83. Venedik Film Festivali’nden notlar: Gerçeğin içinde ve sınırların ötesinde...

· Cumhuriyet

83. Venedik Film Festivali’nden notlar: Gerçeğin içinde ve sınırların ötesinde...

Ana seçkinin en çarpıcı filmlerinden biri olan “Dau”, Rus asıllı yönetmen İlya Khrzhanovsky’nin (1975) yirmi yıldan bu yana üzerinde çalıştığı devasa bir projenin son noktası.

Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> 83. Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> 83. Venedik Film Festivali’nden notlar: Gerçeğin içinde ve sınırların ötesinde. . Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Mehmet Basutçu Son Köşe Yazıları 83. Venedik Film Festivali’nden notlar: Gerçeğin içinde ve sınırların ötesinde. .

Ana seçkinin en çarpıcı filmlerinden biri olan "Dau", Rus asıllı yönetmen İlya Khrzhanovsky'nin (1975) yirmi yıldan bu yana üzerinde çalıştığı devasa bir projenin son noktası. Geçmişte, dönem dönem eldeki malzemelerden kotarılmış farklı biçimleriyle sinema, tiyatro. Geçmişte, dönem dönem eldeki malzemelerden kotarılmış farklı biçimleriyle sinema, tiyatro ve sergi mekânlarında izleyicilerle buluşmuş olan iddialı projenin, 195 dakikalık bir filme dönüşen son aşaması.

Estetiğiyle çarpıcı, mizanseniyle çılgın, içeriğiyle önemli, dağınıklığı gerisinde tutarlı, hem itici, hem de büyüleyici bir başyapıt.

Dau, Sovyet atom bombasının babası, fizikçi Lev Landau'nun (1908 Bakû-1968 Moskova) takma adı. Bir noktada, Oppenheimer'in genleri farklı sahte ikiz kardeşi diyebiliriz Landau'ya. Aralarında, zıt yanları eksik olmayan, çok boyutlu bir akrabalık var sanki.

1962 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü, "yoğunlaşmış maddenin, özellikle de sıvı helyumun süper akışkanlığını açıklayan öncü teorik çalışmaları" nedeniyle tek başına alan Landau'nun yaşamından esinlenen film, klasik bir biyografi olmanın çok ötesinde, deneysel nitelikleri. 1962 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü, "yoğunlaşmış maddenin, özellikle de sıvı helyumun süper akışkanlığını açıklayan öncü teorik çalışmaları" nedeniyle tek başına alan Landau'nun yaşamından esinlenen film, klasik bir biyografi olmanın çok ötesinde, deneysel nitelikleri ve çapraz sanatsal boyutlarıyla son derece özgün, değerli bir çalışma. Değişik bir sinema dili arayışı gerisinde, performans sanatlarıyla antropolojiyi harmanlarken toplumsal. Değişik bir sinema dili arayışı gerisinde, performans sanatlarıyla antropolojiyi harmanlarken toplumsal ve politik boyutlarıyla da zenginleşen, uzun soluklu benzersiz bir yapıt olan "Dau"nun ilk hazırlıkları 2006'da başlar. Harkiv'de, dev bir Sovyet araştırma enstitüsü dekoru kurulmuş, yüzlerce insan burada dönemin koşullarını yaşayarak iki yıl boyunca çekimlere katılmıştı. Yaklaşık 700 saatlik 35 mm çekilmiş görüntülerden bugünkü son versiyona gelene dek çok sayıda film çıkmıştı ortaya.

Khrzhanovsky'nin temel amacı, Stalin döneminin yoğun gözetim ve baskısı altında oluşan korku imparatorluğu gerçeğini perdede yeniden canlandırmak değil; seyirciye. Tüm benliğiyle, kendini o düzenin içinde bulunma duygusunu yaşatabilmek.

Bu uzun süreçte, profesyonel oyuncular yerine akademisyenlerden, sanatçılardan, müzisyenlerden ve sıradan insanlardan oluşan geniş kadrosuyla doğaçlamaya alan açan Khrzhanovsky, gerçek yaşamdan beslenen ilişkileri. Bu uzun süreçte, profesyonel oyuncular yerine akademisyenlerden, sanatçılardan, müzisyenlerden ve sıradan insanlardan oluşan geniş kadrosuyla doğaçlamaya alan açan Khrzhanovsky, gerçek yaşamdan beslenen ilişkileri ve durumları, yer yer son derece sert bir bakış açısı eşliğinde, tüm çiğlikleriyle sahneye koymayı başarıyor. Sonuçta, kurmaca ile gerçek arasındaki sınırları bilinçli olarak yok eden; bazen alabildiğine büyüleyici estetik cüretkârlığıyla hayranlık uyandıran. Sonuçta, kurmaca ile gerçek arasındaki sınırları bilinçli olarak yok eden; bazen alabildiğine büyüleyici estetik cüretkârlığıyla hayranlık uyandıran, yer yer de provokatif duruşuyla son derece rahatsız edici olabilen karmaşık bir sinema yapıtı çıkıyor ortaya.

Özellikle işkence ve sevişme sahnelerinin çiğ bırakılmış ya da estetize edilmiş gerçekçiliği, "Dau"nun sinemasal etkisini artırırken, yönetmenin getirip önümüze koyduğu temel sorunun da altını çiziyor: Bir sanat yapıtı adına, gerçek insanların yaşadıkları ya da yaşayabilecekleri psikolojik.

Daha önceki dönemlerde izlenen, henüz tamamlanmamış "Dau" filmleri sonrasında ağır etik eleştirilere hedef olan Khrzhanovsky, çekimlerin oyuncuların bilgisi. Daha önceki dönemlerde izlenen, henüz tamamlanmamış "Dau" filmleri sonrasında ağır etik eleştirilere hedef olan Khrzhanovsky, çekimlerin oyuncuların bilgisi ve rızasıyla yapıldığını; işkence ve tecavüz sahnelerinin gerçekleri yansıtmadığını vurgulayarak "Tek gerçek, aslında, duygularımızla oluşturduğumuz öznel gerçeğimizdir" tezini savunmuştu.

Sovyet totalitarizmini geçmişte kalmış bir tarih olarak değil, bilim, iktidar ve bireysel özgürlük arasındaki tehlikeli ilişkilerin hâlâ canlı bir modeli olarak önümüze getiren filmin başrolünde, son derece yaratıcı, pırıltılı bir yorum sunan Yunan kökenli Rus müzisyen, orkestra şefi. Sovyet totalitarizmini geçmişte kalmış bir tarih olarak değil, bilim, iktidar ve bireysel özgürlük arasındaki tehlikeli ilişkilerin hâlâ canlı bir modeli olarak önümüze getiren filmin başrolünde, son derece yaratıcı, pırıltılı bir yorum sunan Yunan kökenli Rus müzisyen, orkestra şefi ve aktör Teodor Currentzis (1972), sergilediği çok boyutlu performans ile, "Dau"nun yarattığı garip gerçeklik duygusunu daha da yoğunlaştırmakta.

Bu arada, Ukrayna savaşına rağmen sanatını Rusya'da icra etmeyi sürdürdüğü gerekçesiyle, Currentzis'in bazı konserlerinin Avrupa ülkelerinde boykot edildiği bilgisini de eklemeliyiz.

"Dau" ne kadar heyecan vericiyse ilgiyle beklenen Altın Aslan adayı "Bunker" o kadar düş kırıklığı yarattı!

Yetenekli, saygın bir yazar ve dramaturg olan, geçen yıl çok genç sayılabilecek bir yaşta prestiji yüksek Fransız Akademisi üyesi seçilen Florian Zeller (1979), yazdığı bir tiyatro oyunundan uyarladığı ilk film yönetmenliği denemesi olan "Le Père"( Baba, 2019) ile, insan ruhunun kırılganlığına. Yetenekli, saygın bir yazar ve dramaturg olan, geçen yıl çok genç sayılabilecek bir yaşta prestiji yüksek Fransız Akademisi üyesi seçilen Florian Zeller (1979), yazdığı bir tiyatro oyunundan uyarladığı ilk film yönetmenliği denemesi olan "Le Père"( Baba, 2019) ile, insan ruhunun kırılganlığına ve aile ilişkilerinin görünmeyen çatlaklarına son derece incelikli biçimde yaklaşmış bir sanatçıydı. Anthony Hopkins ile Olivia Colman'ın yorumladıkları film, umut verici bir ilk adım olmuştu. İkinci adım, "Oğul" (Le Fils, 2022) yine başarılıydı ve Venedik'te uzun uzun alkışlanmıştı.

Florian Zeller'in üçüncü filmi olan "Bunker" de kâğıt üzerinde çok şey vaat ediyordu. Yazarın, yine kendi kaleminden çıkan senaryo, son derece doğurgan gözükmekteydi.

Dünyanın çöküşünden korkan bir teknoloji milyarderi, yeraltında yaptırmak istediği lüks sığınağı, Javier Bardem'in yorumlayacağı ünlü bir mimara yaptırmak istemektedir. Kendinden emin ve kendini beğenmiş mimar, karısıyla (Penélope Cruz) arasındaki güçlü aşk bağlarının giderek gevşediğini görmektedir. Kendinden emin ve kendini beğenmiş mimar, karısıyla (Penélope Cruz) arasındaki güçlü aşk bağlarının giderek gevşediğini görmektedir, yaşamına yön veren değerleri sorgulama aşamasına gelmiştir.

Ne yazık ki bu kadar sıradan sözcük ve imgelerle özetlenecek kadar yavan, sıradan bir geniş kitle sineması örneği çıkıyor karşımıza.

Penélope Cruz ile Javier Bardem'in güçlü varlıkları, hatta gerçek hayattaki birlikteliklerinin yarattığı özel kimya, filmin kimi sahnelerini ayakta tutuyor belki. Penélope Cruz ile Javier Bardem'in güçlü varlıkları, hatta gerçek hayattaki birlikteliklerinin yarattığı özel kimya, filmin kimi sahnelerini ayakta tutuyor belki ama iki yıldız oyuncunun getirdiği ağır yük yönetmeni bir noktadan sonra boğmuş olmalı. Tıpkı, senaryonun nefesinin sık sık kesilmesi gibi.

Daha da önemlisi, zenginlik, eşitsizlik, yalnızlaşma ve gelecek korkusu gibi önemli meseleler, sanki yetenekli bir yazarın incelikli kaleminden değil de geniş kitleleri hedefleyen bir senaryo algoritmasından çıkmışçasına, kolay tüketilen espriler. Daha da önemlisi, zenginlik, eşitsizlik, yalnızlaşma ve gelecek korkusu gibi önemli meseleler, sanki yetenekli bir yazarın incelikli kaleminden değil de geniş kitleleri hedefleyen bir senaryo algoritmasından çıkmışçasına, kolay tüketilen espriler ve açıklamalar biçiminde yansımış diyaloglara. Neredeyse yapay zekâ tarafından kaleme alınmış gibi! Kuşkusuz, karikatürize edilmiş sert bir benzetme bu ancak filmin giderek "yapay"laşan dramaturjisini anlatmak için, ne yazık ki uygun bir benzetme.

Bunker'daki teknoloji milyarderi karakteri de günümüzün Elon Musk/Zuckerberg tipolojisini çağrıştırmakta. Tam da bu nedenle, yarışma dışı gösterilen Alex Gibney (1953) imzalı "Musk" belgeseli ayrıca önem kazanıyor. Yaklaşık dört saat süren film, Elon Musk'ın teknoloji girişimciliğinden siyasal güce erişmeye dek uzanan yükselişini, çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkileri. Yaklaşık dört saat süren film, Elon Musk'ın teknoloji girişimciliğinden siyasal güce erişmeye dek uzanan yükselişini, çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkileri ve giderek büyüyen toplumsal etkisini araştırıyor.

Musk filme bizzat katılmayı reddetmiş. Aslında, Gibney'nin gerçekleştirdiği belgesel, sadece bir milyarderin portresinden çok, teknolojik servetin siyasal iktidara dönüşebildiği bir çağın anatomisi olarak önem kazanıyor.

Ana seçkinin en çarpıcı filmlerinden biri olan “Dau”, Rus asıllı yönetmen İlya Khrzhanovsky’nin (1975) yirmi yıldan bu yana üzerinde çalıştığı devasa bir projenin son noktası.

Yeni “transfer” dedikoduları da gündemdeyken Cumhuriyet’in dünkü haberine göre, Üsküdar Belediyesi’ne yapılan operasyonla birlikte, İstanbul’daki 15 ilçe belediye başkanı görevlerinden uzaklaştırılmış oldu. 2024 yerel seçimlerinde CHP’ye verilen oyların tersine, yönetimleri İktidara devredilen ilçe belediyelerinde gasp edilmiş olan oy sayısı 1 milyon 382 bin 746’ya ulaştı.

“Ortak vatan” deyişini kullananlar suç işlediklerini nedense bilmiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesini okuyalım.

Geçen hafta Beyaz Saray’ın sosyal medya hesaplarında bir video yayınlandı.

TEMA gönüllüleri özgürlüğüne kavuşunca NATO zirvesi öncesi tutuklanan kimse kalmadı sanıyoruz.

Türkiye, kardeş Pakistan ve Suudi Arabistan’la birlikte Mekke Güvenlik Paktı’nı kurdu.

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok.

Soru: 05/07/1982 doğumluyum. 8/9/2001 tarihinde yeraltı maden ocağında çalışmaya başladım.

Küresel kapitalizmin İran yenilgisi, özellikle de ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonya planının suya düşmesi, yeni stratejilerin hemen uygulamaya konulmasını beraberinde getirdi.

Tarımdaki sıkıntılar giderek daha da artıyor. Çiftçi hangi ürüne el atsa işin içinden çıkamıyor. Buğdaydan mısıra, incirden üzüme hemen her üründe sıkıntı var. Üretici bin bir emek ve zahmetle üretmeye çalıştığı her üründen zarar ediyor.

Ayrılık, çok geçmişten getirdiğimiz ve yaşamımızın farklı dönemlerinde farklı biçimlerde tekrar tekrar karşılaştığımız bir durum.

OECD’nin açıkladığı PISA 2025 sonuçları Türkiye açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.

18 yıl sonra gelen Şampiyonlar Ligi’ne katılma zaferi Fenerbahçelileri öyle iştahlandırmış olmalı ki 50 bin kişilik koro maç boyunca hiç susmadı.

“Mostra” perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş. “Mostra” perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş ve eğlendirici, üstelik çok boyutlu ve düşündürücü filmlerden oluşan güzel bir “aşk” parantezi yaşadık.

Son iki gün içinde izlediğimiz beş ilginç film, anlamlı bir bütün oluşturdu.

Daha ilk günden, Altın Aslan adayı politik içerikli filmler henüz izlenmeden sinemanın içinde bulunduğu siyasal. Daha ilk günden, Altın Aslan adayı politik içerikli filmler henüz izlenmeden sinemanın içinde bulunduğu siyasal ve kurumsal ortamla ilgili polemik söylemler ön plana çıktı.

Venedik Film Festivali’nde dün akşam yapılan resmi açılış töreninden önce, 1 Eylül gecesi ön açılış vardı.

Bu akşam, İngiliz yönetmen Danny Boyle’un (1956) “Ink” adlı filmiyle başlamadan önce yapılacak açılış töreninde, Georges Clooney’in oyuncu, yönetmen ve yapımcı kimlikleriyle, mesleki yaşamının tümü için “Onur Altın Aslanı” alacağı 83’üncü Venedik Film Festivali, her zamanki gibi, sadece bir film yarışması değil, sinemanın hangi yöne evrildiğini, “auteur” kavramının bugün ne anlama geldiğini. Bu akşam, İngiliz yönetmen Danny Boyle’un (1956) “Ink” adlı filmiyle başlamadan önce yapılacak açılış töreninde, Georges Clooney’in oyuncu, yönetmen ve yapımcı kimlikleriyle, mesleki yaşamının tümü için “Onur Altın Aslanı” alacağı 83’üncü Venedik Film Festivali, her zamanki gibi, sadece bir film yarışması değil, sinemanın hangi yöne evrildiğini, “auteur” kavramının bugün ne anlama geldiğini ve sinema salonu ile dijital platform arasındaki sınırların ne ölçüde eridiğini görmek için de önemli bir barometre olmayı sürdürecek.

Fransa’da uzun zamandan beri, Türk sineması için bu denli zengin bir mevsim açılışı yaşamamıştık. .