9 Eylül ve İzmir’e giren komutanlar

· Cumhuriyet

9 Eylül ve İzmir’e giren komutanlar

3 Kasım 1948 günü Cumhuriyet Gazetesi’nin ikinci sayfasında emekli süvari subayı Behçet Bağatır’ın bir mektubu yayınlanır ve şöyle bir çağrıda bulunur.

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> 9 Eylül. Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> 9 Eylül ve İzmir’e giren komutanlar Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Tolga Aydoğan Son Köşe Yazıları 9 Eylül ve İzmir’e giren komutanlar 09.09.2026 04:00 Güncellenme: 09.09.2026 04:00 Takip Et: 3 Kasım 1948 günü Cumhuriyet Gazetesi'nin ikinci sayfasında emekli süvari subayı Behçet Bağatır'ın bir mektubu yayınlanır ve şöyle bir çağrıda bulunur: "…birkaç senedir ağır bir hastalıktan dolayı evinde yatıyor. Bu kahraman komutana - eşi de vefat ettiğinden dolayı – ordudan verilmiş bir er hizmet ediyor. Hafıza ve zekâsı idrak ve mütalaa hassaları tam yerinde olan bu fedakâr albaya son zamanlarını daha rahat geçirebilmek için İzmir Belediyesinin bir hastabakıcısının tayini çok yerinde bir hareket olacaktır. Bunu hatırlatmanızı rica ederim. "

Bu çağrı karşılık buldu mu bilemeyiz ama üç yıl sonra. 6 Kasım 1951 günü bahsi edilen albayın vefat ettiği bilgisi gazetelere yansır. Cenazesi, Beşiktaş Çitlembik Sokak 20 numaradan alınarak Sinan Paşa Camii'nde kılınan namazın ardından Yahya Efendi dergâhında toprağa verilir.

Bağatır'ın bahsettiği kişi "9 Eylül" denilince ilk akla gelen isimdir: Yüzbaşı Şerafettin. . Yani 9 Eylül 1922 günü İzmir'e giren ve Hükümet Konağı'na şanlı Türk bayrağını çeken Şerafettin İzmir…

1922 senesinin ilk aylarında Buhara Halk Şûraları Cumhuriyeti tarafından gönderilen diplomatik heyet beraberinde Emir Timur'a ait üç kılıç ile bir Kuran-ı Kerim'i Ankara'ya getirir. Heyetin hediye ettiği kılıçlardan biri Mustafa Kemal Paşa'ya, biri İsmet Paşa'ya verilirken. Heyetin hediye ettiği kılıçlardan biri Mustafa Kemal Paşa'ya, biri İsmet Paşa'ya verilirken ve üçüncüsü de ileride İzmir'e ilk girecek olan komutana verilmesi için bizzat Gazi Paşa'ya emanet edilir.

Mustafa Kemal Paşa da emanet kılıcı alırken "…bu kutsal kitabı millete, kıymetli kılıcı da İzmir fatihine teslim edeceğim. Allah'ın izni ile İnönü ve Sakarya zaferlerini kazanan milli ordumuz, İnşallah çok yakında bu kılıcı da kazanmış olacaktır" cümlesini kurar. 9 Eylül 1922 günü Türk ordusu İzmir'e girdikten sonra Mustafa Kemal Paşa da 15 Eylül Cuma günü kılıcı Yüzbaşı Şerafettin'e takdim eder.

*Ilgın manevralarında Buhara kılıçlarıyla M. Kemal ve İsmet Paşalar.

Fahrettin (Altay) Paşa'nın "10 Yıl Savaş ve Sonrası" adlı kitabında İzmir'e giriş de anlatılır. Altay'ın "Sabah güneşinin tatlı ışıkları altında bir tablo" olarak betimlediği İzmir'e 9 Eylül 1922 günü 2. Tümenin öncülüğünde, Binbaşı Reşat komutasındaki 4. Alayın girdiğini, alayın önünde ise Yüzbaşı Şerafettin komutasında iki bölük askerin bulunduğunu ifade eder. Ardından da Yüzbaşı Şerafettin'in Hükümet Konağı'na vardığında şanlı Türk bayrağını göndere çektiğini vurgular.

Öte yandan o günün tanıklarından Yüzbaşı Abdurrahman Özgen "Millî Mücadelede Türk Akıncıları" adlı kitabında. Öte yandan o günün tanıklarından Yüzbaşı Abdurrahman Özgen "Millî Mücadelede Türk Akıncıları" adlı kitabında, kanıksananın aksine İzmir'e ilk olarak kendi birliklerinin girdiğini belirterek şu bilgiyi paylaşır: "…Sabahleyin önceden İzmir'e giren 1.

"…Sabahleyin önceden İzmir'e giren 1. Süvari Tümeni'nden 14. Alay'ın 3. Bölük Kumandanı Yüzbaşı Zeki (Doğan) olmuştu. Saat Kulesi'nin önünde askeri Sarı Kışla'nın kapıları önlerinde bekleşiyorlardı. (…) Ansızın Kemeraltı tarafından 65 yaşlarında milli çarşaflı bir kadın koşa koşa yanımıza geldi. 'Gazanız mübarek olsun çok şükür Allah bizlere bugünleri gösterdi'. (…) Bu yaşlı kadın pelerinin altından bir Türk bayrağı çıkardı. 'Evlatlarım, ben de bir asker anasıyım, bu bayrağı bugün için sakladım. Alınız, bunu buraya çekiniz' dedi. Yüzbaşı Zeki Bey bayrağı aldı, üç kere öperek Yüzbaşı Fikret (Yüzatlı) Bey'le birlikte bana 'haydi hep beraber yukarı çıkalım. Bu bayrağımızı çekelim" dedi. (…) Arkadaşlarımın önlerine düşerek balkona çıktık. Direkteki Yunan bayrağını Zeki Bey indirdi. Ağlaya ağlaya sevinç gözyaşları dökerek şanlı bayrağımızı direğe çektik. "

Özgen bir süre sonra yanlarına Yüzbaşı Şerafettin'in geldiğini, Hükümet Konağı'na da bayrak çekmek istediğini söyler. Özgen; "Yüzbaşı Şerafettin Bey (…) Hükümet Konağına bayrak çekmek için Zeki beyden iki nefer istedi. (…) Zeki Bey bana dönerek 'Abdurrahman Bey kardeşim, haydi iki nefer al, Şerafettin Bey'le beraber git. Hükümet Konağı'na da Bayrağı çekiniz' dedi. Ben kendi bölüğümden iki nefer alarak, Hükümet Konağına koşa koşa gittik. Şanlı Bayrağımızı direğe bağlamak için ip yoktu. (…) Uçkurlarımızdan keserek ip yerine bağladık. Ve bu surette buraya da Türk bayrağını çekmiş olduk" diye anlatır.

Özgen kitabında ayrıca, İzmir'e ilk giren ve Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını çekenlerin Yüzbaşı Zeki Doğan, Yüzbaşı Fikret Yüzatlı. Özgen kitabında ayrıca, İzmir'e ilk giren ve Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını çekenlerin Yüzbaşı Zeki Doğan, Yüzbaşı Fikret Yüzatlı ve kendisinin olduğunu ifade eder ve ilk unvanı verilecekse kendilerine verilmesi gerektiğini söyler. Elbette o gün farklı noktalardan İzmir'e girerek göndere bayrak çeken, adı bilinmeyen daha nice asker vardır. Yüzbaşı Şerafettin'in Hükümet Konağı'na bayrağı çekmesi onu bu konuda özel kılarken. Yüzbaşı Şerafettin'in Hükümet Konağı'na bayrağı çekmesi onu bu konuda özel kılarken, unutulan hatta bilinmeyen bir asker daha satır aralarında gizlidir: Yüzbaşı Necati Bey…

Yüzbaşı Necati (Gedik) Bey'in adına Müfit Ekdal'ın bir kitabında denk geliriz. Ekdal, Kadıköy'de Mühürdar Caddesi 42 numarada yaşayan Trabzon milletvekili Süleyman Sırrı Gedik'i anlatır bize. 16 Kasım 1938 günü Atatürk'ün naaşı Yavuz Zırhlısı ile İzmit'e nakledilirken Süleyman Sırrı Bey de gözyaşlarıyla bu yolculuğu dördüncü kattaki evinin penceresinden takip eder. Bu hüzünlü anda yanındaki oğlu Necati'ye dönerek şu cümleyi kurar: "Artık hayatın ne neşesi ne de heyecanı kaldı. Her şey bitti". Ne acıdır ki altı ay sonra Süleyman Sırrı Bey de vefat eder.

Ekdal'ın kitabında denk geldiğimiz Necati Gedik'in yani Yüzbaşı Necati Bey'in kim olduğu. Ekdal'ın kitabında denk geldiğimiz Necati Gedik'in yani Yüzbaşı Necati Bey'in kim olduğu ise yeğeni Prof. Dr. Süleyman Gedik'in bir yazısında ortaya çıkar. Dedesi ile aynı adı taşıyan Prof. Dr. Süleyman Gedik, 'İstihkâm subayı' olan amcası Yüzbaşı Necati Bey'i "İzmir'in kurtuluşu sırasında kente giren Cumhuriyet ordusunun yüzbaşısı" olarak tanıtır. Savaştan sonra İnhisarlar İdaresi'nde imalat şefi olarak çalışan Yüzbaşı Necati Bey. Nafia Hanım ile evlenir, Hayriye adında da bir kızı dünyaya gelir. 1944 senesinde de vefat eder.

Amcasıyla ilgili daha fazla bilgi almak için görüştüğüm Prof. Dr. Süleyman Gedik maalesef detaylı bir bilgiye sahip değildi. Yüzbaşı Gedik'i daha da ilginç kılansa ünlü edebiyatçımız Tomris Uyar'ın amcası olmasıydı.

Bugün 9 Eylül… Bundan 104 yıl önce Türk orduları İzmir'e girdi ve Kurtuluş Savaşı zaferle neticelendi. Bir asır sonra satır aralarında öğreniyoruz İzmir'e girenlerden birinin Yüzbaşı Necati olduğunu… O günü yaşayan ve isimleri bilinmeyen veya unutulan kaç kişi vardır kim bilir.

Bu toprakları bize vatan yapanları minnetle anarken, zaferimiz daim, İzmir'in kurtuluşu da kutlu olsun!

“Mostra” perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş. “Mostra” perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş ve eğlendirici, üstelik çok boyutlu ve düşündürücü filmlerden oluşan güzel bir “aşk” parantezi yaşadık.

Milli Mücadele 19 Mayıs 1919’da başladı, üç buçuk yıla yakın bir süre içinde 9 Eylül 1922’de zaferle sonuçlandı.

Önce müteahhitlerin suçlamalarıyla belediye başkanının evine sabaha karşı baskın yaparak gözaltına al, ardından tutukla ve görevden uzaklaştır.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz 6 Eylül’de yanına ekibini de alıp büyük bir ciddiyetle üç yıllık (2027- 2029) orta vadeli programı (OVP) açıkladı.

Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı. Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gün; bugün güzel İzmir’imizin kurtuluşunun 104. yıl dönümü…

Tam da 104 yıl önce bugün, bu saatlerde (sabah) Atatürk’ün süvarileri canları pahasına İzmir’e girdiler.

Siyasal yaşamda transferler, istifalar, asılsız suçlamalar, söylem-eylem tutarsızlığı, 180 derece dönüşler. Siyasal yaşamda transferler, istifalar, asılsız suçlamalar, söylem-eylem tutarsızlığı, 180 derece dönüşler, amacı aşan ifadeler, toplumsal yaşamda da gizli tanıklık, iftira, etkin pişmanlık, bahisçilik, lotarya düşkünlüğü kişilik zaafların dışavurumudur.

3 Kasım 1948 günü Cumhuriyet Gazetesi’nin ikinci sayfasında emekli süvari subayı Behçet Bağatır’ın bir mektubu yayınlanır ve şöyle bir çağrıda bulunur. .

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından geri çekilen Yunan birliklerinin takibi, kuvvetlerin dağınık çekilmesi nedeniyle oldukça güçleşmişti.

Weber toplumsal değişmeye klasik sosyologlardan farklı olarak tek bir nedenle. Weber toplumsal değişmeye klasik sosyologlardan farklı olarak tek bir nedenle, çizgisel olarak ilerleyen tarih anlayışı yerine çoklu etkenlerle şekillenen bir tarih görüşünü kabul eder.

Geçtiğimiz ay vizyona giren Odyssey filminde Bozcaada yani Tenedos’tan da bahsedildiğini filmi izleyenler anımsayabilir.

Türk ordusunun 9 Eylül günü İzmir’e girişinden önce “Armutlu” köyünde yaşananlar, Türk milletinin bu zafere. Mustafa Kemal Paşa’ya olan inancını ve minnettarlığını gözler önüne serer.

Geçtiğimiz aylarda bir müzayedede önemli bir Türk yazarının fotoğrafını fark ettim.

6 Haziran 1936 günü Ağaç Dergisinde bir ilan çıkar “Gaip Aranıyor” başlığı ile… Denir ki:

Yaşar Nabi Nayır’ın kültür hayatımıza en büyük katkısı elbette Varlık’tır.

Zihni Göktay’ı uzun yıllar tiyatro sahnesinde, sinema perdesinde ve televizyon ekranlarında seyrettik.

1915 senesinde Çanakkale Savaşları sırasında İstanbul’dan cepheye bir heyet gider.

Azerbaycan’dan Haydar, Moskova’dan Lena, Ukrayna’dan Maria, Tahran’dan Mehran, Gebze’den İnci, Kayseri’den Kübra, Başakşehir’den Tuğba, Ankara'dan Gülsemin ve adını bilmediğimiz binlerce kişi.

Geçen akşam sözleştik arkadaşla, oturduk, sohbet muhabbet. .

3 Kasım 1951 günü Nurullah Ataç Ankara’dan İstanbul’daki Yaşar Nabi’ye bir mektup gönderir ve bir defterden bahseder.

22 Nisan Çarşamba günü Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nda ATAM Başkanı Sayın Ahmet Kılınç'ın davetiyle “Millî Mücadele’den Günümüze Ankara’daki Diplomatik Misyonlar ve Elçilik Binaları” başlıklı konferansta elçilikleri anlattık. 22 Nisan Çarşamba günü Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nda ATAM Başkanı Sayın Ahmet Kılınç'ın davetiyle “Millî Mücadele’den Günümüze Ankara’daki Diplomatik Misyonlar ve Elçilik Binaları” başlıklı konferansta elçilikleri anlattık.

“Nerede o eski bayramlar? ” diyen çok tabii günümüzde. Bayram denince ilk akla gelen de bayramlık, bayram harçlığı ve çocuklar… Devir değişti, zamane çocukları da kapıya gelip şeker istemiyor artık.

Melih Cevdet’in anılarını kaleme aldığı kitabında bazı dostlarının vefatından duyduğu üzüntüden bahsetmiştir.