· Cumhuriyet
“Mostra” perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş. Eğlendirici, üstelik çok boyutlu ve düşündürücü filmlerden oluşan güzel bir “aşk” parantezi yaşadık.
Bütün Cumhuriyet arşivi her yerde ve her an yanınızda! İster telefondan, ister bilgisayardan. Cumhuriyet Arşiv 1930 Yılından Bugüne 5.485.115+ Haber Kupürü App Store Google Play 50 BİN + İndirme Size En Uygun Paketi Seçin 4.5 değerlendirme Abonelik Seçeneklerini İnceleyin Edebiyatın. Kültürün Nabzı Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> 83. Takip Et: Paylaş: Menü Giriş Yap Kayıt Ol eGazete Giriş Okuma Listem Gündem Yazarlar Çizerler Resmi İlanlar Oyun Siyaset Ekonomi Dünya Spor Yaşam Cumhuriyet'in Egesi Kültür Sanat Cumhuriyet Pazar Sürdürülebilirlik Cumhuriyet Kitap Gurme Sağlık Bilim ve Teknoloji Moda Eğitim Gezi Çevre Otomotiv İş Dünyası Kategoriler Astroloji Uygulamalar Hava Durumu Namaz Vakitleri --> 83. Venedik Film Festivali’nden notlar: Aşkın dayanılmaz hafifliği ve ağırlığı. . Cumhuriyete Özel Kayıt Ol Giriş Yap --> Takip Et: Paylaş: Mehmet Basutçu Son Köşe Yazıları 83. Venedik Film Festivali’nden notlar: Aşkın dayanılmaz hafifliği ve ağırlığı. .
"Mostra" perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş. “Mostra” perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş ve eğlendirici, üstelik çok boyutlu ve düşündürücü filmlerden oluşan güzel bir “aşk” parantezi yaşadık.
Duygusal tutku ve dürtüsel cinsellik gibi klasik temalara bambaşka pencerelerden bakan iki yönetmen, İtalyan sinemasının eskimeyen adı Nanni Moretti (1953) "Succederà questa notte", Güney Koreli Lee Chang-dong (1954). "Possible Love'' ile eğilirlerken gelecek cumartesi gecesi ödül listesine adlarını yazdırabilecek güçte iki büyük film çekmişler.
Cannes'da, "Caro diario" (1994) ile Mizansen, "La stanza del figlio" (2001) ile Altın Palmiye; Venedik'te de "Sogni d'oro" (1981) ile jüri büyük ödülü kazanan Moretti. 1989'dan bu yana ilk kez Altın Aslan için yarışırken, hepimizi şaşırtıyor, hatta bir bölümümüzü hayran bırakıyor! Çünkü bu kez katıksız, içten, "hafif bir aşk filmi" var karşımızda, bir o kadar da tutarlı ve bütünlüklü.
Oldukça ütopik bir hikâye gerisinde, hafif ve alaycı yaklaşımıyla kendini ciddiye almaz gibi görünen, ciddi bir aşk filmi. .
Louis Garrel ile Jasmine Trinca'nın canlandırdığı çiftin yıllara yayılan aşk öyküsü, karşılaşma, buluşma, ayrılık, yitirilmiş fırsat. Louis Garrel ile Jasmine Trinca'nın canlandırdığı çiftin yıllara yayılan aşk öyküsü, karşılaşma, buluşma, ayrılık, yitirilmiş fırsat ve ertelenmiş mutluluk örgüsü üzerinden zincirleme ilerliyor. Moretti'nin temel aşk anlayışı ise şaşırtıcı ölçüde köktenci: Ya hep ya hiç! Gerçek aşk varsa geçen zaman, yaşanan ayrılıklar, başka ilişkiler falan onu asla yok edemez! Bir noktada, alın size bir mutlak aşk ütopyası.
Genellikle politik ve toplumsal göndermelerle dolu sinemasından farklı bir yerde duran bu son filminde bile, yönetmenin imzasını hemen tanıyabiliyoruz: Dalgacı anlatım dili, gündelik yaşamın küçük ayrıntılarına verdiği önem, karakterlerine duyduğu şefkat. . Nanni Moretti, kahramanlarıyla hafifçe dalga geçerken bile onları asla küçümsemiyor. Sergilediği romantizmin zaman zaman saflığa dönüşmesi de denetim altında tuttuğu bilinçli bir tercih. Hafif bir gülümseme eşliğinde, hınzır bir saptama gelip takılıyor insanın aklına: "Nihayet. Hafif bir gülümseme eşliğinde, hınzır bir saptama gelip takılıyor insanın aklına: "Nihayet, içinde eşcinsellik olmayan saf bir aşk hikâyesi izleyebildik, ne kadar da özlemişiz!... . .
Nanni Moretti, heteroseksüel cinselliği görüntülemekten kaçınmadığı gibi; romantik melodramın kaygan sınırlarında olaşmaktan da korkmayan, çok hoş bir aşk filmi çekmiş.
Güney Koreli yönetmen Lee Chang-dong ise aşkın karşısına çok daha sert dünya gerçeklerini koyuveriyor. "Possible Love", iki evli çiftin yaşamlarını kesiştiren güncel bir hikâye gerisinde; sınıfsal farklılıklar. "Possible Love", iki evli çiftin yaşamlarını kesiştiren güncel bir hikâye gerisinde; sınıfsal farklılıklar, işsizlik, liberal kapitalizmin acımasızlığı, sermayenin çıkarlarını koruyan siyasal gücün uyguladığı polis şiddeti gibi temaları da senaryosunun merkezine dek taşıyor. İşten çıkarılan işçiler üzerine bir belgesel hazırlayan varlıklı belgesel sinema yönetmeni Yeji'nin hazırladığı film toplumsal eşitsizlikleri görünür kılarken özel hayatla siyaset arasındaki sınırlarını da sorguluyor.
Lee Chang-Dong'un dünyasında, ilişkileri yalnızca kişisel zaaflar belirlemiyor. Ekonomik güvencesizlik, sınıfsal ayrıcalık, devlet baskısı ve şiddeti, aşk ilişkilerinin özel alanına kadar giriveriyor. Polisin grevcilere sert biçimde müdahale etmesinin yarattığı travmalar, filmin dekorunun bir parçasını oluşturmaktan çok, yaşamlarını görünür kılmayı hedeflediği işçi karakterlerin ruhlarına işleyen. Polisin grevcilere sert biçimde müdahale etmesinin yarattığı travmalar, filmin dekorunun bir parçasını oluşturmaktan çok, yaşamlarını görünür kılmayı hedeflediği işçi karakterlerin ruhlarına işleyen ve derin izler bırakan gerçekler olarak ağırlık kazanmakta.
Sonuçta her iki film de "Aşk nedir" sorusunu karşıt açılardan bakarak yanıtlamaya çabalıyor. Moretti için aşk, tüm düş kırıklıklarına rağmen, inanabileceğimiz en son umut, en temel ütopyadır.
Lee Chang-dong içinse, eşitsizliklerin ve siyasal şiddetin hüküm sürdüğü bir dünyada, kendisini korumakta ve saflığını yitirmemekte zorlanan bir yüce duygu. Biri aşkı dünyaya karşı savunurken diğeri, dünyanın aşkı nasıl yaraladığını göstermekte.
Bu noktada, ilginç bir soru daha gündeme geliyor: Aşk, dünyada kaçabileceğimiz son sığınak mıdır? Yoksa, dünyanın bütün yükünü taşımak zorunda kalan karmaşık bir alan mı?
Altın Aslan yarışına, henüz üçüncü filmi olan "Women Unknown" ile ilk kez katılan, Danimarkalı bir anne ile Mısırlı babanın kızı, yönetmen. Altın Aslan yarışına, henüz üçüncü filmi olan "Women Unknown" ile ilk kez katılan, Danimarkalı bir anne ile Mısırlı babanın kızı, yönetmen ve senarist May el-Touky (1977), bu soruya bambaşka ve çok daha acılı, gerçekçi bir yanıt getiriyor: 2. Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında, Alman askerleriyle ilişki kurdukları için "işbirlikçi" damgası yiyen kadınların ortak hikâyelerinden yola çıkan film, aşkı, savaşın. Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında, Alman askerleriyle ilişki kurdukları için "işbirlikçi" damgası yiyen kadınların ortak hikâyelerinden yola çıkan film, aşkı, savaşın ve toplumsal intikamın gölgesinde sorguluyor.
Zengin bir ailenin yanında mürebbiyelik yapan Marie, ev sahibesi vefat edince mekânın yeni hanımı olma aşamasına gelmiştir. Ancak savaş yeni bitmiştir ve Danimarkalılar, yakın geçmişleriyle hesaplaşma aşamasındadırlar.
İlk uzun filmi "Long Story Short" (2015) ile dikkat çeken kadın yönetmen, uluslararası çıkışını "Queen of Hearts" (2019) ile yapmıştı; bu sarsıcı dram. İlk uzun filmi "Long Story Short" (2015) ile dikkat çeken kadın yönetmen, uluslararası çıkışını "Queen of Hearts" (2019) ile yapmıştı; bu sarsıcı dram, yasak bir ilişkinin aile içindeki iktidar dengelerini nasıl altüst ettiğini anlatıyordu.
Bu kez, "Women Unknown" ile toplumsal dengeleri sorgulayan elToukhy, dekorundan ışığına dek son derece özenli mizanseni. Bu kez, "Women Unknown" ile toplumsal dengeleri sorgulayan elToukhy, dekorundan ışığına dek son derece özenli mizanseni ve mesafeli klasik anlatım diliyle etkileyici bir film imzalamış. Ayrıca, başroldeki genç oyuncu Mathilde Arcel (1996) müthiş bir performans sergiliyor. Filmde canlandırdığı Marie karakterinin, korku ve utanç duyguları arasında gidip gelmesini ince bir derinlikle yansıtırken. Filmde canlandırdığı Marie karakterinin, korku ve utanç duyguları arasında gidip gelmesini ince bir derinlikle yansıtırken, kırılganlık ile yaşama tutunma iradesini aynı bedende buluşturması son derece etkileyici. Bu başarılı yorum, kendisine en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıracak nitelikte. Evet, ister ferahlatıcı en son sığınak olsun, ister bunaltıcı karmaşık bir alan. Aşktan kaçış yok, olsa da, herkesin yolu farklı.
“Mostra” perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş. “Mostra” perdelerinde bu hafta sonu, hiç beklemediğimiz kadar hafif ama derinlikli, ummadığımız kadar da hoş ve eğlendirici, üstelik çok boyutlu ve düşündürücü filmlerden oluşan güzel bir “aşk” parantezi yaşadık.
Milli Mücadele 19 Mayıs 1919’da başladı, üç buçuk yıla yakın bir süre içinde 9 Eylül 1922’de zaferle sonuçlandı.
Önce müteahhitlerin suçlamalarıyla belediye başkanının evine sabaha karşı baskın yaparak gözaltına al, ardından tutukla ve görevden uzaklaştır.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz 6 Eylül’de yanına ekibini de alıp büyük bir ciddiyetle üç yıllık (2027- 2029) orta vadeli programı (OVP) açıkladı.
Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı. Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gün; bugün güzel İzmir’imizin kurtuluşunun 104. yıl dönümü…
Tam da 104 yıl önce bugün, bu saatlerde (sabah) Atatürk’ün süvarileri canları pahasına İzmir’e girdiler.
Siyasal yaşamda transferler, istifalar, asılsız suçlamalar, söylem-eylem tutarsızlığı, 180 derece dönüşler. Siyasal yaşamda transferler, istifalar, asılsız suçlamalar, söylem-eylem tutarsızlığı, 180 derece dönüşler, amacı aşan ifadeler, toplumsal yaşamda da gizli tanıklık, iftira, etkin pişmanlık, bahisçilik, lotarya düşkünlüğü kişilik zaafların dışavurumudur.
3 Kasım 1948 günü Cumhuriyet Gazetesi’nin ikinci sayfasında emekli süvari subayı Behçet Bağatır’ın bir mektubu yayınlanır ve şöyle bir çağrıda bulunur. .
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından geri çekilen Yunan birliklerinin takibi, kuvvetlerin dağınık çekilmesi nedeniyle oldukça güçleşmişti.
Weber toplumsal değişmeye klasik sosyologlardan farklı olarak tek bir nedenle. Weber toplumsal değişmeye klasik sosyologlardan farklı olarak tek bir nedenle, çizgisel olarak ilerleyen tarih anlayışı yerine çoklu etkenlerle şekillenen bir tarih görüşünü kabul eder.
Son iki gün içinde izlediğimiz beş ilginç film, anlamlı bir bütün oluşturdu.
Daha ilk günden, Altın Aslan adayı politik içerikli filmler henüz izlenmeden sinemanın içinde bulunduğu siyasal. Daha ilk günden, Altın Aslan adayı politik içerikli filmler henüz izlenmeden sinemanın içinde bulunduğu siyasal ve kurumsal ortamla ilgili polemik söylemler ön plana çıktı.
Venedik Film Festivali’nde dün akşam yapılan resmi açılış töreninden önce, 1 Eylül gecesi ön açılış vardı.
Bu akşam, İngiliz yönetmen Danny Boyle’un (1956) “Ink” adlı filmiyle başlamadan önce yapılacak açılış töreninde, Georges Clooney’in oyuncu, yönetmen ve yapımcı kimlikleriyle, mesleki yaşamının tümü için “Onur Altın Aslanı” alacağı 83’üncü Venedik Film Festivali, her zamanki gibi, sadece bir film yarışması değil, sinemanın hangi yöne evrildiğini, “auteur” kavramının bugün ne anlama geldiğini. Bu akşam, İngiliz yönetmen Danny Boyle’un (1956) “Ink” adlı filmiyle başlamadan önce yapılacak açılış töreninde, Georges Clooney’in oyuncu, yönetmen ve yapımcı kimlikleriyle, mesleki yaşamının tümü için “Onur Altın Aslanı” alacağı 83’üncü Venedik Film Festivali, her zamanki gibi, sadece bir film yarışması değil, sinemanın hangi yöne evrildiğini, “auteur” kavramının bugün ne anlama geldiğini ve sinema salonu ile dijital platform arasındaki sınırların ne ölçüde eridiğini görmek için de önemli bir barometre olmayı sürdürecek.
Fransa’da uzun zamandan beri, Türk sineması için bu denli zengin bir mevsim açılışı yaşamamıştık. .
Kişisel özgürlüklerin önemli bir parçası olan cinsel tercihler konusunu işleyenler yanında (Koji Fukada, Charline BourgeoisTacquet). Kişisel özgürlüklerin önemli bir parçası olan cinsel tercihler konusunu işleyenler yanında (Koji Fukada, Charline BourgeoisTacquet), küresel ölçekli, geçmiş ya da güncel savaş gerçeklerine el atan yönetmenlerin (Pawel Pawlikowski, Laszlo Nemes, Andreï Zviaguintsev...) filmleriyle başlamıştık festivale. . ) filmleriyle başlamıştık festivale.
İşte, ödül listeleriyle birlikte durmadan ısıtılıp önümüze sürülen dilemma. Sanatsal etkinliklerde yarışma düzenlemenin temelindeki anlamsızlığı yeniden vurgulama olanağı getirmesi dışında, ne yararı olabilir ki bu sorunun?
Oyun Atölyesi, Avrupa turnesinin ilk adımını Paris’te Gymnase Marie Bell tiyatrosunda attı
81. Venedik Festivali son buldu, yönetmen Pedro Almodovar filmiyle Altın Aslan’ı kazandı: Geniş yelpaze. .
80. Venedik Film Festivali sonuçlandı: Dengeli, çok odaklı ödül listesinde Türk sinemasına yer bulunamadı: Sorumlu ve yaratıcı sinema
80. Venedik Film Festivali’nden notlar: Genç Türk sinemasının olgunluğu
80. Venedik Film Festivali’nden notlar: Yapay zekâ şaşkın insanlar