulusal hükümetler arasındaki gerilimle iç içe geçiyor. Brüksel'i hedef almaya başlıyor; kriz, ulusal bir öfkeyle sınırlı kalmayıp AB'nin meşruiyetini hedef alan bir söyleme dönüşme potansiyeli taşıyor.
Böyle bir durumda ekonomik kriz, yalnızca tek tek hükümetleri sarsmaz. Ukrayna'ya desteğin zayıflaması, Rusya ile ilişkilerin yeniden kurulması, ABDAvrupa bağlarının gevşemesi ve AB'nin ortak politika üretme kapasitesinin aşınması birbirini besleyebilir. Ekonomik kriz böylece Avrupa'nın siyasal haritasını değiştirmekle kalmaz, dünya sistemindeki konumunu da değiştirebilir.
Asıl soru "1929 krizi tekrar mı ediyor? " değil. Soru, "Yeni bir ekonomik şok zaten yükselmiş olan faşist hareketleri ne kadar hızlandıracak, bu hızlanma AB'nin bütünlüğünü, transatlantik ittifakı. Avrupa'nın jeopolitik yönelimini nereye taşıyacak? " olarak şekilleniyor.
Ahlak ve Namus birbirine yakın ama aynı olmayan kavramlardır.
Üsküdar, bir buçuk yıldır muhalif belediyelere karşı tezgâhlanan operasyonların amacının çok net olarak iktidar tarafından ilan edildiği ilçe oldu.
Yarın 11 Eylül’ün 25. yıldönümü (pazartesi günü yazacağım), AfD’nin, Saksonya-Anhalt seçimlerindeki zaferi. 11 Eylül kadar olmasa bile, Almanya’nın iç siyasetinin ötesinde, Avrupa Birliği’nin geleceği açısından tarihte yeni bir sayfa açmış olabilir.
Almanya’da Saksonya-Anhalt’taki eyalet seçimlerini aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin kazanması sadece bu ülkede değil tüm dünyada yankı uyandırdı.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 2 Eylül 2026’da Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es Sisi ile yaptığı görüşmede. Ortadoğu için kapsamlı bir “yeni güvenlik mimarisi” önerdi.
İzmir’deki Nâzım Hikmet sergisinden sonra rüzgâr beni Bodrum-Gümüşlük’e attı.
Butlan tarafından CHP’de yaratılmış o çok özel ekibi, alışık olduğunuz düşünce sistemleriyle anlamaya boş yere çalışmayın.
Ülkemizde “nişasta bazlı şeker (NBŞ)” olarak adlandırılan ürünün birçok firmanın yaptığı usulsüzlükler sonucunda, kotasının çok üzerinde piyasaya sürüldüğü geçen günlerde ortaya çıktı. Bu durum insan sağlığı açısından önemli bir tehdit oluşturuyor.
Murathan Mungan’ın dizeleri, oldum olası ilgimi çeker; ne zaman karmaşık bir durumla karşılaşsam şu dizeleri mırıldanırım. .
Her şey birbirine girmiş, kurguyla gerçek arasındaki ayrım giderek silikleşmiş durumda. Eğitim dünyasında da bu bulanıklıktan faydalanma fırsatçılığı gün be gün artıyor.
Dünya tahvil piyasalarında yaşanan sarsıntılar, “Ufukta bir borç krizi mi var” sorusunu gündeme getirdi.
26 Ağustos sabahı Nepal’de hızla eriyen bir buzulun kırılması büyük bir sel felaketine yol açtı: 930’dan fazla insan öldü. 26 Ağustos sabahı Nepal’de hızla eriyen bir buzulun kırılması büyük bir sel felaketine yol açtı: 930’dan fazla insan öldü, yaklaşık 4 bin kişi kayboldu.
Daron Acemoğlu liberalizmin ve demokrasinin krizini tartışıyor, liberal demokrasiyi kurtarmanın yollarını arıyor, YZ alanında teknolojik iyimserliğe de katılmıyordu.
The Economist’in Daron Acemoğlu’nu hedef alan saldırısı gerçekten çirkindi.
Geçen hafta AKP iktidarının 25 yılında yaşanan, ekonomik gelişmelere, AKP’nin siyasi pratiğine ilişkin çok aydınlatıcı değerlendirmeler yayımlandı.
Bir yanda kontrolden kaçmış bir iklim krizi, öbür yanda “kafeslerinden kaçan” YZ ajanları.
ABD’de kasım seçimleri yaklaşırken siyasetin dili de sertleşiyor.
“Barış ve demokratik toplum süreci”, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” başlıklı içeriği belirsiz bir belge üzerinden ilerleyecek.
İran savaşı, Körfez ülkelerini, Irak’ı, Lübnan ve Ürdün’ü etkiliyor.
Kapitalist demokrasilerinde, sokağın enerjisi parlamentoda temsil edilir. Ya “süreç olarak faşizm” içinde ilerleyen rejimlerin altına?
New York’ta demokratik belediye seçimlerini sosyal demokrat Mamdani’nin, sosyalist adayların ön seçim zaferlerinin ardından, Trump rejimi “komünizmle mücadele” bayrağı açtı.
Hazirandaki mutabakatla kısa süreliğine duran savaş dört hafta geçmeden yeniden başladı, çatışmaların şiddeti artıyor. Hazirandaki mutabakatla kısa süreliğine duran savaş dört hafta geçmeden yeniden başladı, çatışmaların şiddeti artıyor, alanı Babülmendep Boğazı’na doğru genişliyor, Pentagon’un parası, füze stokları hızla tükeniyor, süreç bir işgal girişimi felaketine doğru tırmanıyor.
Tartışmalar çoğu kez 15 Temmuz gecesinde yaşananlara, aktörlerin polisiye dökümüne, gerçekti-kurguydu ikilemine sıkışıyor.
“Süreç olarak faşizm” içinde bir aşamada rejim iki yaşamsal sorunla karşılaşır. .
NATO’nun Ankara zirvesi geldi, yüzlerce tutuklunun üzerinden geçerek gitti.
NATO toplantısı gerekçesiyle hak ve özgürlükler üzerinde devlet baskısı arttı.
İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor.
Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.